Bir zamanlar Ermenilerin yaşadığı bir kent

Kars eskiden en çok Ermenilerin yaşadığı bir kentti. Doğup büyüdüğüm Digor'un Mewreg köyü de bir Ermeni köyüydü. Kars'ta şimdi Kürtler, Azeriler, Terekemeler, yerliler ve Türkmenler yaşıyor.
Haber: MAHMUT ALINAK / Arşivi

Kars eskiden en çok Ermenilerin yaşadığı bir kentti. Doğup büyüdüğüm Digor'un Mewreg köyü de bir Ermeni köyüydü. Kars'ta şimdi Kürtler, Azeriler, Terekemeler, yerliler ve Türkmenler yaşıyor. Köyümüz ise bir Kürt köyü olmuş. Gerek biz, gerekse Digor'un çevre köyleri aslen Erivanlıyız. Dedelerimiz, vatan (welat) dedikleri ve hep özlemini çektikleri Erivan'dan l. Dünya Savaşı sırasında kaçıp Digor'un Ermenilerden boşaltılan köylerine yerleşmişler. Dedelerimiz her kuşluk vakti Erivan'a bakan kül rengi çeperlerin dibine çöker, yaşla dolan gözlerini geride bıraktıkları vatan topraklarından ayırmadan, sayıklarcasına birbirlerine anılarını anlatırlardı. 45 yıllık anıları hiç eskimezdi. Aynı şeyleri daha önce kimbilir kaç kez anlatmışlardı. Ama yine de anlatır, anlatırlardı.
O zamanlar köyümüzde radyo yoktu. Kimse radyonun nasıl bir şey olduğunu bilmezdi. Bir gün köy bakkalında bir kutudan garip sesler geldiği söylendi. Yaşlılar ve kadınlar hariç bütün köy halkı bakkala akın etti. Bakkalın önü meraklı insanlarla dolup taştı. Bakkalı işleten genç, köyün en yakışıklı delikanlısıydı. Bir bahar dalı gibi narin, uzun boyu, biçimli yüzü, hırçın kahverengi bakışları, başak rengi saçlarıyla kusursuz bir güzelliğe sahipti. Bakkalın içi ana baba gününe dönünce kucağında bir servet taşırcasına meraklı bakışlar arasında gururla dışarı çıktı. Radyoda benim anlamadığım bir dilden türküler okunuyordu. O gün tanıştığım bu dilin Türkçe olduğunu birkaç ay sonra gittiğim ilkokulda öğrenecektim. Herkes ürkek ve şaşkın bir halde o kutuya bakıyordu.
Bir sabah köyde dilden dile bir haber dolaştı. Dendiğine göre Türk başbakanı radyoda yaptığı konuşmada Ermenistan'la sınır kapılarının açılacağını, isteyen herkesin kendi vatanına dönebileceğini söylemişti. O gün bakkalın önü bayram yerine döndü. Yaşlı genç herkes oraya koşmuştu. Radyoda haber gongunun her çalışında nefesler tutulmuş, etrafı kesin bir sessizlik kaplamıştı... Günışığı son kırıntılarını da süpürüp köyü terk ederken, köyümüzün yaşlıları oyuncağını kırmış çocuklar gibi başları önde sürüklenerek evlerine döndüler. Sabah yine bakkala koştular. Birbirlerine rüyalarını anlatırken yaralı yorgun sesleri, çocuksu iç çekişlerle titremişti.
Yaşlılarımızın bu hazin bekleyişi haftalar sürdü. Kulakları gün boyu başbakanın radyoda vereceği haberdeydi. O zamanlar Erivan radyosu günde bir buçuk saat Kürtçe yayın yapıyordu. Saat beşi gösterdiğinde bakkalın Aladağ'ı gören kireç badanalı taş duvarının dibindeki çıplak toprağa çömelip gözlerini vatanlarına diker, Kürt ve Ermeni dengbejlerin (ses sanatçılarının) Erivan radyosunda söyledikleri Kürtçe türküler eşliğinde kasvetli düşüncelere dalarlardı.
Kars ve Digor çevresindeki kanlı Kürt-Ermeni boğazlaşmasını işte o zamanlar dinledik dedelerimizden. Daha çok Memé dede anlatırdı.
Memé dede bilgisi ve işlek zekasıyla herkeste hayranlık uyandıran biriydi. Eskiden köyün en yakışıklı delikanlısıymış. Söylenene göre köyün tüm kızları ona âşıkmış. Hafifçe kırışmış uzun esmer yüzünü, büyükçe kepçe kulakları tamamlıyordu. 70'ine merdiven dayadığı halde incecik uzun boyu kalemle çizilmiş gibi düzgündü. Bir sır saklar gibi bakan düşünceli kahverengi gözleri, sevgiliyi arayan esir gözler gibi hep Aladağ'ı arardı.
Hamidiye Alayları
Memé dede, gizemli sessizliğiyle etrafa melankolik bir hava yayan Aladağ'a gözlerini sabitleyip hüzünle anlatırdı: "Rus-Osmanlı savaşı başlayınca Rusların bizi öldüreceklerinden korkup vatanımızı terk ettik." Ermenilerle hiçbir düşmanlıklarının olmadığını, aksine çok iyi komşu olduklarını söylerdi. "Allah Hamidiye Alaylarının belasını versin" diye sürdürürdü. "Ne olduysa onların yüzünden oldu. Osmanlı Padişahı bu alayları Kürt ileri gelenlerine kurdurtmuştu. Alay reisleri ve komutanları devlete bağlı olarak görev yaparlardı. Sadece Ermenilere değil, Kürtlere de zulmediyorlardı.
l. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı- Rus savaşı patlak verince Osmanlı paşalarının emriyle Hamidiye alayları Van ve Muş' ta Ermenilere karşı büyük bir taarruz başlattılar. Paşaların verdiği emre göre bu topraklar Ermenilerden temizlenecekti. Çok büyük gaddarlıklar yapıldı. Çoluk çocuk, çok Ermeni öldürüldü. Ermeniler Osmanlı destekli bu Hamidiye saldırıları karşısında tutunamayıp yurtlarını terk etti ve yollara düştüler. Kars üzerinden Ermenistan'a geçeceklerdi. O sıralar buralarda büyük bir Ermeni nüfusu vardı. Kürtler ise azınlıktaydı.
Çok geçmeden Kars, savaş muhaciri Ermenilerle dolup taştı. Kars'a kaçan Ermeni savaş muhacirleri (kağdeganlar) buradaki Ermenilerle birleşince savaş bu defa buraya sıçradı. Ermeniler büyük bir Kürt katliamına giriştiler. Ortalık bir anda kan gölüne döndü. Kürtler de Ermenilerin yaptığı bu katliama katliamla karşılık verdiler. Çoluk çocuk demeden her iki taraftan insanlar samanlıklara dolduruluyor, ateşe veriliyor, cayır cayır yakılıyorlardı. Evlere baskınlar yapılıyor, yaşlı genç kim ele geçerse başları keserlerle kesiliyordu. Genç kızların ırzına geçiliyor, gebe kadınlar süngülenerek karnındaki bebeklerle birlikte öldürülüyorlardı. Yezidi Kürtler de bu katliamdan paylarını aldılar. Müslüman Kürtler, İslam düşmanı diye pek çok Yezidi Kürdü öldürdü.
Kazım Karabekir komutasındaki bu Hamidiye saldırısıyla başlayan savaş hem Kürtlere hem de Ermenilere büyük kayıplar verdirdi. Sağ kalan Ermenilerle Yezidi Kürtler Ermenistan'a kaçarak canlarını kurtardılar.
O kanlı savaşın alevi bitince hem Kürtler hem de Ermeniler yaptıklarından bin pişman oldular. Ama iş işten geçmişti. Geç kalmış bir pişmanlığın kime ne faydası olabilirdi? Ne Kürtler ne de Ermeniler o kör savaşa neden tutuştuklarını bir türlü anlayamadılar. Oysa birlikte ne güzel yaşayıp gidiyorduk. Şimdi herkes sürgün hayatı yaşıyor. Biz burada sürgünüz, Ermeniler de orada."
Yaralı kayalar
Memé dedenin anlattıklarından sadece bu kırıntılar kaldı belleğimde. Çocukluk anılarımın sadık bekçisi köyümde o aptal savaşın bıraktığı izler hâlâ capcanlı duruyor kafamda. Kurşunlarla delik deşik edilen köyümün yaralı kayaları da taşıyor hâlâ bu izleri. Kaybolan çocukluğumu aramak için köyüme gittiğimde o asırlık yaraları görünce içim kor gibi yanmaya başlar.
Eskiden Rus sınırı denilen Ermenistan sınırı belalı bir sınırdı. Neredeyse karşıya bakmak bile suçtu. O asırlık yasak hâlâ sürüyor. Eskiden komünistlik gerekçesi ileri sürülürdü. Şimdi ise Ermenistan'ın Karabağ'ı işgali gerekçe gösteriliyor. Oysa Ermenistan sınır kapısının açılmasıyla hem tarihten özür dilenmiş olacak hem de halklar arasında barış ve kardeşlik rüzgarları yeniden estirilmiş olacak. Buna iki taraftaki halkın olduğu kadar dünyanın ve tüm insanlığın da ihtiyacı var.
Karslı esnaf Kars'ta iki Migros mağazasının açılması ile siftah yapamaz hale geldi. Sınır kapısının açılması Karslı esnaf için bir kurtuluş ve ümit kapısıdır. Kars'tan Ermenistan'a ticaret yapmak yasak. Oysa zenginler başka ülkeler üzerinden yaptıkları ticaretle Ermenistan'ın kaymağını yıllardır zaten yiyip duruyorlar. Karslı ve Erivanlı küçük esnaf ise devletlerin halkları düşmanlaştırıcı politikalarının cezasını çekiyor. Her iki taraf da kan kaybediyor.
Çağımız sevgi ve özgürlükler çağı olmalı. Buna herkesin, hepimizin, tüm insanlığın ihtiyacı var. Halkları hapseden bu nefret sınırının açılması gerekiyor. Dedelerimiz vatan hasreti ile öldüler. Hrant Dink'e ve dedelerimize olan borçlarımızı ancak böyle ödeyebiliriz.

MAHMUT ALINAK: DTP Kars İl Başkanı