Bastığın yer senindir

Dünyadaki kadın erkek eşitsizliği, yerküre üzerinde duruşumuza da yansıyor, erkekler kadınları sıkıştırıyor. Erkekler evde, sokakta ve otobüste yayılırken, kadınlar genellikle bacaklarını birleştirerek...
Haber: TUĞBA TEKEREK / Arşivi

Dünyadaki kadın erkek eşitsizliği, yerküre üzerinde duruşumuza da yansıyor, erkekler kadınları sıkıştırıyor. Erkekler evde, sokakta ve otobüste yayılırken, kadınlar genellikle bacaklarını birleştirerek, kollarını bedenlerinden fazla ayırmadan sıkı bir paket halinde duruyor.
Kadınlar olarak hepimiz biliriz herhalde yanımıza oturan erkeğin, ortada hiçbir samimiyet yokken, çat diye kolunu koltuğumuzun arkasına atıvermesini, bizimse başımızı elimizi kolumuzu, bedenimizi nereye koyacağımızı bilemememizi.
En bildik durumu aynı zamanda en sık sıkıntıya sokan durum olduğu için yazmadan geçmeyeceğim. Otobüste oturmaktadır genç ya da yaşlı kadın. Yanındaki erkek bacaklarını açar da açar, kendi gövdesini takip eden çizgiyi bayağı aşmıştır geniş açılan bacakları. Adamın bacaklarının açısı genişledikçe, kadınınki daralır. Sonra açı falan kalmaz, kadının bacakları birbirine yapışıp tek bir doğru oluşturmuştur, daralacak yer kalmamıştır, işte şimdi yokolma zamanıdır.
.
Kadınlar olarak kamusal alanda duruşlarımızı anlamak için yaptığımız bir atölyede kolaylaştırıcılar, katılımcılara büyükçe bir odada sokakta yürür gibi yürümelerini söylediler. 10 kadın, galiba hepimiz, büyük oranda, yolumuza bir başkası çıktığında yolumuzu değiştirdik. "Kendinize bir hedef seçin ona doğru kararlıca yürüyün" dediklerinde ise yolumuza çıkanlara rağmen yürümek hepimiz için çok zor oldu. Böyle olmasına hiç şaşırmamak lazım aslında. Ben yıllardır, o kahvenin önünde erkekler oturuyor, şu manavın tezgahtarı bana bakıyor, okul duvarının önünde üç genç beni ima ederek fena fena konuşuyor diyerek yolunu değiştirmiş, zaman zaman yolun diğer tarafına geçmekten imtina etmemiş bir insanım.
Galiba bunu fark etmek çok önemli. Erkekler durdukları yerde duruyorlar ve kadınlar yürüyecekleri yeri ona göre ayarlıyorlar genellikle. Kadınlar, erkeklerin etrafında, hissettikleri tehlikeye göre bazen 30 santimetrelik bazen 10 metrelik alan bırakarak, gidecekleri yere gidivermeye çalışıyorlar. Kadınlar neredeyse hiç 'durmuyor' sokakta, birine bakmıyorlar, onlar sadece yürüyüp gitmeye çalışıyorlar. Sahne erkeklerin sahnesi, mekân delikanlıların mekânı, kadınlar için ise sokak, en az hasarla, hızla tamamlanması gereken bir mecburi geliş geçiş alanı.

Bir de alanımız gasp edildiğinde, sokaktaki varlığımız tehdit edildiğinde yaptıklarımız var ki, onlar da bastığımız yere nasıl sahip çıkamadığımızı gösteriyor. Düşünün ki bir kadın olarak yoldan geçiyorsunuz, kenardaki üç genç erkek ıslık çalıyor, laf atıyor. O zamanlarda biz kadınlar yokolmak, yer yarılsa da dibine girsek istiyoruz. Yer yarılmıyorsa ordan hızlı hızlı gidelim, ortadan kaybolalım istiyoruz. Görmek istemiyoruz duymak istemiyoruz, yaşamak istemiyoruz. Bu azap anları bitsin derken mekânımıza da sahip çıkmıyoruz.
...
Ama durmak lazım galiba, sağlamca durmak, bastığın yeri duymak, hissetmek, yeryüzündeki varlığını bilmek. Seni kimsenin kolayca yerinden oynatamayacağı şekilde durmak.
Otobüste tacize uğradığında susup susup susup içine çekilmemek, adamı dışa doğru iteklemek lazım. Yolda yürürken etraftakiler laf atarken şeffaflaşıp duymaz, görmez olmamak, "duyuyorum, görüyorum, halinizi hiç beğenmiyorum" dercesine bakmak gerekiyor. Kaybolmak değil varolmak gerekiyor.