Başbakan'ın zihin yapısı

Başbakan'ın zihin yapısı
Başbakan'ın zihin yapısı
Maddi alanda birçok iyiliklere imza atan bir Başbakan, inançlarından dolayı beşeri sorunları çözemediği gibi, kendisi sorun yaratıyor
Haber: YASİN CEYLAN* / Arşivi

Son iki hafta içinde hükümetin Gezi Parkı projesine karşı İstanbul’da başlayan direniş, Türkiye ’nin tüm illerini sardı, şekil değiştirerek bizzat Başbakan’ın şahsına, sözlerine ve yönetim biçimine bir itiraz hareketine dönüştü.
Üçüncü iktidar döneminde tek adam rolüne soyunan Başbakan’ın neden bu şekilde davrandığı, toplumun bir kesimiyle neden uzlaşmadığı ve onlar için azarlayıcı ve aşağılayıcı sözler kullandığı, herkesin merak ettiği konu.
Başbakan imam hatip okulu mezunu. Bu okullarda öğrencilere din merkezli bir dünya görüşü empoze edilir. Kendim de imam hatip ve Yüksek İslam Enstitüsü mezunu olmam hasebiyle, Başbakan’ın halinden ve ona egemen olan zihin yapısından en iyi ben anlarım düşüncesiyle bu makaleyi ele aldım.

“Huzur isyanda”

Sabit ve değişmez doğrular üzerinde kurulmuş olan dinsel dünya görüşünü benimseyen bir kimse, mutlak ve kutsal doğrulara sahip olduğuna inanır. Modern zamanlarda bilim ve teknoloji alanlarından el çekmiş olan din, sosyal alanda, beşeri sorunların çözümünde rol almak ister. Sosyal alandaki değer ve politikalar, çoğu zaman ispata muhtaç, diyalektik bir süreç içinde değişime maruz iken, dinsel dünya görüşü, bu alanı sabit doğmalarla yönetmeye çalışır. Dine bir politik rejim olarak inanan dindara göre, her şeyi herkesten daha iyi bilen bir tanrı, bu bilgisini emanet ettiği bir peygamber ve bu bilginin somutlaştığı kutsal bir kitap , bireysel ve toplumsal sorunların çözümü için yeterlidir. Diğer kaynaklar ya gereksiz ya da ikinci, üçüncü derecede önem kazanır. Başbakan’ın son zamanlarda, dinin emri ile insan aklının hükmünü (iki ayyaşın yaptığı kanun..) mukayese edip dinin emrini üstün tutması, bazı sözlerine “Vallahi, vallahi…” diyerek peygamberin ve Sahabe’nin konuşma tarzını taklit etmesi, kendisi gibi inançlı olmayanı hakir ve hidayete muhtaç görmesi, imam hatipli ruhuna ve din merkezli dünya görüşüne ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor. Başbakan’ın bu söz ve eylemleri, inandığı dünya görüşünün gereğidir. Kendi içinde tutarlıdır. Bunun dışına çıkması, inançlı birinin perspektifiyle, dinden taviz verme veya dinsel norma muhalefet olarak değerlendirilecektir.

Müslüman filozoflar bile...

Ne var ki din, dindar ve tahayyül ettiği dünya çemberinde tutarlı ve doğru bu yaşam biçimi ve bundan doğan politika, çağdaş toplumun gereklerine aykırıdır, bu sebeple de tutarsızdır. İnsanlık birkaç asırdan beri kutsal metinleri bırakıp, ondan daha kutsal olması gereken akla yöneldi. Aklın dinamik değerlerinin vahyin durağan değerlerinden daha üstün olduğuna kanaat getirdi. Peygamberlerin değişmez söz ve doğmaları yerine zamansal şartlar içerisinde filozof ve bilim insanları tarafından söylenmiş söz ve hükümlere daha fazla itimat etti. İki ayyaşın verdiği hükmün kutsal metinlerden çıkartılan hükümden daha tutarlı ve faydalı olduğunu gördü, fani insan için fani aklın hükümlerinin geçerli olduğuna kanaat getirdi. Mutlak, değişmez doğrunun biz fani insanlar için geçersiz ve anlamsız olduğu sonucuna vardı. Mutlak ve değişmez olamayanın avantajı, zaman ve zemin değişmesiyle onun da değişebilmesi. Fahrettin Razi ve İbn Rüşd gibi bazı Müslüman filozoflar da, aklın vahiyden üstün olduğunu söylemişlerdir. Dinin sultasını kaybettiği son iki asırda, insanlığın akıl ve bilim sayesinde ne tür başarılar elde ettiği de aşikâr. Mevcut kötülükler, bu yeni tür akliyatın esasından değildir.

“Ağaçlar birleşin”

Her şeyimiz zamana tabi iken ve değişim, canlı ve cansız dünyanın en temel ve bariz prensibi iken, bir toplumun Kuran ve Hadis gibi değişmez normlarla yönetilmesi mümkün değil. Yönetilmeye çalışınca ne tür zorluklara yol açtığı da ortada.
Başbakan’ın 10 yıllık iktidarından sonra bu vaziyete düşmesi üzücüdür. Bunun, nihayette, böyle olacağın Radikal, 19.12.2007 tarihli makalemde belirtmiştim. Maddi alanda birçok iyiliklere imza atan bir Başbakan, inançlarından dolayı beşeri sorunları çözemediği gibi kendisi sorun yaratıyor. Bunun vebali, onu yüksek oylarla seçen halkta mı, yoksa temel inanç ve emellerini, bir süre, ustaca gizleyebilen Başbakan’ın kendisinde mi? Çözüm ise, Başbakan’ın inançlarını bireysel alana çekmesinde mi, veya onlardan şüphe etmesinde (çok geç) mi? Yoksa bir daha seçilmemesinde mi?
* Prof. Dr., ODTÜ, Felsefe