Baykal'ın korkusu

22 Temmuz milletvekili seçimlerinden sonra ortaya çıkacak Meclis tablosunu, partilerin aldıkları oy oranı kadar, yüzde 10 barajının altında kalan ve üzerine çıkan parti sayısı belirleyecek.
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

22 Temmuz milletvekili seçimlerinden sonra ortaya çıkacak Meclis tablosunu, partilerin aldıkları oy oranı kadar, yüzde 10 barajının altında kalan ve üzerine çıkan parti sayısı belirleyecek. 2002 seçimlerinde ortaya çıkan büyük adaletsizlik kadar olmasa bile, bu seçimlerde de bir dizi partiye verilen oy boşa gidecek. AKP ve CHP'nin yanında, barajı MHP de geçerse, baraj altı kalan partilere verilen oylar, toplam geçerli oyların yüzde 15-20'sini oluşturacak. MHP barajı geçmezse, bu oran yüzde 30'lara varabilir. Buna karşılık, bağımsız adaylar bu büyük haksızlığın bir ölçüde azalmasına, kayıkçı dövüşüne meraklı iki parti liderinin kendilerine verilmemiş oyları gasp ederek, atadıkları adaylara milletvekilliği bahşetmelerini ve Meclis'i tekellerine almalarını biraz olsun engelleyecekler.
Türkiye geneline bakıldığında, Meclis'e girme şansı olan bağımsız adayların çok büyük bölümünün DTP'nin desteklediği "Bin Umut Adayları"ndan oluşacağı görülüyor. Esas olarak Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde seçilecek olan bu bağımsızlar, bu bölgelerde CHP'nin neredeyse artık yok olması nedeniyle, kendine verilmeyen oylara AKP'nin el koymasına öncelikle engel olacaklar. CHP de, bu bölgelerde son sıralarda yer almasına rağmen, gene de birkaç milletvekili çıkarabilme rantından pay alamayacak.
Türkiye'nin batısında ise, durum biraz farklı. Büyük kentlerde, özellikle İstanbul'un birinci ve ikinci seçim bölgelerinde bağımsız sol adaylar, belli ki en fazla Baykal destekçilerini rahatsız ediyor. Halbuki bağımsız adayın son sıralarda yer alan hangi parti milletvekilinin yerine seçileceğini kestirmek mümkün değil. Bu AKP'den de olabilir, CHP'den veya MHP'den de. Buna rağmen, Baykal'ın partisinin İstanbul'da bağımsızlara karşı yürüttüğü örtülü kampanyayı aşama aşama ele almak öğretici.
Önce, Tayyip Erdoğan'ın Ağrı'da biraz canhıraş, biraz tehditkâr biçimde söylediği, "Oyunuzu bağımsızlara verirseniz boşa gider; size çıkar sağlayacak partiye verin" söylemini CHP benimsedi. Bağımsız adaylara verilecek oyun boşa gideceği, bu nedenle AKP'ye yarayacağı söylentisini dolaşıma soktu. Hatta bazıları bariz biçimde yalan söyleyerek, örneğin İstanbul'da bağımsız seçilmek için 80-90 bin oy gerektiğini iddia ettiler. Bunun mümkün olmadığını, oyların boşa gideceğini kendinden emin biçimde söylediler. Halbuki bu bölgelerde, barajı dört partinin geçmesi ve 2002 seçimlerindekine yakın sayıda geçerli oy olması durumunda, 60-65 bin civarında oy bir bağımsız adayın seçilmesi için yeterli.
Solu bölmek(!)
Bağımsız adaylara ne ülke ne bölge barajı uygulanmadığını seçmenlerin giderek öğrenmeye başlamasıyla ve İstanbul'da Baskın Oran ve Ufuk Uras'ın seçilme şanslarının var olduğu fark edildikçe, taktik değişti.
Bu kez, bağımsız sol adayların solu böldüğü iddiası devreye sokuldu. Böylece Baykal'ın partisinin sol parti olma iddiasını sürdürdüğünü keşfettik.
Ama aynı zamanda, CHP destekçisi medya, başta Cumhuriyet gazetesinin başyazarı olmak üzere, CHP ve MHP arasında program itibarıyla anlamlı bir fark kalmadığını iddia ediyordu. Bir yandan başta Cumhuriyet gazetesinin belli yazarları, onun yanında büyük medyanın çığırtkan kalemleri, CHP-MHP koalisyonu senaryolarını heyecanla savunurlarken, diğer CHP-MHP koalisyonu destekçileri bağımsız sol adayların solu böldüğünü iddia etmeye başladılar. İlhan Selçuk, "AKP iktidarına en sert muhalefeti MHP'li sözcülerin yaptıkları da bir gerçek. Peki Türk-İslam sentezine ne oldu? MHP aslına rücu etti, milliyetçilik şiarını benimsedi, bu seçimlerde dincilere karşı çıkıyor" diye yazabildi. Seçim meydanında yağlı ilmik atan MHP lideriyle Baykal'ın partisinin gerdeğe girmesi için bu yeni milliyetçi/ulusalcı cephe mimarları uğraşmaya devam ediyorlar. Kendilerine hayırlı olsun...
CHP-MHP koalisyonu fikrinin bazı kentlerde seçim malzemesi olarak kullanıldığı, "Erzurum'u Ermenistan'a vermeyeceğiz" sloganının MHP'nin mi yoksa CHP'nin mi olduğu konusunda rivayetin muhtelif olabildiği bir aşamaya geldik. Bir CHP aday adayı, CHP listesine girememesine rağmen, Cumhuriyet gazetesinde 8 Temmuz'da şu ilanı verebildi: "Artık lider Ülke, Türkiye! Üzülmeyin! Küsmeyin! Karamsar Olmayın!CHP=MHP, Boyun Eğmeyen Türkiye". Bu ilan karşısında, kendini samimiyetle solda gören çoğu CHP'linin düştüğü ruh halini karamsar kelimesi tarif etmekte yetersiz kalıyor.
İlginç olan, CHP yönetimi bu koalisyon önerilerini yalanlama çabası gütmezken, MHP tarafı CHP ile arasına mesafe koymaya özen gösteriyor. İlhan Selçuk'un "MHP, Türk-İslam sentezini terk etti" iddiasına ilk yalanlama MHP yönetiminden geldi. Ardından Tuğrul Türkeş, "Milliyetçiliği, vücuttaki apandisitmiş gibi gören CHP ile uzlaşmak bize yakışmaz", düzeltisini yaptı. CHP'nin sol kimliğini hatırlatmak, MHP'lilere kaldı.
Seçimlere bir hafta kala, İstanbul'da bazı çevreler bu kez yeni bir söylenti yaymaya başladılar. Ufuk Uras ve Baskın Oran'ın seçilmelerinin yüzde yüz olduğunu, bu nedenle onlara verilecek "fazla oyların" AKP'nin işine yarayacağı lafını dolaşıma soktular. "Ufuk Uras 150 bin oy alacak, Baskın Oran 100 bin oy alacak, aldıkları oy boşa gidecek" söylentisiyle, bağımsız sol adaylara oy vermeyi düşünen sol seçmenleri caydırma kampanyası başladı. "Oyunuz boşa gider" dezenformasyonunun farklı bir biçimi.
Geçmiş seçimlerden biliyoruz. Bu tür söylentiler YDH, ÖDP, YTP, DEHAP'la yapılan ittifak hakkında çok çıktı. Yüzde 10'lar, yüzde 20'ler havada uçuştu. Sonuç ise bu hayallerin çok gerisinde kaldı. Bugün bağımsız sol adayların, örneğin İstanbul'un seçim bölgelerinde seçilme ihtimali var. Hatta bu ihtimal biraz yüksek ama buradan hareketle bu seçim bölgelerinde 100 bin oydan, 150 bin oydan bahsetmek gerçekçi değil. Bugün bağımsız sol adayların seçilme sınırına yakın olduklarını, biraz daha gayretle seçilebileceklerini söylemek gerçeğe daha yakındır.
Bağımsız adayları bekleyen bir diğer sorun, seçim sandıklarında sayım sırasındaki denetimin sağlanmasıdır. Bu seçimlerde, birleşik oy pusulalarında onlarca bağımsız adayın yer alması, bunların isimlerinin çok küçük harflerle yazılmış olması, bu adaylara oy vermek isteyen seçmenin işini zorlaştıracaktır. Bunun yanında, pusulanın katlanması sırasında "evet" mührünün başka yerlere bulaşması ihtimali de, tartışmalı pusula sayısını artıracaktır. Bu nedenle, bağımsız adayları destekleyenlerin, bir yurttaşlık görevi olarak sandıklarda gözetmen olması, oy vermek kadar önem kazanıyor.
23 Temmuz günü bağımsız sol adayların seçilmesi, önümüzdeki dönemde Türkiye'de demokrat, özgürlükçü, dayanışmacı bir Türkiye solunun siyasal alandaki varlığının tescil edilmesi açısından, solun Baykal'ın partisinin Meclis'teki tekelini kırması bakımından anlamı var. Bunu başarmak mümkün ve bunu başarmaya az kaldı.