Bir işçi kadının kısacık filmi

Bir işçi kadının kısacık filmi
Bir işçi kadının kısacık filmi

Yönetmen Koray Çalışkan (altta), ?Esma?da kötülüğü anlatmaya çalışıyor.

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Koray Çalışkan, kısa filmi 'Esma'yla temizlik işçisi bir kadını anlatıyor
Haber: GÜL YAŞARTÜRK / Arşivi

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ve Radikal İki, Birgün, Birikim ve BİA net yazılarından tanıdığımız Koray Çalışkan’ın kısa filmi Esma, işçi bir kadının gözünden kadın olma durumunu anlatıyor. Filmin galası 23 Şubat’ta İstanbul Depo’da yapılacak. Ayrıca 16 Şubat’ta İf Bağımsız Film Festivali’nde, Mart’ta Akbank Kısa Film Festivali’nde gösterilecek. Ayrıca yurtdışı gösterimleri de olacak. Mesela 15 Şubat’ta Saraybosna Kış Festivali’nde, Mart’ta Finlandiye Tampere Kısa Film Festivali’nde ve Nisan’da Kahire Uluslararası Film Festivali’nde.

İşçi bir kadının hayatı neden ilginizi çekti?
Senaryolar karalamaya başladığımda kızım yeni doğmuştu. Bir bakıcısı vardı. Onun hayatından bir parça esinlendim. Ama sanırım gerçek neden mağduriyetin beni çekmesi. Emekçiler toplumun en mağdur sınıfı. Emekçi kadınlar ise en alttakiler. Onların hayatlarından, karşılaştıkları güçlüklerden, kadının sınıfından herkesin öğreneceği bir şey var. Özellikle benim. Ondan araştırmaya başladım ve Esma’nın hikâyesini uydurdum.
Filmde ilk dikkati çeken, Esma ve işvereni kadın arasındaki ilişki. Patron kadın, Esma eve geldiğinde onun selamına karşılık vermiyor ve Esma’ya dair “işçi kadın şiddet görür” önyargısına sahip. Oysa eşiyle ilişkisi kötü olan kendisi. İşçi ve burjuva kadın arasında kurduğunuz bu karşıtlıktan söz eder misiniz?
Burjuva kadınlar ile emekçi kadınlar arasında önemli farklar var. Burjuvanın hayatı konforludur, evini emekçi kadın temizler. Ancak bu sınıfsal fark, burjuva kadının özgürleşmesi anlamına gelmez. Hayatı biraz daha konforludur ama ataerkil dünyada hâlâ mağdurdur. Bizim kısa filmimizde de bunun altını çizdik. Burjuva kadın kocası tarafından ezilen, bunu kendine itiraf edemediği için, Esma’dan kocası tarafından şiddet gören bir kadın peydahlayan biri. Oysa Esma kocasının kendini ezmesini sineye çekecek biri değil. Yelizse çekiyor. Sınıfsal olarak güçlü bir kadınla, toplumsal cinsiyet açısından güçlü bir emekçi kadının karşılaşmasında heyecanlı bir dinamik var. Güç ilişkilerinin birbirinin içine geçen çok katmanlı şelaleler gibi olduğunu düşünüyorum. Esma’da biraz bunu anlattık ve kadının sınıfıyla sınıfın kadınını birbirleriyle konuşturduk.
Esma, eşinin borçlarını kapamak istiyor, bu uğurda kredi almak için iş değiştiriyor ve boşanıyor. Ancak aynı zamanda eşine karşı son derece asık yüzlü ve mutsuz.
Esma aslında belki de kötülük üzerine bir film. Esma eşinin zorlamasıyla burjuva kadının kendisi hakkında peydahladığı hikâyeye boyun eğiyor. Doğrudan yalan söylemiyor. Gerçi ben öyle düşünüyorum ama mesela teyzem Esma’ya yalancı diye çok kızmıştı. Esma’nın yüzünün gülmemesi, içinin sıkılması ondan. Bir de içten içe biliyor ki, güvencesiz bir işten daha güvenceli bir işe geçse de erkeklerin idare ettiği bir iktisadi düzende yaşıyor. Kocası Davut yine bir çuval inciri berbat edebilir. Esma kuruyor, Esma kurtarıyor, sonra kurduğu koruduğu dünyanın idaresine katılamıyor. Aile dışında bir soyutlanma bu, toplumsal olarak kodlanmış. Esma’nın kafası ondan bozuk. Çünkü hem işçi hem kadın. Çifte mağdur. Bir de sonunda sevişiyorlar ve Davut erken boşalıyor, Esma keyif bile yapamıyor. Kimin içi sıkılmaz ki bu duruma?
Bundan sonraki filminiz erkeklik üzerine olacak. Kadınlık ve erkeklik rolleri üzerine çalışmaya sizi yönelten sebeplerden söz eder misiniz?
Kafamdaki projelerden biri erkeklik üzerine, ama o daha çok az gelişmiş bir hikâye. Şimdi köylülüğün ortadan kalkması üzerine bir senaryo yazıyorum. Söke ovasında önümüzdeki sene çekeceğiz. Bu filmde de kadınlık ve erkeklik üzerine bayağı bir malzeme var. Köylülük ortadan kalkarken kadın ve erkek köylülere ne oluyor? Nasıl yaşıyorlar, âşık oluyorlar, intihar ediyorlar, yalan ve doğru söylüyorlar, direniyorlar, direnemiyorlar... Bunları biraraya getiren bir senaryo üzerinde çalışıyorum.
İçinde bulunduğumuz muhafazakâr döneme ve AKP’nin aileye verdiği öneme dikkat çekiyorsunuz. Sizce AKP neden aileye bu denli önem veriyor ve çocuk sayısının artmasını teşvik ediyor?
İster Hıristiyan demokrat muhafazakâr olun ister AKP gibi neo-İslamcı muhafazakâr, aile ideolojinin yapıtaşıdır. AKP’nin amacı bence kadını aileye hapsedip istihdamdan çekmek. Zaten Türkiye’de hiçbir zaman kadınlar AKP döneminde olduğu kadar iktisadi alandan çekilmedi. AKP’ye göre kadının görevi eve göz kulak olmak, çocuk yapmak. Ne zavallı bir fikir. Ne kadar eski, güdük, baskıcı. Ama ne kadar ilginçtir, ne zaman muhafazakârlar bir ülkeyi yönetse o ülkede boşanmalar ve ortalama içki tüketimi artar! İktisaden çözülen insanların aile huzurları da kalmaz. Gerçi sempatik bir İslamcı arkadaşa bunu anlattığımda sizin solcular biz iktidardayız diye çok içiyorlar, sonra eşlerinden ayrılıyorlar diye dalga geçmişti. En azından şaka yapmayı öğreniyorlar.