Birbirine düşür ve yönet

ABD Başkanı Bush'un Irak'a daha fazla asker yollama kararını açıklayacağının belli olduğu sıralarda, San Francisco'da orta halli bir lokantada yemek yediğimiz Berkeley Üniversitesi'nden emekli profesör, eliyle etrafımızdaki masaları gösterip
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

ABD Başkanı Bush'un Irak'a daha fazla asker yollama kararını açıklayacağının belli olduğu sıralarda, San Francisco'da orta halli bir lokantada yemek yediğimiz Berkeley Üniversitesi'nden emekli profesör, eliyle etrafımızdaki masaları gösterip "Şurada gördüklerinizin hemen hiçbirinin umurunda değil Irak'ta olanlar" dedi ve ilave etti: "Yaşanan Irak yenilgisini Vietnam'da yaşanana benzetiyorlar ama bu çok doğru değil. Şimdi sadece yoksullar, işsizler ve ABD yurttaşı olma ümidiyle orduya katılmış olanlar Irak'ta er ve erbaş olarak bulunuyor. Amerikan orta sınıfının çocuğunu savaşa yollama endişesi yok. Şimdi esas endişeleri, Amerikalıların Irak'ta yapılanların öcünü almak isteyenlerin hedefi haline gelmesi ve savaşın artan mali bedeli. Bu nedenle, Bush'un ABD halkını kendi evinde güvenli hissetmesi için Irak'a biraz daha fazla asker yollamaya ikna etmesi zor olmayacak. Son seçimlerde demokratlara yüzde 60'ın üzerinde bir çoğunlukla oy vermiş bir bölgede durum böyleyse, ülkenin geri kalanını siz tahmin edin."
10 Ocak akşamı Başkan Bush, ABD'nin Irak'a asker yollama kararını açıklarken, bunun Amerikan halkının kendi evinde güvenliğinin sağlanması için bir gereklilik olduğunu vurguladı. ABD'nin Irak'a saldırısından önce, kamuoyu desteği yaratmak için dile getirilen Ortadoğu'ya demokrasi getirme hedeflerinin adının bile anılmadığı 20 dakikalık bu konuşmada, Bush El Kaide'in Irak'ta yuvalandığını ve ABD'yi kendi evinde vurmaya hazırlandığını iddia etti. Olmayan kitlesel imha silahlarının yeni kod adının artık El Kaide olduğu böylece tescillendi. Bush'a göre, Irak'ta durum bir askeri çatışma boyutlarını aşmakta ve bu yüzyılın ideolojik çatışmasının içinde yer almaktaydı. Kısacası ABD ve onun savunduğu değerler gene tehlike altındaydı. Dolayısıyla ABD bu değerler adına ve "insanlık için" savaşmaya devam edebilirdi.
ABD'nin askeri planda geri çekilmesinin, Irak'ı bütünüyle parçalayacağını ve "tasarlanması mümkün olmayan boyutta bir katliama yol açacağını" iddia eden Bush, yeni Amerikan stratejisini Irak'ta güvenliğin tesisi, tüm eyaletlerde yönetimin 2007 sonuna kadar Iraklılara devredilmesi ve ülkenin sınır güvenliğinin sağlanması olarak tanımladı. İlginç olan, ülkede güvenliğin tesisi hedefi dile getirilirken, bu yeni stratejinin şiddet eylemlerine ve Iraklılarla ABD'lilerin ölmesine son vermeyeceğini de ilan etmekten geri kalmamasıydı.
Sekizinci plan da başarısız
ABD'nin Irak'ta yaptığı hatalar olduğunu ve bunun tüm sorumluluğunu üzerine aldığını söyleyen Bush, konuşmasında bu hataların neler olduğuna dair bir ipucu vermedi. ABD'nin Irak'a saldırması yalan beyana dayalı ağır bir suç oluştururken, Irak'a saldırı sonrası yürütülen stratejinin hatalarından bahsetmek bir anlam ifade edebilir mi? Bugün ABD'de yapılan kamuoyu yoklamaları, deneklerin yüzde 60'nın yürütülen Irak politikasını tasvip etmediğini, ABD ordusunun muvazzaf personelinin sadece yüzde 35'nin Irak savaşını desteklediğini gösteriyor. 2003'ten beri devreye giren sekizinci askeri strateji planının da başarısız olması durumunda, belki bir planın daha hazırlanabileceğini ama bunun son plan olacağını Bush konuşmasında teslim etti. Hemen ardından, Irak'ta hükümetin "yükümlülüklerini" yerine getirmemesinin, ABD'nin Irak'tan çekilmesine yol açacağını belirtti. Böylece 2008 başkanlık seçiminden önce, cumhuriyetçilere bir nebze kazanma şansı bırakmak için, askeri kuvvetlerin bir kısmını, sembolik de olsa, çekmeye başlamak zorunda olacak olan Bush'un, başarısızlığın faturasını bugünkü Irak yönetimine, özellikle Başbakan Nuri el Maliki'ye fatura etme hazırlıklarının tüm unsurları 10 Ocak konuşmasında yer alıyordu. Bu nedenle, yeni askeri güç yollanması kararını, Maliki'nin danışmanları, "Başbakan daha fazla asker gönderilmesini değil, ABD'nin terörle mücadele stratejisini değiştirmesini talep ediyor" diyerek, etkisiz kılmaya çalıştılar. Yollanan ilave asker sayısının ülkede güvenliğin tesisi için herhangi bir anlam ifade etmediğini, yapılanın geri çekilmenin siyasal ve psikolojik zeminini hazırlamak olduğunu kestiren ABD işbirlikçisi Iraklı Kürt ve Şii çevreler, Bush'un yeni stratejisini sevinçle karşılamadı.
Şii ve Sünniler, ABD askerlerine destek gücü olarak 6 bin Peşmergenin Bağdat'a gelecek olmasına sıcak bakmazken, Baker-Hamilton planını savuşturmuş olmaktan memnun Kürt siyasi önderleri de, buna rağmen ABD'de Bush planına sadece demokratların değil, hatırı sayılır sayıda cumhuriyetçi senatörün de karşı çıkmasından ve bunun Bush yönetimini beklenenden daha hızlı biçimde Irak'tan çekilmeye zorlayabilecek olmasından huzursuz. Aslında Baker-Hamilton planının bir dizi önerisini benimseyen Bush konuşmasında bunu açıkça ifade etti. Yeni strateji, Irak'ın ABD mandası altında uzun bir dönem kalmasını öngörüyor. Bunun mali bedelini Irak petrollerinin işletmesinin Batılı petrol şirketlerine tahsis edilmesiyle karşılanması tasarlanıyor. Nitekim 1972'de millileştirilen Irak petrollerini işletme hakkının yeniden uluslararası petrol devlerine ve esas olarak ABD ve Britanya kökenli firmalara tahsisi, ABD kökenli tüm manda yönetimi planlarında yer alıyor. Bush, Irak'ta ABD'nin başarısızlığa uğrayarak çekilmesinin, Irak'ın petrol zenginliğini terör gruplarının finansmanına teslim etmek anlamına geleceğini ifade ederken, bu ülkenin petrol gelirlerini yakından denetlemenin ABD'nin uzun vadeli hedefi olacağını ima ediyordu.
ABD'nin Irak'a saldırırken dile getirdiği hedeflerin hemen hiçbirinin başarıya ulaşma ihtimalinin kalmamasına rağmen, ABD'nin bütünüyle başarısızlığa mahkum olduğunu söylemek mümkün değil. Saldırı sonrası ortaya çıkan Ortadoğu konjonktüründe, ABD büyük ihtimalle Irak'ta böl veya birbirine düşür ve yönet politikasına ağırlık verecek. Bu kadim emperyal stratejinin kılıfı değişecek o kadar. Sünni- Şii çatışmasının kalıcı biçimde alevlenmesi ve uzun bir dönem bölgedeki çatışmaların asli dinamiğini oluşturma ihtimali dikkate alınırsa, ABD'nin bu çatışmada her zaman denize düşenin sarılacağı yılan konumunda olması büyük ihtimal dahilinde. Bu ise, ABD'nin önünde oldukça geniş bir stratejik oyun alanı bırakacak. Bugün Irak'ta Kürtlerin hamisi rolünü üstlendiği gibi, Sünnilere karşı Şiilerin Bağdat'daki hakimiyetini güvence altına alırken, Lübnan'da Şiilere karşı Sünnilerin yanında yer alabilecek. Suudi Arabistan'da statükonun bekçisi olacak. İran'a karşı olası bir saldırıda ise Sünniler ve Arap milliyetçileri arasında güçlü biçimde varolan Fars nefretinin yaratacağı kayıtsızlığa güvenecek. Bush ve arkasındaki güçler, kendileri iktidardan uzaklaşsalar da, açtıkları Pandora'nın kutusu ve bıraktıkları miras nedeniyle ABD'nin Ortadoğu politikasını uzun yıllar belirlemeye devam edecekler.
Bush konuşmasında, "Orta ve Yakın Doğu'daki dost ve müttefiklerimizin güvenliğini sağlamak için" ABD'nin bölgeye Patriot füzeleri yerleştirmesini yeni stratejinin öngördüğünü belirtti. Bush'un konuşması öncesinde, Beyaz Saray sözcüsü Tony Snow, "Başkanın amacının Amerikan halkını yeniden savaş taraftarı" kılmak olduğunu belirtmişti. Bush ve akıl hocalarının ellerindeki son silahın, Ortadoğu halklarını toplu bir kanlı mücadeleye hazır hale getirmek ve ardından çıkan yangını söndürmeye gönüllü olmak olduğunu söylemesi daha doğru olurdu. Bush'un konuşmasında ima ettiği XXI. yüzyılın ideolojik savaşının özü işte bu.