Bana entelektüelini söyle...

Bana entelektüelini söyle...
Bana entelektüelini söyle...

Adil Kurt.

Seçim sisteminin BDP lehine işlediğini savunan Akif Beki ve benzerlerinin yaklaşımı, siyasi körlüğün yanı sıra adaletsizlik ve insafsızlık da içeriyor
Haber: SEYFİ ÖNGİDER / Arşivi

AKP ’den önce üst üste üç seçim -1950, 1954, 1957- kazanan parti Adnan Menderes’in liderliğindeki Demokrat Parti (DP) idi. DP nasıl Soğuk Savaş’ın başladığı ve Sovyetler Birliği’nin öncülüğündeki komünist “Demir Perde” ülkelerine karşı ABD’nin önderliğindeki kapitalist “Hür Dünya ”nın kurulduğu sürece uygun bir siyasi örgütlenme olarak gelişti ve başarılı olduysa bugünkü AKP zaferlerinin arkasında da Soğuk Savaş’ın bitişi ve küreselleşme sürecinin derinleşmesi var. 1991’de Sovyetler Birliği’nin tarihe karışmasıyla Soğuk Savaşı kazanan “Hür Dünya” dünyanın her köşesinde, her karış toprağında kapitalizmin mutlak egemenliğini örgütlemeye başladığında “küreselleşme” adı verilen bu süreç aynı zamanda “yeni dünya düzeni” olarak da nitelendirilmişti. AKP işte bu sürecin, bu dünya düzeninin Türkiye’deki partisi olarak kuruldu; uluslararası konjonktür de uygun koşullar yarattı ve sonuçta bu sürecin harekete geçirdiği dinamiklerle Türkiye’nin geleneksel-tarihsel dokusunu iyi harmanlayan AKP toplumsal desteğini artırarak dokuz yıldır ülkeyi yönetiyor. Karşısındaki siyasi muhalefet bu yeni sürecin ve dünya düzeninin koşullarına uygun olarak örgütlenemediği, hâlâ başına kasket geçirerek destek bulacağını sandığı için başarılı olamıyor. Küreselleşme sürecinin gündeme getirdiği sorunlara “ulus-devlet” formatı ve zihniyeti içinden itiraz etmeye çalışırken milliyetçi/ulusalcı hareketlerin güç kazanması, Deniz Gezmiş posterlerinin basbayağı faşist dergiler tarafından basılması, sosyalist hareketin bir türlü toparlanamaması hep bu yeni dünya-tarihsel sürece uygun politikaların, örgütlenme ve mücadele biçimlerinin geliştirilememesinin sonuçlarıdır.
Bu hakikati kavrayıp, buna göre bir siyasal örgütlenme geliştiremeyenler hâlâ AKP’nin makarna, bulgur dağıtmasından, AKP’ye oy verenlerin “bidon kafalı” olduğundan, hatta “Stockholm sendromu”ndan söz ettikleri sürece umduklarını bulamayacaklar. Ancak bu siyasi körlük ve tahammülsüzlük sadece onlara mı özgü? 

AKP’nin ağzının tadı kaçtı
12 Haziran’da zafer kazanan AKP’nin ağzının tadını kaçıran BDP desteğindeki Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku’nun 36 milletvekiliyle parlamentoda kilit güç haline gelmesi oldu. Nitekim blokun “asıl muhalefet” olduğu gerçeği başarısını küçültmeye, önemsizleştirmeye çalışan AKP’li köşe yazarlarından belli… Örneğin, bu yazarlardan biri ve eski Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki Radikal’deki köşesinde (16.06.2011/ Demokratik özerklik kaç çekti?) BDP’nin hiç de başarılı olmadığını kanıtlamak için rakamlarla oynarken sonuçta yüzde 10 barajına BDP’nin sahiden karşı çıkmadığı noktasına varıyor! 2007 seçimlerine göre BDP oyları “yüzde 0.68 ya da 0.88” gibi, yani yüzde 1’i bile bulmayan önemsiz bir oranda artarken milletvekili sayısının ise yarı yarıya arttığından şikayet eden Beki, 5 milyondan fazla yeni seçmenle birlikte oylarını yüzde 3 artıran AKP’nin milletvekili sayısının düştüğünden yakınıyor. Bu durumda seçim sistemi AKP’nin aleyhine, yüzde 10 barajı dolayısıyla bağımsız adaylarla seçime katılan BDP’nin ise lehine işliyormuş. Şöyle diyor Beki: “BDP ise yüzde bir puanın ve bir milyonun altındaki bir oy artışıyla 14 sandalye daha ekledi eski mevcuduna. Kendi avantajlarına çalışan bu seçim sisteminin adaletsizliğinden ve yüzde 10 barajının varlığından hâlâ şikâyet ediyorlar. Sahiden mi?”
BDP’nin başarısını küçümsemek, ikiyüzlü ve samimiyetsiz bulmak, Kürt hareketini yok saymak konusunda Beki yalnız değil tabii, sadece tipik bir örnek olarak aktardığımız bu hazımsızlık ve tahammülsüzlük nasıl bir kafanın ürünü olabilir? Tayyip Erdoğan seçim mitingine gelmeyen ve ardından muhteşem bir örgütlenmeyle her birine eşit miktarda oy vererek - S. Demirtaş: 31927; A. Kurt: 31756; E. Canan: 30977- üç milletvekilini de bağımsızlardan seçen Hakkarililerin zorla, tehditle böyle davrandığını iddia edince AKP’nin “organik aydınları” da işi BDP’nin yüzde 10’luk seçim barajından memnun olduğunu söylemeye kadar vardırıyor. Bu kafanın AKP başarısını makarna, bulgur dağıtımıyla açıklayan kafadan ne farkı var? 

İktidarın dili
Ama Beki ve benzerlerinin yaklaşımı sadece siyasi körlük değil aynı zamanda eşi zor bulunur bir adaletsizlik ve insafsızlık da içeriyor. Yaklaşık dokuz yıldır ülkeyi yöneten, seçim kampanyasında trilyonlar harcayan ve devletin bütün olanaklarını kullanan iktidar partisini, son derece mütevazı harcamalar yapan, başta YSK olmak üzere, devletin çeşitli engellemeleriyle boğuşan bağımsız adaylarla kıyaslıyor. Bu mantık, bu dil ancak iktidar tepelerinden bakarak, muktedirin yanından kurulabilir. O kadar yükseğe çıkınca da aşağıdaki herkes çok küçük, böcek gibi görünüyor! Evet, AKP de baraj BDP’nin işine yarasın diye kaldırmadı zaten! Yüzde 10 barajı olmasa ve BDP parti olarak seçime girse AKP Diyarbakır’dan yine beş milletvekili, bölgenin genelinde o kadar milletvekili kazanabilir mi? BDP’nin oylarının bugün bağımsızların aldığı oyun çok üzerinde olacağını tahmin etmek o kadar zor mu? Beki, bir zahmet eski sözcüsü olarak Başbakan’a bu görüşlerini anlatsa da şu baraj kalkıverse, ne iyi olur… AKP’nin arkasındaki entelektüel desteğin niteliği, düzeyi bu olursa gelecek için iyimser olmak mümkün mü? Bana entelektüelini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim! Böylesi bir entelektüel bagajla AKP’nin Kürt sorununu ve anayasa meselesini nasıl ele alacağını göreceğiz. 

Blok, Kürtler, sosyalistler
Bu tür gerçeği çarpıtma, karartma çabalarının da gösterdiği gibi Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku AKP’nin karşısındaki asıl muhalefet olma imkanına, potansiyeline sahiptir. Bunu değerlendirebilmesinin başta gelen koşullarından biri ise kendisini Kürt sorunuyla sınırlamamasıdır; “sorunların sorunu” niteliğindeki bu sorunun yanı sıra emeğin sorunlarıyla, demokratik hak ve özgürlük sorunlarıyla uğraşabilecek tarzda kendisini yeniden kurmak zorundadır. Parlamento kürsüsünü sahici bir toplumsal mücadele örgütlemek için değerlendiren bir siyasi hareket önümüzdeki seçimlerin iktidar adayı olur.
Blok çatısı altında toplanan siyasi güçlerin önümüzdeki süreçte iktidar adayı olacak bir siyasi örgütlenme inşa etmeleri kolay değil tabii; ama aceleye getirmemek şartıyla, hedefte bunun olması gerekiyor. Soğuk Savaş ve “reel sosyalizm” döneminden kalan anlayışları ve sorunları aşamayan, birlik ve yeniden yapılanmayı 1989’dan beri tartışan sosyalist hareket sonuçta ÖDP örneğiyle büyük bir başarısızlık yaşayarak çok gerilere savruldu. Gelinen noktada “enternasyonalist sosyalistler” Kürt hareketiyle bir “çatı partisi” altında buluşup, “demokratik bir muhalefet hareketi” olarak örgütlenecekse çok dikkatli adımların atılması şarttır. Bu durum sosyalist hareketin de yeni bir hamle yapması açısından bir fırsat, bir şans olabilir. Ama aşılması, değişmesi gereken çok şey olduğu da bir gerçektir; ÖDP sürecine egemen olan anlayışla ve kimlikle sosyalistlerin Kürt hareketi için iyi bir partner olamayacağı kabul edilerek işe başlanırsa, belki de doğru bir başlangıç için ilk adım atılmış olur…