Bir şenliktir Nevruz

Newroz (ya da Nevruz) bayramı öncesi yıllardır aynı şeylere tanık oluyor ve olur olmaz açıklamalarla, halkı, artık bıkkınlık veren bir toplumsal gerilim içine hapsetmeye çalışanların bizi resmiyete ve ciddiyete davet eden bu açıklamalarına da doğrusu artık alışmış bulunuyoruz.
Haber: ORHAN MİROĞLU / Arşivi

Newroz (ya da Nevruz) bayramı öncesi yıllardır aynı şeylere tanık oluyor ve olur olmaz açıklamalarla, halkı, artık bıkkınlık veren bir toplumsal gerilim içine hapsetmeye çalışanların bizi resmiyete ve ciddiyete davet eden bu açıklamalarına da doğrusu artık alışmış bulunuyoruz. Bu açıklamalar Newroz'un yolu Diyarbakır'dan geçtiği için midir nedir bilinmez, ama mutlak surette ya Diyarbakır'dan ya da Diyarbakır'a yakın bir yerlerden, bölgenin son asayiş raporuyla birlikte yapılır ve durumun ne kadar vahim olduğuna inanmamız istenir.
O kadar çok yasak 'nesne', bayrak, flama ve renk sıralanır ki bu türden resmi açıklamalarda, doğrusu insan, acaba devlet neden kanun hükmünde bir kararnameyle Newroz bayramında alanlarda yakılan ateşlerin üstünden atlamaya niyetli ve kararlı olanların tek tip Newroz üniforması giymesini mecburi kılmaz diye düşünmeden edemiyor. Son yıllardaki kutlamalarda çok şükür tankların paletleri altında kalmıyor ve taranmıyor insanlar. W ve V savaşları da şimdilik ve göründüğü kadarıyla geçmişte kaldı. Yine de devlet ve de onu temsilen hükümet, Newroz'u, her yıl biraz daha resmileştirmeye ve onun ateşini bu şekilde soğutmaya dair kararlılığından da vazgeçmiş değil.
Oysa Newroz yüzyıllardır halklar arasında yeniden doğuş ve bahar bayramı olarak kutlanıyor. Zagros'un eteklerinde ve doruklarında her yıl festivaller düzenler, 21 Mart'ı kutlarlardı Sümerler. 21 Mart Tanrıça İnanna'ya adanmış bir gündü bu halk için. Hititler'in tabiattan ve tanrılardan bekledikleri bereketin yeryüzüne indiği gündü Newroz. Hititler tıpkı Sümerler gibi bereket tanrısına adaklar adar, onu şenliklerle yeniden hatırlarlardı. Mısır'da bolluk ve bereketi temsil eden tanrı Osiris'in kardeşi Nut tarafından öldürüldüğüne ve 21 Mart'ta da yeniden dirildiğine inanılırdı. Efesliler bayramlarını bitkilerin ve hayvanların koruyucusu Artemis'e adamışlardı.
Newroz söylencesinin zalim Dahhak'ı Avesta metinlerinin birçok yerinde şöyle tarif edilir ki bu anlatıma yansıyan güçlü ifade tarzı çağdaş epope anlatıcılarını kıskandıracak zenginliktedir: "..üç çeneli, üç başlı, altı gözlüydü ve bizim yerleşik insanlarımızı öldüren, yalanın ta kendisi bir ifritti. Deavaların yarattığı çok muazzam güçteki bir ifrit. Kötü ve günahkâr bir zalim". İşte bu üç çeneli, üç başlı, altı gözlü zalim kralın omuzlarını bir gün, bir şeytan öper ve sonrasında da kralın yönettiği kavmin tarihinde yeni bir dönem başlar.
Gerisini Firdevsi'nin Şahname'sinden okuyalım:
"Şeytan günün birinde Dahhak'ı omuzlarından öpünce, her iki omzundan iki tane kara yılan çıktı. Şeytan bir hekim kıyafetinde gelip akıllı bir adam tavrıyla, Dahhak'ın huzuruna çıktı. Ona, 'yiyecek vermek suretiyle onları yatıştır, onları azdırma. Bundan başka çare yok. Sen onlara insan beyninden başka bir şey yedirme. Her gün iki adam öldürmeli ve beyinlerini çıkarmak için kafalarını kesmelisin' dedi. Her gece ister halktan veya ister yiğitler soyundan olsun, iki delikanlı, aşçı tarafından padişahın, Dahhak'ın sarayına götürülür, öldürülüp beyinleri çıkarılır, yılanlara yiyecek yapılır. Derken Ermail ve Kermail adlı iyi kalpli iki kişi, Dahhak'ın bu zulmü karşısında, bir yolunu bulup aşçı olarak Dahhak'ın sarayına yerleşmeye karar verirler. Amaçları öldürülmeye götürülen bu insanlara yardımcı olmaktır. Sarayın cani gardiyanları tarafından öldürülmeleri için getirilen iki delikanlı, çığlıklarla aşçıların önüne çıkıp yüzükoyun yere kapanınca, aşçıların bu manzara karşısında ciğerleri sızlar. Gözleri kanlı yaşlar, kafaları kinle dolar. Yeryüzü padişahının bu zalimce işine şaşarak, bakışırlar. Ve ikisinden birisini öldürmekten başka bir çare göremezler. Bir koyunun beynini çıkarıp öldürdükleri gencin beyni ile karıştırırlar. Ötekinin canını bağışlayarak, ona 'Git bir yerde gizlen, canını kurtar! Mamur şehirlerde yaşama. Bundan sonra senin yaşayacağın yer dağlar ve ovalardır!' derler. Onun kafası yerine değersiz koyun kafasından yılanlara yiyecek yaparlar. Böylece her ay otuz genç canını kurtarıyordu. Zamanla bunlar çoğaldılar... Aşçı her gün birkaç keçi ve koyunu ovaya salar, bunlara gönderirdi. İşte bugünkü Kürt kavminin aslı bunlardan türemiştir ki, bunlar mamur şehir nedir bilmezler. Evleri çadırlardan ibarettir".
Demirci Kawa
Şahname'de anlatılan Newroz söylencesi, Demirci Kawa'dan ve onun isyanından övgüyle söz eder. Kawa'nın 17 çocuğu, Dahhak'ın yılanlarına yem olur ve kral onun son oğlunu da isteyince Kawa saraya gider ve Dahhak'la tartışır, oğlunu kurtarır ama zalim kraldan bıkıp usanan halk için an bu andır. İşte bu anı bir isyana dönüştürmek için zulüm görenler Kawa'nın etrafını sarar. 'Yiğit Kawa önde gidiyor kalabalık gittikçe büyüyordu' diye anlatır Firdevsi.
Şemsettin Sami Şahname'den esinlenerek 'Dahhak'ın zulmüne ayaklanan demirci Gave'nin hikâyesini anlatan bir oyun yazar. Oyun 1876'da 1. Meşrutiyet ilan edilip Sultan Abdülaziz tahttan indirilince yayınlanır. Daha sonra da Ermenilere karşı girişilen kıyımların yarattığı baskıcı ve yasakçı ortamda, 1895 yılında Şemsettin Sami'nin oyunu sansür edilir ve bir daha da yayınlanmaz.
Ankara Kavaklıdere'de 1924 yılında Atatürk'ün de katılımıyla 21 Mart günü Newroz bayramı olarak kutlandı. Ama bu tarihten sonra, Newroz'un hatırlandığı zamanlar olmadı pek. Türklüğün, ulus-devletin kuruluşu için yeniden tasavvur edildiği o yıllarda, her nasılsa ulus-devletin üniter sınırları içinde kalmış başka halklara, ulusal hafızaları ve tarihi ritüelleri ya da anları hatırlatıp 'ulusal tatlar ve hazlar' verecek bir bayramın, ne lüzumu ne de gereği vardı.
Bu ulus-devletin kuruluş yılları boyunca yok sayılan ve asilik ve eşkiyalık ve isyankârlıkla anılan halklardan olan Kürtler, kendi tarihleriyle ve kendi efsaneleriyle tanışıp 80'li, 90'lı yıllarda işe yaramayan lastik tekerlek ya da çaputları gizlice şehirlerde yakmaya, bu lastik tekerlek ve çaputlardan ateş değil ama kesif bir duman, şehirlerin üstünü yağmur getiren bulutlar misali kaplayıncaya kadar, devlet ne 'Türki halkların' yaşadığı Orta Asya'da ne Kafkasya'da ve tabii ne de Mezopotamya'da böyle bir bayramın farkında değildi. Keşke farkında olmasa! Çünkü farkında olmanın maliyeti ağır oldu. 1992 Newroz'u Cizre'de, Şırnak'ta, Nusaybin'de can pazarına dönüştü. O yılın Newroz'u belleklerden silinecek gibi değil.
Oysa Newroz, birarada ve başkalarının hayatına duyulan sevgiyle yaşamanın, böyle yaşayıp giderken de, her yıl doğanın, hayatın yeniden doğuşuna ve bereketine mutluluk içinde tanık olmanın ve ölüme karşı yaşamın ortak anısından başka nedir ki? Bunu anlayabilseydik eğer, Newroz ateşi yakmak istediler diye insanların üstünden ne tanklar yürütülürdü ne de sokağa çıkma yasağını delen çocukların canlarına kıyılırdı.
Herkesin Newroz'u kutlu olsun...