Berkin ölü mü?

Berkin ölü mü?
Berkin ölü mü?
Berkin; kim onun öldüğüne bizi ikna edebilir? Berkin mi ölü, onun arkasından kötücül bir sinizmle komplo teorileri üretenler mi? Güç onların elinde olabilir ama iyilik Berkin'in gemisinde
Haber: İRFAN AKTAN* / Arşivi

İyimser olabilirdik. Çünkü Berkin Elvan bu hafta medeniyet sularına bir gemi indirdi. O gemiye hepimiz sığabilirdik. Vicdanı, birlikteliği temsil eden o gemi yola çıkarken, günahlarının ağırlığı altında ezilmeyi bile göze alabilecek kadar ortaklık duygusundan feragat etmiş olanlar, kötülükler diyarında kalmayı tercih etti. Oysa Berkin’in gemisine herkes davetliydi. O davetin bir bitiş tarih yok. Herkes bu geminin yol aldığı okyanusta günahlarından arınabilecek fırsata sahip. Ama bu davete de icabet etmediler. 4 Mayıs 2009’da 44 kişinin öldürüldüğü Bilge Köyü katliamının failleri, duruşmaya çıkarılırken “Yaşasın kötülük” diye slogan atmıştı. İşte, arkada kalanların yegâne sloganı bu. Ama kendi aralarında kötülük ayinleri yaptıklarını sanmayın. Belki de iyi olduklarına inanıyorlar. Zaten bu kadar kötülük, inanç olmazsa sahibini ayakta tutabilir mi? AKP ’nin seçim şarkısında ne deniyordu: “Biz bir, beraberiz, 70 milyon kardeşiz!”

“Biz” kimiz?

Bir kere biz, bir değiliz. Ancak “bir” olmadığımızı sindirebilenler biz olabilirler. Ve biz, bir çocuğun ölümüne üzülen, onun yasını tutan ve ama artık başka çocukların ölmemesini isteyen, bu ülkeyi belli aralıklarla yas ayinlerine mahkûm eden lanetli geleceği ihtimal dışı bırakmak isteyenleriz. Bizi “biz” yapan, iyilik duygusu. Newroz geliyor. Demirci Kawa Efsanesi’ni hatırlayalım: İyilik timsali Hürmüz’ün kötücül Ehriman’la savaşı devam ediyor. Hürmüz’ün, yani iyiliğin tarafında olanlar haykırıyor, iyiliğe gelin! Birbirine hasım farklı topluluklar halinde bir arada daha fazla yaşayamayız. Devletin gemisi paslandı, batıyor. Bu davete kimileri HDP’yi taşlayarak, kimileri Berkin için toplananlara nefret kusarak, kimileri de yeni iktidar namzetliğine soyunup iyiliği kendi kötülüklerinin basamağı yapmaya çalışarak yanıt veriyor. “Biz” ne kadar “bir” değilsek, “onlar” da o kadar “bir” değil yani. Ama güçlenmek için farklı maskelerle toplanıyorlar. Hatta onlardan olup bizimle görünmeye çalışanlar da az değil. İktidar hırsıyla yanıp tutuşan bir siyasetin gazetesindeki karikatür bize onların yüzünü gösterdi. “Neden şimdi Berkin?” diye soruyor karikatürist ve Berkin’e şu yanıtı verdiriyor: “Hesabını soracakların çıkmasını bekledim.” Kastettiği, Ergenekon sanıkları. Onlarla sözümona tamamen zıt kutupta bulunan cemaat de geri durmuyor bu habis hamasetten. Onlar, Berkin’in gemisinin konukları değil elbette.

İradenin iyimserliği

Jean Baudrillard, ‘Kötülüğün Şeffaflığı’nda adalet konusunda hayli karamsar. Holokost’a, Ermeni Soykırımına, kötülüğün iştirakçilerine karşı adaletin, iyiliğin kazanmasının imkânsızlığına şöyle bir soruyla yanıt veriyor: “Herkes suçlu olduğuna göre kim genel af ilan edecek?” Baudrillard, bu sorusunun öncesinde şöyle bir izahat yapıyor: “Bir dava ancak suçun hemen ardından gelen bir süreç olduğu zaman eğitici olabilir. Şimdi çok geç; başka bir yere aktarıldık (…) Bu olayları elimizde olanaklar varken anlamadık. Bundan böyle asla anlamayacağız. Çünkü sorumluluk, nesnel nedenler, tarihin anlamı (ya da anlamsızlığı) gibi temel kavramlar yok oldu ya da yok olmaktadır.” Baudrillard’ın karamsarlığına kapılmayalım ama. Belki de herkes suçlu olduğu için genel af daha mümkün. Daha doğrusu aklın kötümserliğine karşı iradenin iyimserliğine pay verelim. Örneğin Berkin; kim onun öldüğüne bizi ikna edebilir? Berkin mi ölü, onun arkasından kötücül bir sinizmle komplo teorileri üretenler mi? Güç onların elinde olabilir ama iyilik Berkin’in gemisinde. “Onlar” kim mesela? Olmayan toplumun yarısı mı? Elbette öyle değil. Aksi halde yine aklın karamsarlığına kapıyı açarız.

Tek devlet, velinimet

Toplum, aynı gaye etrafında bir araya gelen (aynı gemiye binen) insanlardan oluşuyorsa, bu ülkede bir toplumun varlığından söz edemeyiz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Berkin’in sonsuzluk okyanusuna milyonlarca insanla birlikte yola çıktığı 12 Mart akşamı bir televizyon programında konuşurken hatırlattı: “Tek millet, tek devlet…” Tek toplum diyemezdi elbet! Orwell’in öncüsü Yevgeni Zamyatin’in 1920 tarihli ünlü romanı ‘Biz’in “Bir Kaza/ Allahın Belası ‘Açıktır’ Yirmi Dört Saat” bölümünde Tek Devlet karşısındaki “iyiler” aleyhine şöyle bir bahis geçiyor: “Üzülerek de olsa, bizim toplumumuzda bile kemikleşme sürecinin henüz tamamlanmadığını, yaşamın henüz tam olarak kristalize olmadığını söylemek zorundayım. İdeal, artık hiçbir sorunun kalmadığı durumdur. Ama şimdi… durun isterseniz bir örnek vereyim; Tek Devlet Gazetesi, yarından sonra Küp Meydanı’nda bir adalet töreni yapılacağını duyuruyor. Bu, bazı sayıların (“Biz’de insanlar sayı olarak anılır) Tek Devlet’in işleyişini bir kez daha bozduğu anlamına gelir; gene umulmadık, hesaplanmadık bir şey olmuş olmalı.” Evet, “Tek Devlet” açısından yine hesaplanmadık bir şey oldu ve Türkiye ’nin dört bir yanından milyonlarca insan Berkin’in gemisine binmek için “Küp Meydanı”nda toplandı. Sokaklara taştılar. Ellerinde ekmek, gözlerinde yaşlarla. Dışarı çıkamayanlar da dualar etti, ağladı. Yas tutabilmek iyidir. Biraz tefekkür edelim ve gemiyi suya indiren Berkin’i şükranla yad edelim.
Zamyatin’in romanında devletin adı “Tek Devlet”, yöneticinin adı ise “Velinimet”tir. Bizi ne kadar iyi anlatıyor, değil mi? “Velinimet”in her seferinde oybirliğiyle seçildiği “Oybirliği Günü”nde, ona istikrarlı bir biçimde “hayır” oyu veren kararlı bir azınlık vardır. Kitabın önsözünde Bülent Somay şu tarifi yapıyor: “Velinimet’in isyana karşı savaş aracı ‘Büyük Ameliyat’tır, yani insanların beynindeki ‘Düş Gücü Merkezi’nin cerrahi bir müdahaleyle çıkarılması…”

Kinin davacısı!

“Bu ülke üzerinde kimsenin ameliyat yapmasına müsaade etmem” diyen Başbakan, nam-ı diğer Velinimet, tıpkı kendisinden öncekilerin yaptığı gibi uzun bir süredir bu ülkeye cerrahi bir müdahale yapıyor. Maksat iyileştirmek değil, “Düş Gücü Merkezi”ni söküp almak. Kendini ayrıcalıklı hisseden kesimler bile düşlerinden edildiklerini hissetmiyor mu? Bol beton, bol cam, soğuk demir yığınları, ruhsuz binalar, yapay ırmaklar ve sayısız ölü dışında ne var bu tabloda? Berkin’in kaldırdığı gemiyi batırmak için vazifelendirilmeleri muhtemel bir gençlik de var tabii. Şubat 2012’de ne demişti Erdoğan: “Kininizin davacısı gençlik olun.” Bu davete icabet edecek olanlar, Velinimet’in iktidar yolundaki nimeti. Kasım 2009’da Bülent Arınç meseleyi özetlemişti: “İktidar olabilmek için bu meselede yıpranmayı göze almak gerekir.” Erdoğan iktidar yolunda “yıpranırken”, yeniden “iri ve diri olmak” için yurttaşların düş gücü merkezini söküp almak istiyor. Ama “Tek Devlet”in kuruluşundan beri (Ne tuhaf, Zamyatin’in “Biz”i yazdığı tarihle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihi birbiriyle çakışıyor) bu topluma zerkedilen narkozun etkisi azalıyor. Puslu atmosferde az da olsa önümüzü görebiliyoruz; Berkinlerin kaldırdığı gemiden. Özgür, demokratik, eşitlikçi bir ülke düşümüzü kaptırdığımız an, Berkin’in gemisi batmış demektir. Zamyatin “Biz”de Velinimet’e şöyle haykırıyor: İnsanın düş gücünü yok etmedikçe, kazanamazsınız. Nice Berkinleri aldılar ama düş gücümüzü alamazlar.

* Gazeteci