Bir stil ikonu

Bir stil ikonu
Bir stil ikonu

Grace Kelly?nin hem artist, hem gelin hem de prenses olarak giydiği giysiler son derece sade ve zarif. Yan taraftaki gibi.

1950'lerin en popüler "stil ikonu" olarak bilinen Grace Kelly'nin 50'den fazla elbisesi ve aksesuarları Victoria ve Albert Müzesi'nde, Eylül 2010 tarihine kadar sergileniyor
Haber: ÖZDEN BAYRAKTAR - ozdenb@yahoo.com / Arşivi

Grace Kelly’nin eşyalarının olduğu sergiye giderken, bu muhteşem güzellikteki sanatçının, gıpta edilen, hayran olunan prensesin kıyafetleri kimbilir ne kadar ihtişamlı ve göz kamaştırıcıdır diye düşünüyordum. Sergide Grace Kelly’nin filmlerinden, özellikle Rear Window /Arka Pencere filminden sahnelerde, onun canlı görüntülerini ve büyüleyici güzelliğini seyretmenin hazzını duyuyorsunuz. Öte yandan başsız mankenler üzerinde sergilenen kıyafetlerde ve eşyalardaki boşluk ve sessizlik, tedirginlik duygusu veriyor. 1950’li yıllarda güzelliği, zarafeti ve yeteneğiyle hayranlık uyandıran film yıldızı Grace Kelly, Hollywood’dan Monaco sarayına romantik, görkemli geçişi ve trajik ölümüyle tam bir modern zaman peri masalı kahramanı oldu. Bu masalın tutkulu takipçileri, büyük çoğunluğu kadınlar, serginin de izleyicileri olarak salonları doldurmuştu.
Sergi kronolojik sırayla ‘Artist’, ‘Gelin’ ve ‘Prenses’ olarak Grace Kelly’nin hayatından izleri ve onun stilini anlatıyor. İlk salonda film yıldızı olarak karşımıza çıkan Grace Kelly’nin film afişlerini ve filmlerinde giydiği kıyafetleri görebiliyoruz. Alfred Hitchcock’un yönettiği Arka Pencere filminde, gizemli ifadesinin unutulmaz kıldığı sahnelerde giydiği siyah elbise şaşırtıcı şekilde küçük, sade, yalnız görünüyor. Alfred Hitchcock’un filmlerinin (Dial M for Murder/Cinayet Var, Arka Pencere, To Catch a Thief/Hırsızlar Kralı) büyüleyici, soğuk sarışınını, ilk filmlerden başlayarak bir stil ikonu yapan sanırım giydiği kıyafetler değil, kıyafetlerin onun üzerinde kazandıklarıydı. Serginin tüm bölümlerinde yer alan elbiseler ve eşyalar, sergiye gelirken görmeyi beklediğim ihtişamı yansıtmak bir yana, hayli sade ve gösterişsiz. Onları fotoğraflarda ve film karelerinde göz kamaştırıcı yapan Grace Kelly’nin tüm doğallıyla üstündeki her şeyi özel ve farklı gösterebilmesi. Bu bölümde diğer ilgi uyandıran ve kalabalıkları çeken elbise, 1955 yılında Bing Crosby ile başrolünü oynadığı Country Girl/Taşralı Kız filmiyle kazandığı Oscar ödülünü alırken giydiği yeşil, saten gece elbisesi.
Serginin ikinci bölümünde ise Grace Kelly’nin Monaco Prensi Rainier’le evlendigi dönemi yansıtan kıyafetler ve aksesuarları var. Bu dönem 1956 yılındaki evlilik tarihiyle başlar ve Kelly’nin bir stil ikonu haline gelmesine daha da yardımcı olur. Kelly, evliliğinin öncesinde, nişanlılık döneminde, resimlerde her zaman yanında annesiyle görülüyor. Böylelikle hakkında hiçbir eleştiriye fırsat vermediği, muhafazakâr çizgisi ve güzelliğiyle halkın sevgisini ve saygısını kazandığı anlaşılıyor. İrlanda kökenli, Katolik ve hayli varlıklı bir aileden gelmesinin, Hollywood’dan Avrupa’da bir kraliyet ailesine geçişini kolaylaştırdığı sergide vurgulanıyor. Kökenleri kadar kişiliğinin de bu rol değişikliklerini rahatlıkla yapmasında etkili olduğu bir gerçek. Sportmen, olimpiyat madalyaları olan başarılı bir baba, yine sportmen ve modellik yapmış bir annenin dört çocuğunun üçüncüsü olan Grace’in, diğer kardeşlerinin tersine içine kapanık, hayal dünyası oldukça geniş bir çocuk olduğunu öğreniyorum. American Academy of Dramatic Arts’ta eğitim almaya giderek anne babasını karşısına aldığı ve yeteneğinin itici gücüne kulak verip sinema kariyerine devam etmekten vazgeçmediğine bakarak onun, güçlü ailesinden bağımsız bir kişilik geliştirebildiğini anlamak mümkün. 

Kelly çantası
Bir prenses olarak Grace Kelly, çaba göstermeksizin, kendiliğinden, doğal zarafeti ve sadeliğinin yarattığı bir tarz oluşturur. Bu stili, Kelly’yi pek çok modacı ve moda severin gözdesi haline getirir. Kelly’nin en sevdiği modaevleri olan Christian Dior, Balenciaga, Givenchy, Yves St. Laurent, Coco Chanel imzalı elbiseleri ve aksesuarlar serginin son bölümünde yer alıyor.
Ancak, çoğu elbisenin heyecan verici bir tarafının olduğunu söylemek zor. Kelly’nin tarzı her zaman sade, ortama uygun. Aynı yorumu mücevherleri için de yapmak mümkün. Gayet yalın zevkinin yansımalarını Van Cleef & Arpels tarafından yapılan mücevherlerinde de görüyorum. Çarpıcı olan, şapkaların pek çok kereler giyilmiş, çantalarının kullanılmaktan eskimiş olması. Yüksek bir zevk düzeyine sahip tüm insanlar gibi Grace Kelly’nin bir şeyi modası geçtiği için terk etmeyen, eşyalarıyla duygusal bağları olan bir kişilik olduğu anlaşılıyor.
Aksesuarlar arasında en tanınanı bir Hermes çanta. Monaco sarayı arşivlerinden ödünç alınan Hermes çantayı, 1956 yılında hamileliğini saklayacak şekilde kullandığını ve Life dergisinin kapak resmi yaptığı karede prensesin tutuş tarzının bu çantayı meşhur ettiğini de öğreniyorum son derece şaşırarak. Böylece “Kelly” diye anılacak çanta doğuyor. Bu çantanın da üzerindeki izler ve eskimişlik prensesin aynı çantayı yıllarca kullandığının kanıtı ve günümüz şöhretlerinde görmediğimiz bir davranış şekli. İngiliz magazin basınında Victoria Beckham ’ın 100’den fazla Hermes çantası olduğunu okumak mümkün.
Arka Pencere filmini tekrar izlerken, adeta bir sis perdesi içindeki güzelliğinin, Hitchcock’un kamerasından ne kadar etkileyici yansıdığını tekrar hatırlıyorum. Diğer izleyicilerle küçük odanın içinde, bir tiyatro sahnesini andıran filmin ilk sahnelerinde James Stewart ile Kelly’yi izliyor ve unutulmaz öpücük sahnesinde, Kelly’nin gerçeküstü duru ifadesine hayran kalıyoruz. 1954 yılında çevrilen bu filme kadar Grace Kelly sadece dört filmde oynadı ve bu film sayesinde Hollywood’da unutulmaz bir iz bıraktı. Sinemanın prensesinin, gerçek yaşamda prenses olmak için Hollywood’u terk etmesi, bir peri masalının mutlu sonu mu yoksa bir yeteneğin ve başarılı kariyerin sonu mu diye düşünerek sergiden ayrılıyorum. 

ÖZDEN BAYRAKTAR: Uzman Psikolog