scorecardresearch.com

BDP ve Demokratlar

Demokrasimizin kuvvetlenmesi için farklı kimliklerin temsil edildiği meclislere ihtiyacımız var. Bugünkü meclis de ileriye doğru bir adım sayılmalı
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

Meclisin açılışını izliyorum. Eskilerinden farklı olarak, bu meclis güzellikler içeriyor. Sayıları yeterli olmasa da, yaşadığımız dönüşüm sürecinin olumlu yanlarını simgeleyen ismler ve simaları görüyorsunuz. Örneğin, İstanbul Milletvekili Şafak Pavey ve “İmdat Doğa” yazılı tişörtünü görmek çok güzel. Sezgin Tanrıkulu gibi insan hakları savunucularını CHP milletvekilleri arasında görmek, demokrasi ve muhalefet için umutlarımzı artırıyor. Şafak Pavey ve Sezgin Tanrıkulu gibi insanların sayılarının arttığı bir CHP ancak AK Parti’ye alternatif olabilir diye düşünüyorsunuz. Ertuğrul Kürkçü’nün karanfilli rozetiyle yemin edişi, sosyalist düşüncenin mecliste oluşunun önemini ve güzelliğini simgeliyor. Deniz Gezmişler asılmasaydı, Kızıldere ve diğer ölümler olmasaydı, belki bugün, hem sol ve sosyal demokrasi hem de meclis ideoloji ve siyasi pozisyon olarak çok daha farklı olabilirdi. Ama buna izin verilmedi, bir sürü genç insan asıldı, öldü, öldürüldü. Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde sergilenen ‘Utanç Müzesi’nde yer alan yüzler, idam öncesi yazılan son mektupları okumanın bana verdiği hüzün ve acı yerine, o insanlar bugün yaşasaydı, solun mecliste temsili, demokrasiye katkısı belki çok daha farklı olabilirdi. Yine de, bu meclis, temsil kapasitesi olarak, geçmiş meclislere göre nicel ve nitel olarak çok daha olumlu. Türkiye demokrasisinin kalite kazanması ve kuvvetlenmesi için, farklı kimliklerin temsilinin çok daha güçlü olduğu meclislere gereksinim içindeyiz. Ama, bugünkü meclisin ileriye doğru bir adım olduğunu da kabul etmeliyiz. 

20 yıl sonra Leyla Zana
6 Kasım 1991’de, yine bu meclis içinde, Leyla Zana Kürtçe yemin ettiği için, yuhalanmış, meclisten atılmış, yıllarca hapis yatmıştı. Zana ve arkadaşlarına yapılanlar kabul edilemez. Bugün, sevgili Orhan Doğan, o geleceğe olumlu ve insani bakan insan aramızda yok. Onlara yapılanlarla, Türkiye siyasi tarihinin bir sürü kara lekesine bir tanesi daha eklenmişti. Zana ve arkadaşlarını mecliste yuhalayan siyasi partilerin çoğu bugün tarihden silindiler. Ama, 1 Ekim 2011 günü, 20 yıl sonra yine mecliste, yine yemin töreninde, Leyla Zana geri dönmüş, yemin ediyordu.
Bu noktada durup altını çizerek söylemeliyiz ki, bu yemin metninin de muhakkak değişmesi gerekiyor. Sn. Zana, son cümleyi “Türkiye halkı” olarak değiştirerek, olması gerekenlerden birisini ortaya koydu.
Demokratik ve adil toplum yönetimini vurgulayan, ve farklılıklar arası birlikteliği ve birlikte yaşamayı amaçlayan bir yemin metninin, yeni ve demokratik anayasayla birlikte hazırlanması şart. Yirmi yıl sonra geri geldiği mecliste yemin ederken Leyla Zana’nın yüzünde oluşan ifade, barış, birlikte yaşama ve demokrasi için umutlarımızı artırıyordu. Sn. Zana meclise girerken “duygularımızla değil aklımızla hareket edelim, barış dilinde anlaşırsak paylaşacağımız çok şey var” diyordu; tümüyle katılıyorum. Bugün paylaşacaklarımız üzerine odaklanmalıyız. Bu tercih barışı, demokratik çözümü bulacağımız yolu bize gösterecektir.
Leyla Zana ve yemin eden diğer BDP milletvekilleri, Kürt sorununa demokratik çözüm ve barış için meclise geldiler. Yirmi yıl sonra, Leyla Zana’yı ve onları seyretmek, Kürt sorununun çözümü ve demokrasinin güçlenmesi için umutlarımızı artırıyor. Leyla Zana’nın ve BDP’nin geri dönüşüyle, meclisin temsil kapasitesi arttı. Yeni ve demokratik anayasa ve Kürt sorunu için artık “yeterli” olmasa da, “gerekli koşula” sahibiz. Bu fırsat kaçırılmamalı, ve bu fırsatın kaçırılmaması için hepimiz çalışmalıyız. Başta siyasi partiler olmak üzere, medyaya, sivil topluma, hepimize, özellikle de demokratlara çok önemli sorumluluk düşüyor. Silahların susması için, yeni ve demokratik anayasa yapımının başlaması için, Kürt sorununun tekrardan, ve bir daha şiddetin olmayacağı bir biçimde, demokratik çözüm sürecine sokulması için, ama en önemlisi, ölümlerin ve acıların bir daha yaşanmaması için, paylaşacaklarımızı aramalı, ayrışmaya ve kutuplaşmaya karşı durmalı, ve insan-odaklı olarak çözüm sürecine katkıda bulunmalıyız. 

Çözüm çok daha yakın
Unutmamalıyız ki, yirmi yıl sonra bugün, savaş, şiddet, ölüm değil; aksine, Kürt sorununa demokratik çözüm olasılığı çok daha mümkün ve yakın. Eğer kendi cemaatlerimizden çıkabilirsek, yapıcı eleştiriyi tercih edersek, ötekileştirme yerine anlamaya çalışırsak, ve paylaşabileceğimiz noktaların üzerinde hareket edersek, bugün sosyolojik olarak, seçim sonuçlarını doğru okursak, kamuoyu araştırmalarına dayanırsak ve Kürt sorununu, Türkiye’nin dönüşümü içindeki çok-aktörlü, çok-boyutlu, dinamik yapısı içinde anlamaya çalışırsak, aşağıdaki gerçekleri görebiliriz:
(a) Siirt ve Batman olayından sonra şiddete bölgeden, Kürt vatandaşlarımızdan gelen tepki, bir kere daha, çok net ve çok güçlü olarak gösterdi ki; farklılıklarımız içinde hepimiz bu ülkede şiddete koşulsuz karşıyız, şiddete karşı tepki Türkiye’nin her yerinden eşit güçte geliyor. Acılar hepimizin. Bu ülkede, eşit vatandaşlar olarak birlikte yaşamak istiyoruz.
(b) Yine Siirt ve Batman olaylarından sonra, dünden farklı olarak bugün gördük ki, Türkiye toplumu, genel olarak, silahların susması için PKK ile müzakereleri destekliyor. Silahların susması ve Kürt sorununa demokratik çözüm için yeterli toplumsal destek var. Önemli olan bu desteğin siyasal iradeye eklemlenmesi, medya ve sivil toplum tarafından sürekli canlı tutulması. Başbakan, “PKK ile müzakereler tekrardan başlayabilir” diyor. BDP meclise geri dönüyor. Toplum tepki göstermiyor, aksine destek veriyor. Silahların susması, Kürt sorunun çözümü için... Siyasi irade için gerekli ve olmazsa olmaz toplumsal desteğe sahibiz.
(c) Kürt sorununun demokratik çözümü için yeni ve demokratik anayasa farklı kesimlerin demokratik müzakere yapabilecekleri uygun bir platform oluşturuyor, ve bu bağlamda da, BDP’nin meclise gelme kararı çok olumlu bir adım oldu. Yeni anaysa yapma süreci, parlamento, sivil toplum, ve kamusal alanda demokratik müzakere zeminini güçlendirecek, ve şiddet yerine konuşmanın önplana çıkmasına katkı sağlayacaktır.
(d) Yaz boyunca yaşanan şiddet ortamında kamusal tartışmaya hakim olmaya çalışan özcü, tek boyutlu, veya AK Parti’yi, ya da BDP’yi yaşanan sorunların tek sorumlusu olarak gören “anti- AKP ” ve “anti-BDP” konumların ikisi de, meclisin açılması ve yeni anayasa yapım sürecinin başlamasıyla güçlerini ve geçerliliklerini yitirmiş oldular. Bugün özcü, sert, kutuplaşmacı değil, tam da aksine, Kürt sorununa çok boyutlu yapısı içinde bakan, yapıcı, ve paylaştıklarımızdan hareket eden bir kamusal tartışma tarzına gereksinim içindeyiz. Demokratik tartışma, dışlama ve ötekileştirmenin yerini alabilir.
Bugüne kadar kitaplarıyla, yazılarıyla, konuşmalarıyla Kürt sorununun anlaşılmasına çok önemli katkılarda bulunan Hasan Cemal’in söylediğini hatırlayalım: “Kürt sorununu barışa emanet edebiliriz”. Çünkü, Oral Çalışlar’ın doğru tespiti gibi, “PKK ile çatışma bitebilir”. (Radikal, 4 Ekim 2011). 

E. FUAT KEYMAN: İstanbul Politikalar Merkezi, Sabancı Üni.


http://www.radikal.com.tr/106594110659410

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.