Bir fotoğraf

Tiyatronun tanımlarından biri de, o oyunun "yaşadığı çağın" ya da günün fotoğrafını çekmesidir. Repertuarı ile günümüz Türkiye'sinin fotoğrafını çekmeyi başaran Dot Tiyatrosu, tiyatrolar gününde araçlarını değiştirdi...
Haber: HANDE DEMİRCİ / Arşivi

Tiyatronun tanımlarından biri de, o oyunun "yaşadığı çağın" ya da günün fotoğrafını çekmesidir. Repertuarı ile günümüz Türkiye'sinin fotoğrafını çekmeyi başaran Dot Tiyatrosu, tiyatrolar gününde araçlarını değiştirdi, "tiyatro" kavramını disiplinlerarası çerçevede tartışmayı tercih ederek, coğrafyamızın kültür sanat fotoğrafını aynı başarı ile çekti. Dot'un, kara kutusu, 27-31 Mart tarihleri arasında, tiyatroyu da kapsayan kültür sanat başlığının "ne"liğinin tartışıldığı bir platforma dönüştü. Avrupa Kültür Derneği'nin desteği ile gerçekleştirilen toplantıların ayırt edici özelliği, kültür ve kültür üretiminin barındırdığı değişkenlerin küresel boyutta tartışılmış olmasıdır. Yurtiçi ve yurtdışındaki kültür teorisyenleri, sanatçılar, stratejistler ve sanat kurumu yöneticilerinin katılımıyla sunulan geniş perspektif, kendi üretimimiz adına düşünülmesi gereken sorunsalları da belirginleştirdi.
Emre Koyuncuoğlu'nun moderatörlüğünü üstlendiği, "Gösteri sanatları -kamusal alan- sivil insiyatif: Dönüşümü tetikleyen dinamikler" başlıklı oturum önce tepkiyle, dahil olunmaya başlanıldığında ilgiyle karşılanan performans sanatlarının seyrini ve dönüştürücü gücünü örneklerle saptıyordu. Gösteri, kitle iletişim çağında sanatın durumunun çözümlenmesinde kilit bir kavramdır. Melih Esatoğlu ve amatör tiyatrocular oluşunun F tipi, tecrit durumunun çözümsüzlüğünden hareketle gerçekleştirdikleri performans, Çıplak Ayaklar Kumpanyası'nından Maral Ceranoğlu'nun Hrant Dink cinayetinden yola çıkarak kurguladığı sessiz protesto, Mine Özerden'in DSM oluşumuyla Diyarbakır'daki somut dönüşümü rakamlarla yansıtması, gösteriye dair verileri tamamlıyor. Sinopale Bienali küratörü Melih Görgün'ün, cümleleri dikkat çekiciydi. "Sanatı, birtakım yapıların içinde hapsettiğiniz zaman onu dekoratif kılıyorsunuz. Kamusal alanda sanat son derece önemlidir, bu paylaşımlar açık alanda yeniden üzerine düşünmek, belleğimizi diri tutmak, gerçek durumu hissettirmek için önemli ve belirleyicidir".
"Birleşmiş farklılık üstüne yeniden düşünmek- Europoly" açık oturumu Beral Madra moderatörlüğünde tartışıldı. Monopoly oyunundan hareketle üretilen Europoly oyunu, Avrupa'nın yeni katılımcı ya da katılımcı adayları için kültürel entegrasyonu harekete geçirme projesi olarak geliştirildi. Vittorio Urbani, Europoly için sınırların ve kuralların oyunu tespitinde bulundu. "Sınırlar genişler mi, bilmiyorum. Neyin farklı olduğunu nasıl saptayacağız" sorularıyla, oyunun kurallarını Hıristiyan-İslam düşüncesi etrafında tartıştı. Çevresel alanın her zaman merkeze bağlı olduğunu, güç dengesinin bozulma ihtimali karşısında bu ortaklıkların zarar görebilme ihtimalini belirtti. Üç basamak ile, dünyada yaşanan sermaye sanat ilişkisini de özetledi. Ekonomik ilişkiler kurulur, ardından ilerleme için kültürel ortaklıklar başlar ve sponsorluk sistemi geliştirilir. AB uzmanı Can Baydarol'un tespitleri de konunun mihenk noktalarına işaret ediyordu. "Evin çatısı var, zemin katı var ama duvarı yok, AB duvar arıyor ve duvarın kalitesi Türkiye'den geçiyor. Bu sorun küresel olduğu için cevabı da küresel olacaktır. AB projesine Avrupa bütünleşme projesi denmesini doğru buluyorum, birarada yaşamanın gereksinimi. Çıkar! Bir numaralı 'çıkar' yaşamın kendisidir. Akla ilk gelen anlam değil, 'çıkar'dır." Marta Tolonelli ise "Yeni Avrupalılık nedir? Bu kimlik nasıl dolar? Bir kişinin kimliği belli bir ortamda bulunup bulunmamasıyla tanımlanabilir. Europoly oyun kartlarının üzerinde, nerede doğduğunu düşün ya da nerede doğmak isterdiniz gibi sorular yer alıyor. Bu soruların bence bir anlamı yok, ama bu benim bilincim ya da sizlerin bilinci. Eğitim süzgecinden geçmeyen insanlar için bu sorular açıcı ve dönüştürücü olabilir" cümleleri ile perspektifini belirtti.
"Yeni bir dönemde yeni kurumlar ve yeni kültür politikaları" başlıklı oturum Esra Aysun'un moderatörlüğünde gerçekleşti. Serhan Ada, 2010 sürecine değinerek, projeye sahip çıkmazsak, projenin Disneyland olma tehlikesini belirtti. İlk defa Türkiye'deki sanatçılardan bu yoğunlukta iş istendiğinin altını çizdi. Vasıf Kortun, kurum fetişizminden uzak kalınmasının gerekliliğini vurguladı, "Kurumların, geçerli olmamak, yeterli olamamak gibi kavramları sorgulaması gerekliliği" tespitini de ekledi. Fotoğraf sanatçısı Banu Cennetoğlu ise bizatihi kendisi bir sanat kurumu gibi çalışarak, küçük fonlarla BAS'ı üretme hikâyesini çerçeveledi. 2010 Kültür Başkenti üzerine, "Bu sürecin Türkiye adına erken başladığını düşünüyorum, birtakım akslar değiştiriliyor, hızlı, çabuklaştırılan, yapay bir süreç başlatılıyor" fikri önümüzdeki günlerde, 2010 Başkent, tartışmaların ana başlıklarından birini oluşturacaktır. Şule Ateş'in sanatçı girişimi, belediye ile koordine olmanın yolları üzerine projeler geliştiriyor.
AKM ve Muhsin Ertuğrul
Mustafa Demirkanlı'nın moderatörlüğündeki "Kamu-ödenekli sanat kurumları ilişkisi nereye gidiyor" başlıklı oturumda Orhan Alkaya, gündemin merkezine oturan ve hepimizi ilgilendiren konuyu yerinde tespitlerle çerçeveledi. AKM ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılma arzusunun ardında yatan, para hırsını, neoliberal politikaların gündelik hayatımıza yaptığı vahşi kıyımı, parsellenerek satılan İstanbul'u aktardı. Ardından, Murat Daltaban, bu yıkma çabasının ardında yatan bir başka boyutu da saptadı, "Sanatın merkezden uzaklaştırılması, sanatın motivasyonunu bozacaktır" ve "Vasatın ortalama kabul ettirilmek istenmesini, muhafazakâr hayatı örgütleme çabasının, merkezdeki güçlü yapıyı yok ederek gerçekleşebileceğinin" altını çizdi. Melih Görgün, Cumhuriyet dönemi mimarisine örnek oluşturan AKM'nin mimarlık literatürüne geçtiğini belirterek, bilimsel bir veriyi aktardığı sırada, Ali Taygun söze girip Melih Görgün'e itiraz etti. Binanın literatüre girmediğini, AKM'nin yakılıp yıkılarak değerini yitirdiğini belirttikten sonra, salonda şok etkisi yaratacak görüşlerini bildirdi. AKM'nin yıkılarak çok amaçlı bir kültür kompleksine dönüşme projesini desteklediğini açıkladı. Tabii bu desteği, uygulanacak projeyi gördükten sonra vereceğini de ekledi. Hükümete güvendiğini, fırsat verilmesi gerektiğini savundu. Tansiyon artarken, Orhan Alkaya'nın AKM'nin kentin belleğindeki yerini vurgulaması, Ali Taygun'un yıkıma ilişkin tavrını değiştirmedi. Üretimde aktif rol oynayan sanatçılardan oluşan dinleyici grubu, konuşulanlar karşısında bir tür kolaptik etkiye girerek uzun süre tepki veremedi.
Geçmiş zaman ve geçmekte olan şimdiki zaman içinde sanatın, hayatın merkezine çekilmesi için, varolmayı sürdürmek için, kendi fotoğrafımızı analiz etmeye, netleştirmeye ihtiyacımız var. Bu düşüncelerin/tartışmaların bir sahnede, tiyatronun kalbinde gerçekleşmesi anlamlı.

Dot'un Nisan programı
Böcek
11-21 Nisan, 20.30
Sansürcü
26-28 Nisan, 20.30
Dot ve Goethe Institut-İstanbul işbirliğiyle okuma tiyatrosu
25 Nisan 20.00 -26 Nisan 15.00
Geçmişten Gelen Kadın
Okuyanlar: Uğur Polat, Tülay Günal, Güneş Berberoğlu, Mine Tugay/Giriş ücretsiz
0212-251 45 45/info@go-dot.org