Bir müzakerenin sonu mu?

Bir müzakerenin sonu mu?
Bir müzakerenin sonu mu?
Hükümet, Kürt kültürel kimliğini ulusal kimliğin kurucu bir öğesi olmaktan çıkarıp "Türkiye çok kültürlülüğünün folklorik bir zenginliğine" indirgeme niyetinden ve hedefinden vazgeçmemiş görünüyor
Haber: CUMA ÇİÇEK* / Arşivi

Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın büyük ve kapsamlı bir pazarlama kampanyası sonrası Eylül sonu kamuoyuyla paylaştığı “demokratikleşme paketi” neye çare olur bilinmez ama Kürt yarasına derman olmayacağı aşikar. Etnik/ulusal meseleleri biraz okumuş, Kürt meselesinin elifbasını çalışmış biri, açıklanan paketin bırakın asırlık Kürt meselesini çözmeyi, barajda biriken Kürt suyunu daha da kabartacağını görür. Hele BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın hatırlattığı üzere Türkiye’nin doğu ve güney sınırları Kürdistan olmuşken.
Kürt yarasına derman olacak bir paketin kapsaması gereken en az üç adım var: Siyaset alanının genişlemesi, kolektif kültürel haklar ve öz yönetim hakkı. Dünya deneyimleri bir yana, Kürt mahallesini bir iki gün de olsa gezmiş, dindarından sekülerine, sosyalistinden liberaline farklı Kürt siyasetlerinin kapılarını çalmış biri, bu üç konuda radikal değişimler içermeyen bir paketin adına ne denirse densin, asırlık Kürt meselesine çözüm olmayacağını görür.

Siyaset alanının genişlemesi

Siyaset alanının genişlemesine, yaygın tabirle ovada siyaset yapma olanaklarının yaratılması da diyebiliriz. Kürt legal partilerinin ortalama ömürlerinin üç yıl olduğu (son 20 yıl içinde yedi Kürt partisi kapatıldı), Kürt legal siyasetinin kolunu kanadını kıran ve seçilmişleri, avukatları, gazetecileri kapsayan 8 binden fazla siyasetçinin KCK operasyonları kapsamında son üç yılda tutuklandığı ve hepsinden de önemlisi yüzde 10 barajı dikkate alındığında, Kürt meselesinin elifbasının ilk harfinin ne olduğu görülür. Devam eden çözüm sürecine rağmen binlerce gencin hala dağ yollarını tutması, ovada Kürdi siyaset yapmanın sınırlarını daha çok genişletmemiz gerektiğini gösteriyor.
Çözümün asgari adımları ortadayken, en azından TCK ve TMK’da yapılacak değişikliklerle önemli bir açılım yapma olanağı bulunuyorken, hazine yardımı barajını yüzde 3’e indiren öneriyi saymazsak, paketin bu konuda içerdiği tek adım seçim barajını tartışmaya açan “dar bölge” ve “daraltılmış bölge” önerisi. Bu öneri de son kertede güçlü olan partinin temsil oranından daha fazla vekil çıkarmasına olanak tanıyan ve bu bağlamda temsilde adaletsizliği artıran bir uygulamayı öngörüyor. Her şey bir yana hükümetin, siyaset alanını genişletme olanağı sunan bir demokratikleşme paketini, kapalı kapılar arkasında üretilen ve özenle saklanan bir şirket ürününü pazarlar gibi bir reklam kampanyasına dönüştürmesi, siyaset alanını genişletme konusunda hükümetin sınırlarını görmemize olanak tanıyan önemli bir gösterge.

Kolektif kültürel haklar

İkinci olarak, “simetrik iki dillilik” politikalarının bile uzun süre baskı altında kalmış dilleri kurtarmaya yetmediği ve bu anlamda baskı altında kalmış dili önceleyen “asimetrik iki dillilik” uygulamaları önerilirken, Kürtçenin kuşaklar arası aktarımını güvence altına alacak anadilde eğitimi özel okullarla sınırlamak, hükümetin kamusal alanı Kürtçeye kapatmaya devam etmek istediğini ve bu anlamda bu dile uzun bir ömür biçmediğini gösteriyor. Hele Kürt illerinin en az 1950’lerden bu yana devam eden ve 30 yıllık çatışmalarla daha da derinleşen kronikleşmiş yoksulluğu ve yoksunluğu dikkate alındığında, hükümetin Kürt kültürel kimliğini ulusal kimliğin kurucu bir öğesi olmaktan çıkarıp “Türkiye çok kültürlülüğünün folklorik bir zenginliğine” indirgeme niyetinden ve hedefinden vazgeçmediğini gösteriyor. Bu siyaseti, bırakın anaakım Kürt siyasetini, AK Parti’yi destekleyen Kürtlerin bile desteklemeyeceği açık.

Öz yönetim hakkı

Son olarak Kürtlerin öz yönetim hakkından bahsetmek gerekiyor. Kürt siyasi aktörleri bu konuda üç öneri sunuyorlar: Kapsamlı bir ademi merkezileşme, bölgesel yönetimler ve federasyon. Ekonomik elitlerin ve dindar Kürtlerin büyük bir bölümü il bazında kapsamlı bir yerelleşmeden yana. Öte yandan, HAK-PAR, KADEP, ÖSP, DDKD gibi Kürt siyasi hareketleri iki uluslu bir federasyon talep ediyorlar. BDP’de temsilini bulan anaakım Kürt siyaseti ise bilindiği üzere bir tür bölgesel yönetim olarak okunabilecek olan demokratik özerkliği savunuyor. Önerdikleri idari ve siyasi yönetim modelleri ve gerekçeleri farklı olsa da, tüm siyasi gruplar Kürtlerin kendilerini yönetebilecekleri, kendi yöneticilerini seçebilecekleri, ekonomik, siyasi, kültüre ve sosyal politikalarını kendileri belirleyebileceği bir idari ve siyasi yapı talep ediyorlar. Başka bir deyişle, siyasi egemenliği paylaşmak istiyorlar. Yoksa, yaralarına derman bulmak için, bu pakette olduğu gibi, Ankara’nın eline daha uzun bir süre bakmak zorunda kalacaklarını çok iyi biliyorlar. Avrupa Yerel Yönetimleri Özerklik Şartı’nın en önemli maddelerine konulan şerhlerin kaldırılması, bu konuda küçük bir adım olabilirdi. Ama hükümet bırakalım beklentileri karşılamayı, bu konuda bu küçük adımı bile atmaktan imtina etmeyi tercih etti.
Açık ki Kürt muhalefetiyle hükümetin politik ajandaları arasında büyük bir uçurum var. Bu uçurum kapanmadan Kürt çatışması ne bir çözüme ne de bir barışa kavuşur. İspanya (Bask ve Katalan), İngiltere (İrlanda), Belçika (Flaman Bölgesi) gibi Avrupa örneklerini bir tarafa bırakalım, yanı başımızda Irak Kürdistan Bölgesi örneği dururken, yukarıda saydığım üç adımı asgari ölçülerde de olsa güvence altına almayan bir barış ya da çözüm sürecinin sonuca ulaşması mümkün değil.

Ciddi misiniz gerçekten?

Bu durumda akla üç yorum geliyor: Ya hükümet Kürt meselesi konusunda ciddi bir idari ve entelektüel kapasite yetersizliği içinde, ya bırakın Kürt siyasi hareketlerini, sokaktaki Kürt vatandaşın aklı ve tecrübesiyle alay ediyor ya da çözüm sürecinden beklentisi, Kürt meselesinin çözümünden başka bir şey.
Ancak, uyarmak gerekiyor, evdeki hesap çarşıya uymayabilir: TRT-6 2009 seçimlerine üç ay kala açılmıştı ve büyük bir devrim olarak sunulmuştu. Anaakım Kürt siyaseti, 50 civarında olan belediye sayısını bu seçimde 100’e çıkarmıştı, 5 il merkezini de 8 il merkezine. Ve hatırlatmak gerekir: Irak Kürdistan Bölgesinde seçimler yeni yapıldı, esnek bir federasyon olan IKB her geçen gün istikrarını pekiştiriyor. Öte yandan, Suriye’de Kürtler topraklarını büyük oranda kendileri yönetiyor ve savaş ortamına rağmen Kürtçe eğitime başladılar bile. AK Parti’ye sormak lazım: Ciddi misiniz?
* Paris Politik Etütler Enstitüsü (Sciences Po de Paris) Doktora