Bir çıkış var mı?

Sendika ve sendikacılık kelimelerinin neredeyse çağrıştırdığı her şeyle birlikte demode sayıldığı bugünlerde Fikret Sazak tarafından derlenen Türkiye'de Sendikal Kriz ve Sendikal Arayışlar başlıklı kitap, başlığından anlaşıldığı gibi akıntıya karşı müdahale amacını taşıyor.
Haber: ÖZGÜR F. AYGÜN / Arşivi

Sendika ve sendikacılık kelimelerinin neredeyse çağrıştırdığı her şeyle birlikte demode sayıldığı bugünlerde Fikret Sazak tarafından derlenen Türkiye'de Sendikal Kriz ve Sendikal Arayışlar başlıklı kitap, başlığından anlaşıldığı gibi akıntıya karşı müdahale amacını taşıyor.
Epos Yayınları'nın inceleme-araştırma dizisinden çıkan kitap, neredeyse her toplumsal konuda "meydanın ıssızlaştığı, medyanın duyarsızlaştığı" bu küresel hengâme döneminde geniş okur kitlesinin ilgisine mazhar olamasa bile, sendikal krizin doruk noktasında olduğu bir anda hâlâ siperi terk etmeyenler üzerinde muhtemelen harekete geçirici bir etki yaratacaktır. Kitabın ilgili çevrelerce tartışılmaya değer görülmesi bile, bir hareket imkanı arayışına katkı sağlayacaktır.
Türkiye'de Sendikal Kriz ve Sendikal Arayışlar, özellikle sendikal kriz ve krizden çıkışa ilişkin görüşler ortaya koyuyor ve daha önemlisi şu ya da bu biçimde sendikalarla organik ilişkileri olan ve uzun yıllardır sendikalarda çalışan yedi uzman ve akademisyenin makalelerini kapsıyor. Kitabın derleme olması, yazarların çarpışan düşünce ve tezlerinin karşılaştırmalı okunması bakımından önemli görünüyor. Makaleler, sendikal hareket tartışmalarında şu an merkezi önem taşıyan ya da yakın gelecekte önem kazanacak olan konularla ilgili. Makalelerin çeşitli konular karşısında karşıtlıkları da içeren bağlantıları sayesinde oluşturdukları tartışmacı çatı, temel sendikal anlayışların üstünde yükseliyor ve emek-sendika dünyasının geçmiş-bugün-gelecek hattındaki ayrıntılı bir panoramasını yansıtıyor. Bu yönüyle kitap, bir anlamda yazarların ilişkili bulundukları sendikal alandan eleştirel alana çıkma, yani sendikaların kendilerini üretiş tarzına dışarıdan bakma girişimidir. Kitap, yazarların eleştirel tonu nedeniyle başarılı kabul edilmelidir.
Kriz var, hem de genel
Çalışma hayatı ve emek-sermaye ilişkileri üzerine odaklanan kitap, kaçınılmaz olarak genel politika sorunlarını da kapsıyor: Sendikal hareket ve sendikacılık politikanın krizinden münezzeh mi? Sendika kavramını ve sendikal hareketi tanımlayan kavramların neredeyse tamamı problemli/krizde. En başta gelen kavramlar sınıf, proletarya, mavi-beyaz yakalı işçiler ayrımı, emekçi, kapitalizm, emperyalizm, sömürü, enternasyonalizm, ekonomik-demokratik mücadele, demokrasi, vs... Bir kısmını sıraladığımız "büyük" kavramların çoğu, artık yaşanan dünyayı açıklamak için yararlı aletler olmak şöyle dursun, kendi anlaşılırlıklarını bile yitirmiş görünüyorlar. Bütün bu kavramların somut (eylem alanları) ve kuramsal (bilgi) dünyadaki bütünlüklü algılanışlarına dair bir anlaşamama ve yarılma söz konusudur. Sosyal bilimler alanıyla ilişkili kavramlar bu kadar belirsizken ve hatta tam da krizin içindeyken, eylem alanının ortasında, sürekli olarak sırat köprüsünde, bıçak sırtında, yani emek-sermaye çelişkisinin en görünür cephesinde doğal olarak yer alan sendikal hareket nasıl olur da krizden etkilenmez?
Anlaşılan o ki, sosyal bilimlerden stratejik argümanlar yerine kesintisizce stratejik olarak belirsiz işaretler alan sendikal hareket, günlük-kısa vadeli sendikal yaşama müdahalede tereddüt eder hale gelmiştir. Sendikal hareketin elini güçlendirecek, arkasında duracak kavramların belirsizliği, sendikal hareketi de belirsizliğe itmiştir. Bugünkü belirsizlikten evvel, 12 Eylül'ün bütün kitlevi örgütler üzerinde yarattığı yıkıcı/depolitize edici etkiyi unutmamak gerekiyor.
Kriz var, bir de özel
O halde sendikal krizin ilk nedenini 12 Eylül ve ikincisini de sosyal bilimlerdeki krizin yarattığı belirsizlik olarak tespit etmenin yanlış olmayacağını düşünüyoruz. 12 Eylül muhalif kesimleri hem ezdi hem de bu aynı güçler arasında bir yarılma etkisi yarattı. Yarılma etkisinin sonuçlarını 12 Eylül'ün varlığını sürdüren baskıcı ortamına verilen/verilmeyen cevaplardan-eylemli varoluşun istatistiki verilerinden devşirmek mümkün. Ancak dünya deneyimlerinden biliyoruz ki hiçbir darbenin etkisi 30 yıl sürmedi. İşçi hareketinin içinde bulunduğu zor durumun tek, hatta belirleyici nedeni, 12 Eylül'de alınan siyasal/sınıfsal yenilgi olsaydı, aradan geçen bunca yıl sonunda hareket bugünkü yerinde olmayacaktı. Asıl sorun, Türkiye'de 12 Eylül'le kesişen, dünya çapında bir görüngünün, sosyal bilimlerdeki belirsizliğin ya da krizin sendikal alandaki yansımalarıdır. ABD'de, İngiltere'de ve Kıta Avrupasındaki sendikalar incelendiğinde durumun Türkiye'den çok farklı olmadığı kolaylıkla görülecektir.
Sosyal bilimlerdeki krizin sonucunda acil sosyal sorunlara pratik yanıt getirmeyi engelleyen bu belirsizlik, sendikal hareketi, günü kurtarmanın ötesine geçemeyen ve yazık ki bunu bile yapamayan, yasalarla sınırlı, belirlenmiş bir alandaki teknik süreçlere yöneltti.
Türkiye'de ise sorun içinden çıkılmaz bir hal aldı. Çünkü, Türkiye konjonktürel olarak hem dünyevi konjonktürü paylaşıyor hem de kendine özgü temelli problemler denizinden geçiyor. Belirsizlikler sendikal hareketi, ülkesel-yerel politikalardan etkilenmeye itiyor. Örneğin Kürt sorunu, terör, özelleştirme, AB meselesi, yeni ulusal/milli hareketler... Demek ki sendikal hareket, aynı anda değişen derecelerde etkili dış ve iç etmenlerle etkileşim halinde, süreğen bir belirlenme ilişkisi içindedir.
Bu kitapta sendikal kriz, bu belirlenme ilişkisi çerçevesinde kuram dünyasındaki krizle birlikte tartışılıyor ve sendikal hareketin tarihine ve mevcut duruma ilişkin çeşitli tespitlerde bulunuluyor. Sendikal hareketin tarihini hem dünya hem de Türkiye cephesinden ele alıp tartışan kitap, sendikal hareketin problemleri hakkında onlarca soru soruyor ve bunlara cevap arıyor. Kitabın herkesi ve hepimizi ilgilendiren bu sorular ve cevaplarla, geniş ve canlı bir tartışmaya giriş vesilesi olması umut edilir.

Fikret Sazak/Türkiye'de Sendikal Kriz ve Sendikal Arayışlar/Epos Yayınları, 295 sayfa