Bir metre bayrak bin Amok örter

Türkiye cinnet geçiriyor. Cinnet, sonuçlarını hesap etmeden şiddet kullanma ve yanındakiyle birlikte kendine kıymanın adıdır. En beylik kanıtını yazayım; hiçbir şeyden değilse şundan belli: Kaçırılan sekiz askeri teslim almaya gidenlerden...
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi

Türkiye cinnet geçiriyor. Cinnet, sonuçlarını hesap etmeden şiddet kullanma ve yanındakiyle birlikte kendine kıymanın adıdır. En beylik kanıtını yazayım; hiçbir şeyden değilse şundan belli: Kaçırılan sekiz askeri teslim almaya gidenlerden DTP Van milletvekili Fatma Kurtulan'ın PKK saflarında eğitim gördüğüne ilişkin bir fotoğraf çıkıyor. Ortalık birbirine giriyor. Kimseler de kalkıp demiyor ki: "Yahu, keşke doğru olsa. Kadın dağdan inmiş, Meclis'e girmiş. Dağda kalsa veya Meclis'ten dağa çıksa daha mı kolay mücadele edeceğiz?".
Cinnet'in adına Malezya'da Amok denir. Genellikle bir hakaret sonrasında erkek koşmaya başlar ve önüne geleni öldürür. Herkes dehşete kapılır. Amok koşucusu itlaf edilir. Bizdeki Amok'un farkı, milletçe olması. Herkesi ve bütün konuları içeriyor. Devlet ve DTP de buna dahil.
Herkes Amok koşucusu
Profesörümüz kalkıyor, ki üniversiteye sakalıyla giremediği için vaktiyle istifa etmişti, "Türban üniversitelerde serbest olursa kızlarımı yollamam" diyor (Milliyet, 12.11.07).
Bodrum'daki öğretmenimiz kalkıyor, kitaptaki Atatürk fotoğrafını kalemle boyayan öğrenci kızı müdüre götürüyor, müdür "Özür dilesin, büyütmeyelim, çocuğu kazanalım" diyor, bazı veliler durumu öğrenip kaymakama bildiriyor, kaymakam "Bu kabul edilemez. Gerekli yasal işlem hemen başlayacak" diyor (Radikal, 14.11.07).
Politikacımız kalkıyor, Barzani'yi "Aşiret reisi" diyerek bir güzel aşağılıyor, sonra da PKK konusunda kendisinden işbirliği istiyor.
Medyamız kalkıyor, "DTP kongresinde niye Atatürk posteri asılmamıştı, niye İstiklal Marşı okunmadı?" diye sorguluyor (Bianet, 09.11.07). Sanki yasal olarak zorunluymuş gibi. İçlerinde "Niye bayrak yoktu?" diye soranlar da var. Oysa bayrak vardı ve üstelik bayrak asmak mecburiyeti de yok. Sahi, sırası gelmişken, "Kalespor-Yolspor" maçlarında niye İstiklal Marşı söylendiğini bilen var mı? Milli maçlar dışında İstiklal Marşı söylenmesinin büyük laubalilik olduğunu fark eden?
Bir büyük partimizin "Milliyetçilik çimentomuzdur" (Hürriyet, 22.03.07) diye ilan etmiş genel başkanı kalkıyor, E. Orgeneral Aytaç Yalman açık açık "Kürt yoktur diye eğitildik. Sosyal istekleri bile yıkıcı faaliyetler kapsamında gördük" (Milliyet, 03.11.07) deyiverince, zaten kurultay da geliyor, birdenbire hidayete eriyor: "K. Iraklı Kürtlere düzenli su verelim. Öğrencilerine burs ve en iyi eğitimi verelim" (Radikal, 10.11.07).
Bakanımız kalkıyor, mübarek sanki mevtaperest, kaçırıldıktan sonra bırakılan sekiz askerin teslim olmasını içine sindiremiyor (Milliyet, 06.11.07). Hani, biraz cesaret versen, "Bunlar niye ölmedi de teslim oldu!" diyecek.
Ondan sonra da devletimiz buna kafiye tutturuyor. Bu bakanın "halkın duygularına tercüman oldum"undan esinlenmiş olabilir. Başka askerler teslim olmasın diye düşünmüş olabilir; bilemiyorum. Üç aylık eğitimden sonra dağa çarpışmaya yolladığı askerler bırakılınca onları "emre itaatsizlikte ısrar ve yurtdışına firar"dan tutukluyor (Radikal, 12.11.07).
Dünya bir yana, yargı bir yana
Hepsi tamam. Hepsine peki. Ama yargı bambaşka bir şey. Eğer yargı önündeki yasayı uygulamazsa, dükkanı kapatıp gidelim.
Arat Dink ve Sarkis Seropyan kararı burada geçiştirilemeyecek kadar önemli. Onu sonraya bırakıyorum. Savcımız kalkıyor, geçen dönemden kalan ve şimdi yeniden seçilen milletvekilleriyle ilgili 66 tane dosya komisyonda midye bağlamışken, Hakkari bağımsız milletvekili Sevahir Bayındır hakkında Meclis'e dokunulmazlığı kaldırma dosyası gönderiyor (Radikal, 13.11.07). Gerekçe: Siyasi Partiler Kanunu'nun 81. maddesi: "[Siyasi partiler] kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe'den başka dil kullanamazlar".
Oysa, kurucu antlaşmamız Lozan'ın 39/4 maddesi şöyle diyor: "Herhangi bir Türk uyruğunun (...) her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında istediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır".
Üstelik, Lozan'ın bu maddesinin ihlal edilmesi de mümkün değil, çünkü 37. madde şöyle diyor: "Türkiye, 38. maddeden 44. maddeye kadar olan maddelerin kapsadığı hükümlerin temel yasalar olarak tanınmasını ve hiçbir kanunun, hiçbir yönetmeliğin ve hiçbir resmî işlemin bu hükümlere aykırı veya bunlarla çelişir olmamasını ve hiçbir kanun, hiçbir yönetmelik ve hiçbir resmî işlemin söz konusu hükümlerden üstün sayılmamasını yükümlenir". Siz ömr-ü hayatınızda bu kadar kesin yazılmış bir madde okudunuz mu?
Eğer, "Ben Lozan'a falan aldırmam. Lozan bana emperyalist ülkeler tarafından zorla kabul ettirilmiş bir metindir. Ben, özbeöz ülkemin kanunlarına bakarım!" diyorsanız, o zaman özbeöz Anayasamızın 90/5 maddesi şöyle diyor:
"Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla, kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır."
Lozan'ın usulüne uygun yapılmış bir uluslararası antlaşma olduğuna ve onun 37-45. maddelerinden oluşan III. Kesiminin insan ve azınlık haklarına ilişkin bulunduğuna dair bir itirazınız varsa, onu bilemiyorum tabii.
Bu ülke, Kürtlerin yasal haklarını savunan partilerin hiçbirini yaşatmadı. 1971 TİP, 1980 TEP, 1991 TBKP, 1992 SP, 1993 HEP, yine 1993 ÖZDEP, yine 1993 STP, 1994 DEP, 1997 EP, 1999 DKP, 2003 HADEP. Hepsini kapattı, sonra da AİHM'de tazminata mahkum olduk. Bu gidiş de DTP'yi kapatmaya gidiyor. Yakında, hakkında dava açılmadık milletvekilleri kalmayacak. Bu sürecin cezaevlerindeki insanlara nasıl yansıdığını düşünmek bile istemiyorum. Bugünkü son haber: Şemdinli davasında savcıyı eleştirdikleri için avukatlardan sekizi hakkında soruşturma izni verildi (Radikal 14.11.07).
Çok güzel de, bu gidiş, Kürtlere sadece iki yol bırakmamız demek: 1) Türkleşeceksin 2) Dağa çıkacaksın. Oysa, bir üçüncü yol var: Farklı olan grup, kendi kimliğini inkar etmeyen bir üst kimliği (Türkiyeli) kabul eder, devlet de onun alt kimliğine saygı gösterir. Literatürde bunun dışında bir barışçı çözüm okumadım.
Aslında, barışçı çözüm arayan da yok. İnsanlar işine bakıyor. Bayrağını asıyor, rahat ediyor. Bir metre bayrak bin ayıp örtüyor. Baksanıza, Bozüyük'te soygun yapanlar bile "Kaportaya astığımız bayrak sayesinde Eskişehir'e kadar rahat geldik. Ancak burada yakalandık" demediler miydi? (Radikal, 25.03.05).
Asmayan? Denemeyin bence. Asın azizim. Geçenlerde "M.B. adlı bir müteahhit" bitmemiş binaya asılan bayrağı kaldırtmak istedi diye bir yıl hapis cezasına çarptırıldı, neyse ki sonradan bu 18.250 YTL para cezasına çevrildi (Radikal, 26.10.2007).
Not: Müjde. Nil Demirkazık da tutuklandı. Artık terör sona erer.