Başörtüsünde ikinci kuşak

Başörtüsünde ikinci kuşak
Başörtüsünde ikinci kuşak

Eylül'de İstanbul da düzenlenen Tesettür Fuarı ndaki yeni tasarımlar.

Bir zamanlar İslamcı kadın tarafından bedeni, ilahi bir buyruk gereği örtmek amacıyla kullanılan tesettür, son yıllarda modaya eklemlenerek, tüketim kültürünün bir nesnesi haline dönüştü
Haber: YUSUF EKİNCİ / Arşivi

Son 30 yılda Türkiye ’de yaşanan en önemli sosyolojik dönüşümlerden biri, İslamcıların ve dolayısıyla İslami simgelerin özel alandan çıkıp kamusal alanda belirgin bir biçimde görünür olmaya başlaması. Bu süreçte artık kamusal alanın baskın-seküler biçimi İslami olanın rengini de yansıtmaya başladı. Nitekim modernleşmenin dönüşümüne paralel olarak klasik anlamdaki homojen seküler kamusal alanlar, yerlerini kültürel ve dinsel farklılıkların bir arada var olabildiği melez kamusal alanlara bıraktı. Seküler olanın ve dinsel olanın bir aradalığının en güzel örneklerinden biri başörtüsü ve onun günümüzde gösterişe dönen yüzü olan tesettür modası. Zira bir zamanlar İslamcı kadın tarafından bedeni, ilahi bir buyruk gereği örtmek amacıyla kullanılan tesettür, son yıllarda modaya eklemlenerek tüketim kültürünün bir nesnesi haline dönüştü. 

‘Takva’dan ‘imaj’a 

Özal liberalizminin ve ardından modern değerlerin yerlileşmeye başlamasıyla birlikte 90’lı yıllarda Müslümanlar, kamusal alanda daha fazla yer talep etti ve bunun bir sonucu olarak tesettürlü kadınların kıyafetlerinde de önemli değişiklikler göze çarpmaya başladı. Zira başörtüsünün geleneği de dışlayan modern örtme biçimi, vücudun tüm kısımlarını sade kıyafetlerle örterek İslamcı kadının kamusal alana katılımını kolaylaştırdı. Fakat milenyum sonrası dönemle birlikte, İslamcı kadın, tesettür ve giyim tarzını modern bir ifade biçimi olan modaya göre şekillendirerek, daha estetik bir görünüme kavuştu. Estetik, göz alıcı, rengarenk başörtü ve kıyafetler bu dönemde Müslüman kadının imaj değişikliğinin somut göstergeleri oldu. “İmaj”ın “takva”ya öncelendiği bu dönemde tüketim ve modanın İslamileştirilmesi olgusunun ortaya çıkışı, başörtülü kadın özelinde iki temel sebebe dayandırılabilir: Yasağın nesnesinin mağdurlarca kutsallaştırılması ve modernliğin İslami olanı melezleştirmesi. 

Kutsallaştırılan başörtüsü 

“90”lı yıllar, başörtüsü adına yapılan direnişlerin merkezde olduğu ve İslami hareketlerin başörtüsünü bayraklaştırdığı bir dönem olarak okunabilir. Zira bu dönemde üniversite önlerindeki ve Cuma namazı çıkışlarındaki sokak direnişlerinin ana eksenini başörtüsü meselesi oluşturuyordu. Bu dönemde başörtüsü neredeyse yasaklanan tek giyim enstrümanıydı. Bu durum, yani başörtüsünün yasaklanıp diğer kıyafetlerin yasak olmaması durumu, mağdur kitlelerde başörtüsünün kutsal fakat vücudun geri kalanını örten kıyafetlerin başörtüsü kadar kutsal olmadığı algısını doğurdu. Milan Kundera’nın dediği gibi, iktidar bireyi nereden yaralıyorsa orası onun kimliği oluyordu. İktidar başörtülü kimliğini yaraladıkça başörtüsünden yaralanan İslamcıların kimliği örtü oluyor ve başörtüsü vazgeçilmez bir kutsal haline geliyordu. Dolayısıyla “90”lı yıllardaki başörtüsü yasağı ve bunun sonucu olarak İslamcıların başörtüsüne atfettikleri kutsallık, başörtüsünün vücudun geri kalanını örten kıyafetlerden daha öncelikli ve vazgeçilmez bir giyim enstrümanı olması gerektiği algısını doğurdu.
Diğer bir ifadeyle, başörtüsünün bir zamanlar yasak olmasının ve adına verilen mücadelenin nostaljik hatırasının bir sonucu olarak, ona yüklenen kutsallık payesi, artık onun hiçbir koşulda hiç kimse tarafından çıkarılamayacağı düşüncesini doğurdu. Vücudun saç kısmı hariç geri kalan kısmını belirgin bir biçimde dar kıyafetlerle dışa yansıtan yeni giyim tarzının simgesel yorumu da bundan başkası değil: “Bedenime sahip olabilirsin ama saçlarıma asla” refleksiyle belirgin bir görünüm kazanan bu imaj, önceki kuşaktan ciddi bir biçimde farklılaşmaya başlamıştı. 

“İslamodern” kamusal alan 

Modanın İslamileştirilmesi olgusunun ortaya çıkışının ikinci sebebi ise, “İslamodern” olarak ifade edilebilecek, yani İslami değerlerin modern değerlerle iç içe geçip melezleştiği bir kamusal alanın mümkün olması. Modernizmin (sekülerizmin) ve İslamcılığın milenyum sonrasında aynı kamusal alanda ayrı kategoriler olmayıp yer yer melezliklerle ve birbirlerini dönüştürmeleriyle birlikte ‘İslamî olanın modernleştirilmesi’ ya da ‘modern olanın İslamîleştirilmesi’ olarak ifade edilebilecek bir durum ortaya çıktı. Küreselleşmenin modern olanı ve dini olanı birbiriyle iç içe girişlerle melezleştirdiği ve dolayısıyla modern değerlerin değmediği bir geleneksel yapıya artık rastlanmayan bu dönemde, İslami kıyafet biçiminin de modern giyim tarzıyla eklemlenerek melez bir giyimi mümkün kıldığı söylenebilir. Zira ne gelenek ve din sekülerleşme ve modernleşmenin dışında ayrı bir kategoridir ne de modernlik ve sekülerizm artık geleneksel ve dini değerleri dönüştüremeyecek kadar Batı’ya özgüdür. Modernlik ve dolayısıyla sekülerizm kategorisi küresel bir görünüm kazanarak, geleneksel ve dini değerlerle birlikte akışkan bir görünüm kazanmaya başladı. Modernlikle etkileşim içerisine girdikçe İslami yaşam tarzları da biçimsel bir dönüşüm yaşıyor. Buradan hareketle milenyum sonrası Türkiye’deki İslami giyim tarzının modalaşması durumunun, modernliğin ve İslami yaşam biçiminin aynı kamusal alanda melezleşmesi olgusuyla yakından ilişkili olduğunu söyleyebiliriz.
Sonuç olarak İslamcı kadının giyim tarzı dönüşümünü “Birinci nesil başörtüsü” ve “İkinci nesil başörtüsü” olarak iki dönemde ele almak mümkün. Başörtüsü ve İslami giyim tarzı artık “İslamodern” bir kamusal alanın dönüştürücü gücüyle farklılaşıyor. Başörtüsünün birinci nesli tarafından modern olana karşı örtünmek suretiyle protesto niteliği sergileyen başörtüsü, ikinci nesille birlikte modernliğin bir ürünü olan moda ve tüketim kültürüyle gösterişin ve cezbediciliğin önemli bir nesnesi haline dönüştü. Dolayısıyla Patrick Haenni’nin de belirttiği gibi, bugün başörtüsü küreselleşmenin kültürel alanda dayattığına bir alternatif olmaktan öte, sosyal anlamda talep edilen bir objenin ticari bir mantık çerçevesinde, evrensel cazibe ve çekicilik ölçütleri göz önüne alınarak yeniden yorumlanmasıdır.
* Gaziantep Üni., Sosyoloji