Bienal'e denk gelen kent isyanı

Bienal'e denk gelen kent isyanı
Bienal'e denk gelen kent isyanı
İstanbul Bienali'nin kamusal alanı konu aldığı sene tarihin en büyük kent hareketlerinden birinin gerçekleşmesi tesadüf değildi

Başka bir dönemde benzeri bir rastlantı olsa bu fikirde olmazdık. Ama 2013’te 13. İstanbul Bienali’nin kamusal alanı mesele etmesiyle, yine tam da bu meselenin fitillediği Gezi Direnişi’nin aynı seneye denk gelmesi kesinlikle tarihin cilvesi falan değil. Zaten kentsel dönüşüm sağolsun kamusal alanlara tepeden inme müdahaleler gündelik hayatın bir parçasıyken, sanat da uzun zamandır meseleyle içli dışlıydı. Dolayısıyla küratör Fulya Erdemci’nin Lale Müldür’den aldığı ‘Anne ben barbar mıyım?’ sorusuyla bienalin tematik çerçevesini kamusal alan olarak belirlemesi daha Gezi başlamadan epey tartışıldı. Barbarlık tanımı üzerinden kentin dışlanmışlara ne kadar yer açtığı sorusunu soran Bienal, hazırlık aşamasında sponsorluk ilişkileri dolayısıyla Kent Hareketleri ve Kamusal Direniş Platformu’ndan aktivistlerin protestolarına sahne oldu. Gezi direnişi sırasında ise işgal edilmiş otobüsler, pembeye boyanmış makineleri, şehrin duvarlarındaki birbirinden yaratıcı sloganlar kamusal alan ve kentli ilişkisini sanatsal üretim bağlamında bir kez daha düşündürdü. Hatta Gezi sırasında Galerist’te bir sergi açmak için İstanbul’a gelen Güney Afrikalı sanatçı Kendell Geers, üzeri pankartlarla donatılmış Gezi Parkı’nı “Şimdiye kadar gerçekleştirilmiş en büyük enstalasyon” olarak nitelendirip İstanbul Bienali’nin iptal edilmesi gerektiğini bile söyledi.
Ama tabii ki eylülde açılan Bienal, bu süreçte Gezi’den muaf hijyenik bir ortam sunmadı. Hamburg St. Pauli’deki meşhur Park Fiction’ın (kentsel dönüşüme karşı bir planlama projesi) üyesi Cristoph Schafer’in Gezi Parkı’ndaki oluşumla “muhabbet içinde” ortaya çıkardığı desenler, isyanı Antrepo’ya taşıdı. İlk olarak Bienal’de gösterilen kolektif veri toplama ağı “mülksüzleştirme.org”, kentsel dönüşüm yatırımları üzerinden Türkiye ’nin sermaye haritasını ortaya çıkardı. Doğrudan Gezi’yle bağlantılı olmasa da Halil Altındere’nin artık MoMA koleksiyonundaki videosu ‘Tahribad-ı İsyan’ (TOKİ gölgesinde hiphop) gündeme cuk oturan bir işti.
Gezi tabii ki sanatçıları da etkiledi. Ancak o heyecan içinde doğrudan bir bağlantı kurmak yerine meselenin demlenmesi gerektiğini söyleyen sanatçılar da çoğunluktaydı. Zaten ilham kaynağıyla ilişkinin tek yönlü bir alışveriş şeklinde gelişmediği güncel sanatta bu gibi dönüşüm noktalarının izini sürmek her zaman çok kolay değil. Ve izleyiciye alan bırakan işlerin, Gezi sonrası bu bağlamdan da kopma şansı pek yok.