Baskın Hoca'ya sahip çıkmak

Adı, bu ülkenin tartışmalı konularında, resmi söyleme aykırı görüşler dile getirmesiyle ve üniversiteyi üniversite yapan özgür düşünceyle birlikte anılan Baskın Oran'ın başı, bir kez daha üniversite yönetimiyle derde...
Haber: YÜKSEL IŞIK / Arşivi

Adı, bu ülkenin tartışmalı konularında, resmi söyleme aykırı görüşler dile getirmesiyle ve üniversiteyi üniversite yapan özgür düşünceyle birlikte anılan Baskın Oran'ın başı, bir kez daha üniversite yönetimiyle derde girdi. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras'ın, doçentlik jürisi teklifini yoğunluğu nedeniyle kabul etmediği için Mülkiye'deki yüksek lisans dersleri engellenmek istenen Oran'a, SBF Dekanı Prof. Dr. Celal Göle'nin destek vermesi, İletişim Fakültesi'nin de ders vermeyi teklif etmesi, üniversitede "mihrab"ın hâlâ yerinde durduğunu gösteriyor.
Baskın Hoca, ilk kez, 12 Mart döneminde üniversiteden uzaklaştırılmıştı. Gerekçesi de çok ilginçti: İlter Türkmen'in "profesyonel ABD karşıtları" olarak adlandırdığı grupla birlikte, ABD Başkanı Johnson'ın Kıbrıs özel temsilcisi olarak ve dönemin hükümetinden iznini alma gereği duymadan Türkiye'ye gelen Cyrus Vance'i, Esenboğa Havaalanı'na indirtmemeleri nedeniyle haklarında açılan davadan ceza almıştı. Neyse ki, bianet'in belirttiği gibi, memlekette hukuk var da, 1972'de çok sevdiği Mülkiye'ye geri dönebilmişti. Ancak, 12 Mart uzaklaştırması son değildi. 1982'de YÖK kararıyla, 1983'te de Sıkıyönetim Komutanlığı kararıyla üniversiteden uzaklaştırıldı. Üniversiteye dönüşü için Ağustos 1990'ı beklemesi gerekti. Üniversiteden ayrı kaldığı yıllarını bir üniversite gibi geçiren Baskın Hoca, bugünlerde gene çok sevdiği Mülkiye ile yollarını ayırmaya zorlanıyor.
Üniversite de hocasını korkutursa
1974'ten beri yurtdışında araştırma yapmaya gidememiş olan Baskın Hoca'nın, Oxford'dan gelen teklifi değerlendirmek istemesi, rektörlük engeline takılıyor. Yılların Baskın Hocası da, kendisinden bekleneni yapıp istifasını veriyor. Ancak bu arada mevcut öğrencileri mağdur olmasın diye de dışardan derslere girme isteği de rektörlük engeline takılıyor. Baskın Hoca, Rektörün tavrını, "insanlara korku saçmaya neden olan ulusalcı hava" biçiminde yorumlayarak, baskıya boyun eğmeyeceğini de gösteriyor.
SBF yönetimi de, rektörlüğün yasakçı zihniyetine karşı çıkarak, geçtiğimiz Salı (10 Nisan) günü, "Küreselleşme, Milliyetçilik ve Azınlık Hakları" konulu dersi vermesi için Baskın Hoca'yı Mülkiye'ye davet etti. Baskın Hoca'nın, 200'den fazla öğrenci ve destekçinin izlediği ders girişinde kendisini alkışlayanlara, "Bu bir Mülkiye dersi. Şov yapmayın. Ders disiplinine uyun" diyerek, bir üniversite hocasının, kendisine yapılan haksızlıklar karşısında bile nasıl nesnel olunması gerektiğini gösteriyor.
Türkiye Baskın Hoca'yı, "en bi milliyetçiler"in kameralar önünde yırtarak, nasıl da "Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman" olduklarını göstermek istedikleri "Azınlık Hakları Raporu" döneminde tanıdı, ancak Siyasal'ın da içinde bulunduğu Cebeci Kampusu'na adım atan öğrenciler için, Baskın Hoca, bir bilim insanının nasıl olması gerektiğine ilişkin pratiği efsaneleştiren birkaç hocadan biri anlamına geliyor. Geçenlerde Can Dündar da bahsetti. Üniversite hayatına 70'li yılların ikinci yarısında başlayan benim gibiler için Baskın Hoca, nesnellik, bilimsellik ve elbette özgür düşünce timsaliydi. Hâlâ da öyle olmayı sürdürüyor. Kendisinden yakın zamanda ATAUM'dan aldığım derslerde bir kez daha gördüm ki, bu niteliklerinden asla ödün vermiyor. Örneğin kendisini derme çatma ve bilimsellikten uzak cümlelerle destekleyenleri şiddetle eleştirmekten, kendisine karşı çıkıp da, mevcut argümanlarını bir tutarlılık içinde dile getirenleriyse bu nitelikleri nedeniyle hak ettikleri övgüye layık görmekten asla vazgeçmemiş.
Dipfrizdeki sorunlar
Hazırlıklarına büyük ölçüde katkı verdiği Azınlıklar Raporu nedeniyle hakkında dava açılan ve "Ananı bende tanıyom.ama benim çocuğum olsaydın vatanhaini olmazdın. akıllı ol baskın akıllı ol, pamuğada söyle bin koruması olsa onu bizim elimizden kimse kurtaramaz yeterki öldürmek isteyelim" şeklinde tehditler de alan Baskın Hoca'nın, ders vermesinin engellenmesi, teknik bir prosedür olarak gösterilmek istense de, asıl rahatsızlık, "öteki" olarak adlandırılan azınlıklara ilişkin yaygınlaştırılmak istenen suskunluk politikasına karşı üstlendiği dalgakıran rolünün sindirilememesinden kaynaklanıyor. Tehdit davasına bakan savcının, "tehditçinizle uzlaşın" önerisi de bir anlamıyla Hoca'nın yaptıklarının hegemonik söylem tarafından onanmadığına işaret ediyor.
Onun milliyetçiliği şovenizme ulaştıranlara gülüp geçtiğini hissediyorum. Ancak onun, Türkiye'nin sorunlarının "dipfriz"e kaldırılmasını eleştirdiği için mikro milliyetçi söylemin etkisinde kalan eski dostlarının tutumlarına üzüldüğünü de görüyorum. Çünkü, gene kendi söylemiyle, isteseler de istemeseler de, kendine güvenerek "bağırsaklarını boşalt(acak)" olan Türkiye'yi, az olanın hak ve özgürlüklerine, çoğunluğun talebi olarak sahipleneceği bir gelecek bekliyor.
Mülkiye'nin tavrına gelince... Baskın Hoca'nın başına gelenlerin bir benzeri "solcu tutumları" nedeniyle Pertev Naili Boratav, Behice Boran ve Niyazi Berkes'in başına gelmişti. "DTCF Hadisesi" olarak tarihe geçen bu olayda da, dönemin Ankara Üniversitesi Rektörlüğü, üniversite gibi davranmamıştı. Ancak, Mülkiye'de hoca olmanın anlamını Prof. Dr. Nusret Karasu'nun 29 Nisan 1960'taki tavrından da anımsıyoruz. Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu'nun, Karikatür Üniversite kitabına göre, Karasu Hoca'nın, güvenlik güçlerinin okulun etrafını sarıp SBF'ye girmek istemeleri üzerine komiserin atının dizginlerini tutup, "Beni ezmeden bu bahçeye giremezsiniz.
Ben öğrencilerimi atlarınızın nallarına ezdirtmem" demesi de, siyah tarih üzerine ak bir not olarak düşmüş bulunuyor. Celal Göle Hocamız, işte bu çizginin bugünkü devamcısı rolünü üstlenmiş durumda. Çünkü, Mülkiye çizgisini, Baskın Hoca'yı savunmak, özgür düşünceyi, farklı olmayı, farkında olmayı savunmak anlamına geliyor. Bilmek lazım ki, üniversite mekânlardan ibaret değildir, özgürlük her yerdedir!