Baskın Oran'ı destekleyelim

Türkiye, yarınını ve yakın geleceğini belirleyecek çok önemli kararlar alması gereken bir dönemden geçiyor. Bu kararlar dış politikadan iç politikaya...
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

Türkiye, yarınını ve yakın geleceğini belirleyecek çok önemli kararlar alması gereken bir dönemden geçiyor. Bu kararlar dış politikadan iç politikaya, devletlerarası ilişkilerden günlük yaşamımıza, toplumsal yaşamımızdan bireysel yaşamımıza kadar geniş bir yelpaze içinde, ekonomik, siyasi, kültürel ve güvenlik alanlarında hepimizi etkileyecek kararlar. Bu kararlar, bugün birbirleriyle çatışan tüm devlet kurumlarının ve siyasi aktörlerin 2007 yılında Türkiye'nin temel risk sorunu olarak ortaklaşa kabul ettikleri "Irak'ın geleceği ve Kuzey Irak-PKK sorunu" temelinde alınacak kararları içeriyor. Bu kararlar, yakın gelecekte derinleşme ve sertleşme olasılığı yüksek "İran sorunu" temelinde de Türkiye dış politikasının alacağı tavrı içeriyor. Bu iki noktada, aynı zamanda, "Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanacak olası sorunlar ve krizlerin yönetimi sorunu"nu da konuşuyoruz.
Benzer önemli kararların alınacağı bir başka alan da "Türkiye-AB ilişkileri". Bu ilişkilerin içerdiği muğlaklık, belirsizlik ve Türkiye karşıtı AB siyasi söyleminin dışlayıcılığına ek olarak, son dönemde Türkiye'de cumhurbaşkanlığı makamından genelkurmay başkanlığı makamına AB konusunda çok sert çıkışların yapıldığını ve giderek daha fazla siyasi aktörün de bu çıkışların yanında yer aldığını görüyoruz. Türkiye-AB tam üyelik müzakerelerinin, özellikle özgürlükler ve demokratikleşme alanında Türkiye'yi bölme riskini sürekli dillendiren ve kendisine öncül alan bu milliyetçi anti-AB yaklaşımına karşı, ama aynı zamanda da, Türkiye-AB ilişkilerine yapıcı bir eleştirellik içinde bakarak, bu ilişkilerde Türkiye'yi güçlü kılacak tavır ve yaklaşım ne olmalıdır? Bu soruya yanıtı Türkiye'nin, 'milliyetçilik dışı bir alanda, eleştirel ve gerçekçi bir tartışma içinde' vermesi gerekiyor. Ama bu tartışma kararını Türkiye almış değil. Aksine Türkiye-AB ilişkileri tartışması giderek anti-AB ve anti-Türkiye siyasi söylemleri arasına sıkışmış bir nitelikte ilerliyor, ki bu sıkışmanın ne Türkiye'ye ne de Avrupa'ya hiç hayrı olmadığını da biliyoruz.
Türkiye, aynı zamanda, yoksulluktan işsizliğe, ekonomik büyümeden insani kalkınmaya, bölgesel eşitsizliklerden refah ve gelir dağılımındaki adaletsizliklere, günlük yaşam şiddetinden farklı olan dinsel, etnik, kültürel ve cinsel kimliklerin dışlanmasına ve ötekileştirilmesine, siyasi katılım adaletsizliğinden devlet güvenlik güçlerinin vatandaşlarına yaptığı eşitsiz ve şiddete dayalı yaklaşımına, çok geniş bir alanda yer alan ve yaşamlarımızı birebir etkileyen reel sorunlara sahip. Bu sorunların yapısal ve kalıcı çözümü için gerekli siyasi iradenin ve çabanın gösterilmesi için tavır koymamız gerekiyor. "Adaletli ve güvenli bir Türkiye istiyor muyuz" sorusuna yanıtı, Türkiye vermek durumunda ve zorunda. Bu yanıt için gerekli yapıcı ve demokratik tartışmaların ve çabaların devlet seçkinleri ve siyasi partiler tarafından yapılmadığı bu dönemde, Türkiye'nin hızla toplumsuzluğa, kimlikler arası çatışmaya, terör ve günlük yaşam şiddetine gittiğini görüyoruz. Toplumsal barış, toplumsal birarada yaşama ve en genelinde kendimizi ve yarınımızı güvende hissettiğimiz bir Türkiye olasılığı giderek düşüyor.
AKP-CHP karşıtlığı
Biliyoruz ki, kendi içinde güçlü olan bir ülke, dış ilişkilerinde ve dünya siyaseti içindeki konumunda da güçlüdür. Kendi içinde, demokratikleşmesinde ileriye gitmiş, sürdürülebilir ekonomik istikrarını, toplumsal barışını ve vatandaşlarının günlük yaşam güvenliğini sağlama da siyasi irade gösteren bir ülke, alansal ve sınırsal güvenliğini simgeleyen siyasi beka sorununa yaklaşımında ve bu soruna yapısal çözüm bulmada da güçlüdür. Bu bağlamda, kendi içinde adaletli, güvenli ve iyi yönetilen bir Türkiye'nin dış ilişkilerini güçlü olacağını ve 'beka sorunu' endişesi yaşamayacağını biliyoruz.
Evet Türkiye, riskli ve belirsizlikler içeren bir dünya siyaseti, Ortadoğu bölgesi ve Irak sorunu içinde, kendisi için risklerin ve sorunların yüksek olduğu bir dönemden geçiyor. Ama kabul etmeliyiz ki, bu risk dünyası içinde Türkiye'nin güvenliği ve gücü kendisinin alacağı kararlara, ve kendisini nasıl yönettiğine bağlı. Daha da önemlisi, bugün benim "ılımlı İslam-tepkici milliyetçilik ekseni" dediğim, Ahmet İnsel'in "AKP-CHP karşıtlığı" dediği alana indirgenmiş bir siyaset yapma anlayışı ve eyleminin, ne Türkiye'nin güvenliği ve gücünü sağlamada ne de bu güven ve güç için gerekli olan iyi ve adaletli toplum yönetimini yaşama geçirmede başarılı olduğunu biliyoruz. Bu siyaset anlayışı, Türkiye'yi bir taraftan toplumdan ve toplumsal sorunlardan kopuk bir rejim tartışmasına ve kavgasına götürürken, diğer taraftan da e-muhtıralardan siyasi cinayetlere, toplumu korkulara ve endişelere sürükleyen bir ortamı da hazırlıyor. Siyasi tartışmanın 'ılımlı İslam-tepkici milliyetçilik ekseni'ne ve siyasetin 'AKP-CHP karşıtlığı'na indirgemesini ne Türkiye hak ediyor ne de Türkiye'nin sorunlarının yapısal çözümü ve alacağı kararların gerçekçiliği bu indirgeme içinde mümkün. Bunu biliyoruz.
Baskın Oran'ı destekleyelim
Peki, ne yapmalıyız? Bugün yürürlükte olan, hem siyaseti lider sultasına ve siyasi-ekonomik nema artırımına eşitleyen siyasi partiler yasası hem de antidemokratik yüzde 10 ülke barajının varlığı içinde en gerçekçi ilk adım, parlamentoya "adaletli, güvenli ve demokratik Türkiye dili"ni bağımsız adaylar yoluyla sokmaktır. Bu ilk adım başarıldıktan sonra, bu dili toplum içinde güçlendirecek ve bu dil temelinde Türkiye'yi yönetmek iddiasında olan siyasi oluşumların yaratılması ve yaşama geçirilmesi çabasına geçilebilir. Ama bugün atılacak adım, bağımsız aday yoluyla özgürlük, eşitlik, farklılıklar arası toplumsal birlik, insani güvenlik ve toplumsal adalet sesini parlamento içinde duyurmaktır.
Yukarıda sıraladığım Türkiye'nin sorunları ve alacağı kararlar için çok önemli 'akademik çalışmalar' yapmış, bu çalışmalarını, saygın ve dinlenilir bir 'kamusal entelektüel' olarak toplumla yazılı ve sözlü paylaşmış, iç politikadan dış politikaya, ekonomiden insani güvenliğe çok farklı sorunlara her zaman insani boyutu ön plana çıkartan bir gerçekçilikle yaklaşmış ve akademik yaşamından bireysel yaşamına hep onurlu, temiz ve hukukun üstünlüğüne inanan bir demokrat olarak yaşamış Prof. Dr. Baskın Oran, demokratik normların dilini ve sesini parlamentoda duyuracak kişidir. Bağımsız aday olarak Baskın Oran'ı desteklemeliyiz. Bir dost olarak, bir düşünce insanı olarak, bir kamusal entelektüel olarak ve her şeyden önce demokratik normları kendisine öncül alan ahlaki bir benlik olarak Baskın Oran, AKP-CHP karşıtlığının ötesinde bir Türkiye özleminin yaşama geçmesi için desteklenmesi gereken, bu işi en iyi yapacak insandır. Modern olmanın, laik olmanın ön şartı, insanın kendisinde yaşamı için, geleceği için karar alma ve tercih yapma kapasitesini görmesidir. Bu, bizim siyaset dışı mekanizmalara ve güçlere dayanmadan Türkiye'nin sorunlarını çözebileceğimiz ve Türkiye ile ilgili karar alabileceğimiz anlamına geliyor. Taşıdığı bu niteliklerle Baskın Oran'a destek vermek, 'Türkiye'nin sorunlarımızı biz kendimiz çözebiliriz' de demektir.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üni.