Barbie bebek demokrasisi

22 Temmuz seçimlerinde, seçmenden oy alabilmek için 45 derece sıcakta gecekonduları dolaşıp durmuşlar. Ellerinde liste, insanların tek tek ihtiyaçlarını tespit etmişler.
Haber: ORHAN MİROĞLU / Arşivi

22 Temmuz seçimlerinde, seçmenden oy alabilmek için 45 derece sıcakta gecekonduları dolaşıp durmuşlar. Ellerinde liste, insanların tek tek ihtiyaçlarını tespit etmişler. Bir doğal afete uğramış insanlar arasında dolaşır ve hasar-ziyan tespiti yaparcasına dolaşılmış Batman'ın varoşlarında. Tıpkı bir doğal afet zamanında olduğu gibi. Anında ihtiyaç tespiti ve anında da bu tespit edilen ihtiyaçların giderilmesi... Oyunu istedikleri yurttaşlara buzdolabı, hatta Barbie bebek bile satın almışlar. Kimsenin, köyüne insani koşullarda yeniden dönmek, içerde yatan oğluna, kızına yasal bir düzenlemeyle tahliye, düzenli bir işte çalışmak ve yoksulluktan kurtulmak, dağdaki çatışmaların bitmesi gibi bir talebi olmamış anlaşılan. Hürriyet gazetesinden Gülden Aydın'a (12 Ağustos 2007) bu konularda bir şey anlatmamış, Batman AKP milletvekili Mehmet Emin Ekmen. Sayın Ekmen, seçimde partisinin seçmenle sağladığı başarılı iletişimi bizlerle paylaşırken, aslında tam olarak bir Türkiye gerçeği koyuyor orta yere: İki farklı yurttaş kategorisi var Türkiye'de. Bu farklı iki yurttaş kategorisinde olanların serbestçe siyasi tercih yapmak ve oyunu seçimlerde özgürce kullanmak dahil, hak ve özgürlüklerden ne oranda yararlandıkları ayrı bir tartışma ve ayrı bir sorun. Ama son seçimler de gösterdi ki, bu iki yurttaşlık statüsünün alt sırasında olanın, nerede yaşıyor olursa olsun, Mersin'de, Adana'da, Batman'da hiç fark etmez, kapısını çalabiliyor ve çocuklarına Barbie bebek vaat ederek -hatta anında bu bebeği vererek- oyunu alabiliyorsunuz...
Al Barbie'yi ver oyunu! Al buzdolabını, ver oyunu! Ancak muz cumhuriyetlerinde rastlanabilecek bir durum bu. Belki de orada bile rastlanmaz böylesine. Ama burası Türkiye. Ve bu ülkede seçim çalışması yaparken, OHAL koşullarında ve gece yarıları hep uykuları bölünerek büyüyen ve bir oyuncağı bile olmayan çocukların özlemlerini iktidar tutkusu ve hırsıyla yok ederek, bir oyuncak karşılığında annelerinden babalarından oy isteyebilir; yetmedi, bu ikinci sınıf yurttaş kategorisinde olanları yeşil kartlarını iptal etmekle tehdit edebilir, o da yetmedi mahallenin kadınlarını evlere toplayarak Kuran üzerine yemin ettirip oy alabilirsiniz. Sonra da içlerine Kuran-ı Kerimle gittiğiniz ve DTP'yi geçerek birinci parti olduğunuz bu mahallelere giremediğinizi söyler ve bu memleket gerçeğini (!) TV ekranlarında kamuoyuyla paylaşırsınız.
Mersin'de Kürşat Tüzmen ve partisi AKP bunu yaptı. Seçimlerden sonra bir TV kanalında Kürşat Tüzmen, giremediği mahalleler olduğunu açıkladı. Bakan Tüzmen tam da bu açıklamayı yaparken, ekrana gelen ve hangi yıllara ait olduğu bilinmeyen, etrafı tanklarla, güvenlik güçleriyle çevrilmiş mahalle görüntülerini Mersinliler ibretle seyretti. Sayın bakan işte bu ateşler içinde yanan mahallelere(!) girememiş ve o da çareyi hazırladığı bildirileri kiraladığı hafif uçaklarla gökyüzünden mahallelerin üzerine atmakta bulmuştu.
Kimin utancı?
Orhan Birgit, 1 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesine yazdığı yazıda nasıl olup da bir devlet bakanının kendi seçim bölgesinde bazı mahallelere giremediğini soruyor ve eğer Mersin'de mahallelere girilemiyorsa, Güneydoğu'da durumun daha vahim olabileceğini hatırlatarak, bu konuyu araştırmak için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını istiyordu.
Batman milletvekili Ekmen'in açıklamaları ve AKP'nin bu bölgede aldığı sonuç Tüzmen'i de, Birgit'i de doğrulamıyor. Barbie bebek ve buzdolabı dağıtarak ateşler içinde yanan mahallelere(!) girmişler AKP'liler ve çoğu yerde yüzde 25 ile yüzde 75 arasında oy artırmışlar. Bu partinin bilmediğimiz özel fonları mı vardı, nereden karşılanıyor bu paralar? 32 yaşında bir avukat olan sayın Ekmen acaba Batman'da 73 bin oy alabilmek için kaç buzdolabı ve kaç Barbie bebek satın almak zorunda kalmış -vaadinin gereği olarak tabii- hadi bunları sormadan geçelim; ama Barbie bebek ve buzdolabı karşılığında oy istemenin sadece bir Türkiye utancı ve ayıbı değil aslında bir yüzyıl utancı ve ayıbı olduğunun da altını çizmeden elbette geçemeyiz.
Son Kürt isyanı nedeniyle cezalandırılmış ve bu yüzden büyük kentlerin varoşlarında bir ekmeğe muhtaç edilmiş, neredeyse kriminal hale getirilmiş bir halkın yüzde 25-75 arasında değişen oranlarda oyunu alabilmek işte bu kadar kolay.
Ama çok insafsızca ve çok onur kırıcı. Demokrasinin değeri, artık sadece bir Barbie bebek, bir buzdolabı ve bir yeşil kartla ölçülen bir cumhuriyetin, kendisine karşı gerçekleştirdiği 29. isyan nedeniyle cezalandırdığı bir halkın payına düşen işte bu: Hayatını değiştirip temel haklarını kullanabileceği ve gerçek bir demokrasiye gidecek yolu açabilecek bir seçimde, oyunu, buzdolabı ve Barbie bebek karşılığı birilerine vermek zorunda kalmak. Bunu yaparken içten içe utanç duymak aslında. Aşağılanmanın, değersizleşmenin yarattığı acının, yüreğinin bir yerlerine bıçak gibi saplandığını hissetmek. Kamyonlara, minibüslere, kız, kadın, yaşlı, genç, çoluk-çocuk demeden balık istifi doluşup, 20 YTL yevmiyeyle çalışmak için çıktığı yollarda paramparça olmak bir de. Yollarda kan revan içinde kalmak.
Cumhuriyetin bu cezalandırılmış halkının, tabiyetinde oldukları devletle ilişkilerine, bu yeni dönemde talip olanlar; artık bütün bir Cumhuriyet tarihi boyunca gerilik, isyan ve eşkiyalıkla anılan aşiretler değil. Aşiretlere mensubiyetin bir değeri yok. Hatta bu mensubiyeti savunmak Türkiye hızla değişirken(!) medeniyet ayıbı bile sayılabilir! Aşiretler yok artık Güneydoğu'da ya da giderek etkisizleşiyor. Bunun yerine nüfusları bir hayli kalabalık, güçlü, çocuklarına üniversite okutabilen ve devletin bölge halkıyla bundan sonra geliştireceği ilişkilere her bakımdan talip aileler var.
Seçim sonuçları bu ailelerden bazılarını tanımamıza yaradı. Ekmen ailesinin, Batman'da bir parkta çoluk-çocuk, genç ihtiyar 'ailecek' çekilen ve Hürriyet gazetesinde yayınlanan fotoğrafı, haberi hazırlayan Gülden Aydın'ın isabetle yazdığı gibi tam olarak bir 'Türkiye gerçeği' ve Cumhuriyet'in kuruluş yıllarını iyi anlatan ama artık arşivlerde kalmış kuruluş yıllarının fotoğraflarına da hem çok benziyor hem de o yılların fotoğraflarını hatırlatıyor. Merak edenler yeniden bakabilirler.
Milletvekili Mehmet Emin Ekmen'in, amcaoğlu Bedrettin Ekmen, AKP'ye geçişlerinin öyküsünü anlatırken bu yalın gerçeği şu sözlerle dile getirmiş: "Bu coğrafyada cumhuriyet siyaseti yapan ilk aileyiz. 84 yıl büyük zorluklar altında altı ok rozetini taşıdık. Çıkarıp ampul rozetini takarken hiç burukluk yaşamadım." Bedrettin Ekmen, AKP rozetini, Erdoğan'ın "aileyi sayarak yeğenini listeye koyduğu için taktığını" ama Erdoğan bunu yapmasaydı da AKP'yi destekleyeceğini ifade etmiş.
Cumhuriyet siyaseti 84 yıl sonra farklı bir şeye dönüşüyor ve değişiyor ya da değişmek zorunda. Ama bu değişimin aktörleri ve dinamikleri kim ve kimler sorusunun tatminkâr bir cevabı maalesef henüz yok. Sivil toplum ve aydınlanma güçleri bir bakıma devre dışı. Cumhuriyet isyancılarının ise anlaması gereken şu ki; bu isyan yıllarında halkla birlikte yazılan ortak hikâyelerin unutulmaması her ne kadar gerekliyse de, artık bu ortak hikâyeleri yeniden ve yeniden okumanın çokça bir faydası kalmadı. Çünkü 'sadece yönetime talip olan bir siyaseti' konuşmanın zamanı değil artık.