Barışma coşkusu

Sevinci, coşkuyu, neşeyi zafer dilinden koparmadıkça hayatın kutsanmasına tercüme edemeyiz. Kahramanlık ve zafer merakının mutlulukla; inceliklerle örülü bir hayat inşa etme coşkusuyla ilgisi yoktur.
Haber: YILDIRIM TÜRKER / Arşivi

Sevinci, coşkuyu, neşeyi zafer dilinden koparmadıkça hayatın kutsanmasına tercüme edemeyiz. Kahramanlık ve zafer merakının mutlulukla; inceliklerle örülü bir hayat inşa etme coşkusuyla ilgisi yoktur.
Kahramanlık ve zafer duygusunun abartılarak bütün dünyayı peçelediği hayat tasvirinin başkahramanı şehit ya da gazidir. Yaslı yaralı insanlıktır, böyle bir hayatın sakinleri.
Yumruklarımız havada, öfkeyle gerilmiş bedenlerimiz; ezerek, yok ederek, parçalayarak, kazanacağımız zafer için ant içip menkıbelerle ruhumuzu kışkırtarak bu yolda kendimizi feda etmenin şiirini yazıyoruz.
Bildiğimiz başka bir dil kalmadı mı? Öyleyse sonunda kazanacağımız yegâne şeyin toprak olacağını bilelim.
Milli takımın 'zaferi'ni kutlarken coşup taşıp yoldan geçen, pencereden bakan bebekleri katletmek, anlatmaya çalıştığımın özüdür. Bir futbol maçından söz ederken ezmekten, süründürmekten, parçalamaktan, silmekten aşağısına tenezzül buyurmadan kendini coşturmaya çalışan dil, mutsuzluğumuzun teminatıdır.
Sevincin, coşkunun, neşenin barışarak, birlikte eyleyerek varılabilecek insanlık halleri olduğunu hatırlamanın zamanıdır. Her dem olduğu gibi.
Denetimsiz, kendini tartmayan eril bir kışkırtılmışlık halinin adıdır, zafer.
Kendini ancak karşısındakini yok ederek, bitirerek, ezerek hayata tahrik edebilen dil, sevince de neşeye de düşmandır.
O dilin hükümranlığı altında yaşayanlar durmadan yasa zorlanır. Ya kucaklarından koparılıp şehadet mertebesine teslim edilmişler için, ya yakılıp yıkılmış bağlar için yas tutmak, toplumsallaşmanın asal yordamı olur. Orada neşe küfür, sevinç düşmanlıktır. Mutluluksa kutsal ölülerle söyleşip intikam yemini etmektir ancak.
Otorite, nesnelerinden yasa sadakat talep eder. Yasın sürekliliği üstüne kurar kendi bekasını. Dolayısıyla bize sunduğu hayat, seferberlik halinden ibarettir.
Kendi hayatından, sevdiklerinden, düşünmekten, düşündüğünü söyleyebilmekten, özgürce yaratabilmekten, yarattığını paylaşabilmekten feragat etmesi beklenir, seferberlik çocuklarının. Otorite, sınırsız fedakârlık bekler bendelerinden.
Sınırsız fedakârlık üstüne mutluluk kurulamaz.
Bütün hayatımız düşman pususuyla çevrili sanırken, konuşmaktan, hayati olduğunu bildiğimiz soruları sormaktan, seferberliğe karar verenleri sorgulamaktan vazgeçerek, fedakârlık ederek varacağımız zafer bizim zaferimiz değildir. İnsana yakışan tek zafer, barıştır.
Barış ancak barışarak gerçek olur. Ancak barışarak son verilebilir bir savaşa.
Barışmak için susturmak değil, konuşmak konuşturmak gerekir.
Ağzını kapattığınla barışa varamazsın. Yok ettiğinle barışamazsın.
Öldüreceği insan sayısını soğukkanlı bir strateji olarak halkıyla paylaşanlar, barış sofrasının konuşanlarından olamaz.
Konuşanlar, silahsız olmalıdır.
Kahramanlığın, zaferin kaslı diline yakışır mı bilemem, ama sevincin, neşenin, coşkunun yolunu açan, kimsenin uğruna canını vereceği bir vatanının kalmamasıdır. İnsanın tek vatanı, hayatıdır.
Sadece ölüleriyle gurur duyabilen, yegâne sadakati toprağa olanın yegâne sadık yari toprak olur. Oysa insanın içi Nazım kamaşmalı.
"...
Düşün TARANTA - BABU!
İnsanoğlunun yüreği kafası kolu yedi kat yerin altından çekip çıkarıp öyle ateş gözlü çelik allahlar yaratmış ki kara toprağı bir yumrukta yere serebilir, yılda bir veren nar bin verebilir.
Ve dünya öyle büyük, öyle güzel öyle sonsuz ki deniz kıyıları her gece hepimiz yan yana uzanıp yaldızlı kumlara yıldızlı suların türküsünü dinleyebiliriz...
Yaşamak ne güzel şey
TARANTA - BABU
yaşamak ne güzel şey...
Anlıyarak bir usta kitap gibi bir sevda şarkısı gibi duyup bir çocuk gibi şaşarak
YAŞAMAK...
Yaşamak:
birer birer ve hep beraber ipekli bir kumaş dokur gibi...
Hep bir ağızdan sevinçli bir destan okur gibi
YAŞAMAK..."