Bir bahar günü rastladım size...

Hollywood dünyaya, 20. yüzyılın başlarında, yerel sinemaları yiyen bir canavar olmadan çok önce, aynı dili paylaştığı İngiltere ve güneş batmayan sömürgeleri üzerinden yayıldı. Üstelik Alfred Hitchcock'tan Sir Laurence Olivier'ye...
Haber: NİLAY ULUSOY ÖNBAYRAK / Arşivi

Hollywood dünyaya, 20. yüzyılın başlarında, yerel sinemaları yiyen bir canavar olmadan çok önce, aynı dili paylaştığı İngiltere ve güneş batmayan sömürgeleri üzerinden yayıldı. Üstelik Alfred Hitchcock'tan Sir Laurence Olivier'ye, tüm başarılı sinemacılarını da ithal ederek genişledi ve güçlendi. Yaklaşık yüzyıl sonra, değişen ekonomik ve kültürel dengeler sayesinde İngiliz Sineması, 1994 yılında Dört Nikah Bir Cenaze ile yaklaşık yüzyıllık dil ortaklığı lanetini kırmayı başardı. Uzun yıllar tek kanallı televizyonumuzun vazgeçilmezleri arasında yer alan Emret Bakanım serisi ile tanıdığımız zeki ve kara İngiliz mizah anlayışının, Amerikan etkisi ile sulandırılmış ve aşk meşk sosu eklenmiş ortaya karışık hali olan bu yeni akım, iyi gelir getirerek İngiliz sinemasına rahat bir nefes aldırdı.
Scenes of a Sexual Nature/Aşk Manzaraları, yönetmen Edward Blum'un ister istemez Yeşilçam mantığı ile evini satarak gerçekleştirdiği bağımsız bir İngiliz komedisi olarak daha önceki örneklerinden kendini ayırıyor. Altı haftadan kısa bir sürede çekilen ve Ewan McGregor gibi Hollywood'un A-listesinde yer alan bir oyuncuyu barındıran Aşk Manzaraları, ufak bütçesi ve İngiltere'de yarattığı başarılı grafik ile bağımsız sinema adına umut verici bir yapım. Diğer dikkat çeken özelliği ise şaşkın sırıtışı ve kahküllerini film boyunca aradığımız Hugh Grant'in eksikliği. Tek eksiği Hugh Grant olsun, artıları ile film bizi gülümsemeye, düşünmeye, hatırlamaya ve fark etmeye itiyor.
Rastlantılara dayanmıyor
Hampstead fundalığında güzel bir havada tanık olduğumuz yedi ayrı çiftin aşk manzaraları, aslında insan doğası üzerine uzun süre düşünülerek yazılmış bir senaryo üzerine oturuyor. Açık ve basitçe dışavurmadığımız aşk ve cinselliğin yarattığı duygusal boşluklara Sex and the City'nin sulandırılmış bakışı dışında bağımsız ve tarafsız bir bakış açısı getirmiş Aşk Manzaraları. Aşk ve seks üzerine 14 ayrı yaşanmışlığa bizimkini de ekleyebildiğimiz bu yedi ayrı aşk hikâyesi, izleyiciye röntgencilik hissini de tattıracak kadar gerçekçi bir bakış açısıyla ele alınmış. Aşk Manzaraları'nda romantik komedilerde gördüğümüz ama gerçek hayatımızda asla başımıza gelmeyen o harika sürprizler, rastlaşmalar yok. Her şey aynı gerçek hayatımızdaki gibi doğal, yansız ve belki biraz da acımasız. Kocamız bizi ne kadar seviyor olsa da elbette yanımızdaki genç kızın iç çamaşırına gözü kayabilir ya da "benden önce nasıl da kapmamışlar?" diye düşündüğümüz kişi, paranoyağın teki çıkabilir. Çok sevdiğimiz ve yıllardır beraber olduğumuz aşkımız bizimle aynı cinsten olsa bile bizi anlayamayabilir. Belki de çok yalnızız ve para karşılığı seks değil, para karşılığı aşk dahi bizi kısa bir süreliğine mutlu edebiliyor. Yıllar önce tercih etmediğiniz ama hep aklınıza takılan kişi de sizi hâlâ düşünüyor olabilir hatta onunla çok başka şartlar altında yeniden tanışıp aşık olabilirsiniz.
Güzel bir günde, yemyeşil çimenler üzerinde aşkın mahrem, cinselliğin olağan durumları üzerinde düşünmek, konuşmak ve karşılaştırma yapmak için Aşk Manzaraları'na bir bilet almak yeterli. Çünkü "ihtiyacımız olan tek şey aşk"tır...

NİLAY ULUSOY ÖNBAYRAK: Dr., Marmara Üni.