Bana genlerini söyle...

Son birkaç senedir giderek arttı fal merakımız sanki, size de öyle gelmiyor mu? Yok üniversite sınavından önce, yok eşinin işleri açılsın, ev alsın, koca bulsun diye türbelere, yatırlara koşup cefalı tepelere tırmanarak...
Haber: BİREP AYGÜN / Arşivi

Son birkaç senedir giderek arttı fal merakımız sanki, size de öyle gelmiyor mu? Yok üniversite sınavından önce, yok eşinin işleri açılsın, ev alsın, koca bulsun diye türbelere, yatırlara koşup cefalı tepelere tırmanarak umut aramaya alışık toplumumuz, şimdilerde daha postmodern bir tutumla, mesela İstanbul'da Beyoğlu'nun ara sokaklarında sıkça rastladığımız "Kahve içene fal bedava" promosyonlu kafelerde geleceğini arıyor. Artık alınyazısı mı, takdir-i ilahi mi, adını ne koyarsanız, illa ki gelecek bu kadar umurumuzdaysa, memnuniyetle bildirmek isterim ki kaderimizin bir boyutunu sahiden de deşifre etmek artık mümkün. Fal değil, gerçek. Siz hâlâ, reçetenizde yazılı ilaçlara genlerinizin ne tepki vereceğini bilmeden mi onları kullanıyorsunuz? Daha neler?, doktorunuz size genetik profilinizi belirlemeyi sağlayacak bir genetik test yapmadan mı teşhis koydu? Hangi çağda kalmışsınız kuzum siz?!
Hepimiz çok özeliz. Kimselere benzemeyiz. Herkes yaşamında hiç değilse birkaç sefer, için için, aslında ne kadar farklı olduğunu, "diğerleri gibi" olmadığını duyumsar da, öyle kolay bir şey değildir ortalık yerde bunu dillendirmek. "Ben" diye başlayan cümleler kurmak, hele de "diğerleri" ve "ben" diye saflara bölmek- ayıptır, etik olarak yanlıştır, ayrımcı, yerine göre aşağılayıcı, tam bir densizliktir yani. Oysa doğrudur, hepimiz farklıyız, hepimiz bir taneyiz. Özel olmayan ise bunun sadece bizim için değil, herkes için geçerli olmasıdır. "Farklılık" aslında herkes için aynıdır. Bu sebeple "ben ve diğerleri", "biz ve ötekiler", "yakın ve yabancılar", bütün bu sınıflandırmalar hem çok gerçek hem de çok sıradandır, çünkü herkes için durum "aynıdır".
Geninde yoksa unut
Herkes farklı. Sadece gözü, saçı, kaşı, boyu, posu, aklı, ruhu, bedeni, tözü, dünya görüşü, hayattaki duruşu ile değil, daha özelinde, daha özünde, herkesi aynı yapan -"aslında" farklı- hepimizin genleri farklı.
Bir gün yeni tanımakta olduğum bir arkadaşım, Pelin, genetik tartışırken bana kızdı, "Olur mu canım, nasıl her şeyden bu kadar deterministikmişcesine bahsediyorsun, 'ben' diye bir şey var, benim bir 'tözüm' var, seçimlerimi 'ben' belirliyorum!". Ben de, "O zaman olası kaderlerimizin toplamı desek? Tözümüzün yaptığı seçimlerin genetik potansiyelimizin dışında olup olamayacağı da başka bir tartışmanın konusu olsun" diye cevap verdim. "Ne yani genlerimde yoksa hayatımda imkanı yok mu" diye isyan etti. "Genlerinde var ise olacak diye bir garanti yok belki ama genlerinde yoksa olmayacağı kesin, tabii mutasyona falan uğrarsan o başka" dedim. "Öğrenirim, çalışırım, sebat ederim?!" Siz dilinizi rulo biçiminde kıvırabiliyor musunuz? Bazı insanlar bunu yapabilir, bazılarıysa ne kadar uğraşsa olmaz. Çünkü bu özellik tek bir gen tarafından kontrol edilir ve dil kıvırma genini taşımayan bir kimsenin bu hareketi yapabilmesi imkansızdır. Pelin de yapamadı.
Ama her şey bu kadar basit değil. Genlerimizi sadece bize "ne olacağımızı" söyleyen, hatta bunu dikte ettiren minik zorbalar olarak algılamak çok yanlış olur. Onlar daha ziyade bizim "mutlak varoluş" sınırlarımız, olabileceğimiz ve olamayacağımız her şey için bir "potansiyel havuzu". Baskıcı bir iktidar için diretmek yerine genlerimiz oldukça da demokratik davranırlar, bizim için "olabileceklerimizin" sınırı onlar tarafından belirlense de, "olanları" yaşayan belirler. Eğer bu sizin için iç rahatlatıcı olacaksa biliniz ki taşıdığımız potansiyeli nasıl kullanıp ne kadarını gerçekleştireceğimize, genler dışında, kalan her şey de etki ediyor. Yani tüm paydaşların bu meselede söz ve yaptırım hakkı var! İçine doğduğumuz coğrafi bölge, kültür, sosyolojik yapı, aileden başlayarak aldığımız eğitim, çevre, hava, su, yiyip içtiklerimiz, zaman içinde geliştirdiğimiz yaşam biçimimiz, bireysel ahlakımız, bize dokunan, dokunduğumuz, parçası olduğumuz, yanında, gölgesinde, içinde, dışında kaldığımız her şey, doğuştan getirdiğimiz gen havuzumuzu nasıl ve ne kadar kullandığımızı etkiliyor.
Kendinizi ne kadar tanıyorsunuz? Ya genlerinizi? Her birimiz için yapısal ya da işlevsel fonksiyonlar hep aynı genler tarafından kodlansa da, o gen her birimizde, kişiye özel küçük farklılıklar gösterebiliyor (SNP, tek nükleotid polimorfizmi). Bu sebeple hepimizin bireysel genetik profili farklı. Bu genetik farklılıkları, yani SNP'leri doğru okuyup yorumlayan, geleceği öngörebiliyor. Fal değil, gerçek. 15 sene önce "Genler DNA'nın en küçük fonksiyonel birimleri, DNA kromozomlar biçiminde hücrenin çekirdeğinde taşınan kalıtsal bilgi kodu, insanda 46 kromozom var, 23'ü anneden 23'ü babadan gelir" düzeyinde seyreden genetik genel kültür, artık bize "Handeciğim genetik yapıma uygun harika bir diyet programına başladım!" ya da "Altyapıya yazdırmadan önce bizim çocuklara genetik test yaptıracağım" veya "Abi ne yapayım duramıyorum, çapkınlık genlerimde var" gibi cümleler kurdurma noktasına geldi. Peki sahiden böyle mi? Evet, sahiden biraz böyle.
Değişmez mi?
Genler bize hemofili veya Huntington hastası olacağımızı, renk körlüğümüzü ve şu ana dek tanımlanmış bunlar gibi yaklaşık 10,000 (onbin) tek gen bozukluğunu zaten direkt söylüyor. Var mı bu hastalık geni? Geçmiş olsun. Ama sadece olacakları değil, olabilecekleri de söylüyor. Bu olacaklar da size özel. Çünkü SNP'leriniz böyle. Bazı durumlarda adı konan genetik varyant, beslenme ve yaşam tarzımıza bağlı olarak hastalık biçiminde ortaya çıkacak bir yatkınlığı temsil ediyor, "Suzan hanım" bu şekilde devam ederse kalp hastası olacak, diabet olacak dedirtiyor. Ya da taşıdığımız bir genetik varyasyon, organ naklinde doku reddi riskine işaret ediyor, uyumlu organ bulunsa bile bünye nakle yatkın olmuyor. Bazen komşuya iyi gelmesine rağmen bizi hastanelik eden bir ilaç, metabolizma genlerimizdeki bir farklılık yüzünden zehirliyor. Bazen de taşıdığı talasemi geni Ahmet beyi aynı zamanda sıtmaya karşı da dirençli yapıyor. Sadece bunlar değil ama, genler aynı zamanda madde bağımlılığı, agresif davranış bozuklukları, tekeşlilik, intihar eğilimi ya da psikolojik saç yolma gibi daha soyut algıladığımız yatkınlıklarda da rol oynuyor. Bunların ne kadarını gerçekleştirmek istersiniz?
Peki değiştiremez miyiz? Eğer alkolizm geni taşıyorsak ama ağzımıza içki sürmüyorsak tabii ki bağımlı olmayacağız. Obezite yatkınlık geni taşıyor ama buna göre besleniyor ve yaşıyorsak hayli muhtemeldir ki paçayı kaptırmayacağız. Ve şayet MTHFD1 polimorfizmi tespit edilmiş bir kadınsak, ikinci trimester düşük riski taşıdığımızı bildiğimizden, gerekli önlemleri alacağız. Alacağız değil mi?
Olamayacağımız her şey ise hâlâ genlerimizde. Daha doğrusu genlerimizde olmadığı için onları gerçekleştiremeyeceğiz. Cücelik geni taşıyorsak selvi boylu olamayacağız, kahverengi genler belirliyorsa göz rengimizi yeşil yeşil bakamayacağız ve eğer eksikse o bir tek gen, dilimizi asla kıvıramayacağız. Yani olmayacak duaya da ne kadar amin desek boş.
Bugün dünyada bazı ülkeler genetik yatkınlıkları da gözönünde bulunduran eğitim programları geliştirerek vatandaşlarının hem beden hem de akıl ve ruh sağlığı için önleyici yaklaşımlar oluşturmayı planlıyor. Hastanın genetik yapısına uygun ilaç formülasyonları ve dozajları düzenliyor. Toplumsal genetik tarama projeleri yürüterek 20 yıllık sağlık harcaması öngörüsü yapıyor. Kişiye özel genetik profiller önleyici tıptan toplum sağlığı politikalarına, beslenme ve yaşam tarzı koçluğundan sigorta mevzuatlarına kadar pek çok farklı alanda yaygın biçimde karşımıza çıkıyor. Biz kahve fincanlarının içine bakaduralım, bazıları genetik profillerde geleceği görüyor, hatta kaderlerini değiştirmeye hazırlanıyor.
Hal böyleyken siz siz olun, geleceğinizi fincanlarda aramayın, kullandığınız ilaçlara genlerinizin ne tepki vereceğini bilmediğinizden komşudan tavsiye almayı da artık ne olur bırakın. Hatta diyorum ki, madem bugünlerde ülkece işi gücü bırakıp kafayı siyasetimizin geleceğine taktık, neyse genleri çıksın halleri, ben de artık işi gücü bırakıp "iyi siyasetçi" genleri aramaya mı başlasam? Öyle ya, bu devirde genlerine bakmadan mı Meclis'e mebus göndereceğiz?!

BİREP AYGÜN: Dr., Kadir Has Üni., moleküler genetik uzm.