Birleştirilmiş hayatlar

Eski adıyla geri kalmış, pudralanmış haliyle gelişmekte olan bir ülkenin yurttaşı olmanın en zor tarafı çocuklar adına yaşamak olsa gerek. Onların hemen hemen hiç olmayan farkındalıklarını görmek...
Haber: VEHBİ AYDIN / Arşivi

Eski adıyla geri kalmış, pudralanmış haliyle gelişmekte olan bir ülkenin yurttaşı olmanın en zor tarafı çocuklar adına yaşamak olsa gerek. Onların hemen hemen hiç olmayan farkındalıklarını görmek, damarlarındaki asil kana kadar yaşadıkları eşitsizlikleri bilmek, bu eşitsizlikleri onlarla paylaşmaktan başka hiçbir şey yapamamak, bunları sadece ve sadece yazıya dökerken bile 301'leri, gelebilecek mantıksız soruşturmaları, milliyetçi histeri dolu mailleri düşünmek, yazmak, yaşamak...
İsimleri Ali, Yusuf, Memiş ve Zehra veya Ayşe bilemedin Fatma. Küçücük bu çocuk topluluğunun isimleri bile o kadar ortak ki ve nasıl olmasın ki? Bunlar bir köy okulunun birleştirilmiş sınıf öğrencileri. Yakın coğrafyalarda, pek çok köydeki akranları gibi sınıfları birleştirilmiş, öğretmenleri tekleştirilmiş, kaderleri aynılaştırılmış, farklılıkları kabul edilmemiş veya edilmek istenmemiş birleştirilmiş hayatlar!.. Hepsi ite kaka bu yaşlarına geldiler, sofralarından dayak hiç eksik olmadı, babalarından, annelerinden veya öğretmenlerinden içeriğinde birazcık sevgi olan bir cümleyi en son ne zaman duyduklarını hatırlamıyorlar, hiçbiri deniz nedir görmedi, Migros'u hayal bile edemiyorlar, Toys'r us onlardan çok uzakta. Hani bunlar bazen medyada çıkıp gürlerler ya, "Ağalar, beyler AB bizden Kıbrıs'ımızı ister, Ermeni soykırımını tanımamızı ister, şunu ister bunu ister, bizler şanlı bir ırkın ahvadıyız, yedi düvele bedeliz, kabulümüz mümkün değildir, bu AB bizi istememektedir vs. vs." diye, inanın hepsi hikâyedir. Olli Rehn gelip şu çocukların ne şartlarda eğitim! aldığını bir görse, emin olunuz aynen şöyle diyecektir: "Kardeşim, Kıbrıs'ın tamamı sizi olsun, Ermeniler adına tüm dünya huzurunda sizlerden biz özür dileyelim, ama yeter ki bizden uzak durun!.."
Gelsin Kuran kursları
Günde sadece iki ya da üç saat ders alabilen ve ite kalka 5. sınıfı bitiren çocuk (net bir okuma-yazma ve kısmen de dört işleme hakimse öpülüp başa konacak cinsten) sonra bir ilköğretim diplomasına sahip olabilmek için kilometrelerce uzaktaki yatılı bölge okuluna gönderilir, eğer şansı varsa (burada çocuğun cinsiyeti devreye girer!). Ve daha sonra yaşasın denetimsiz, hem idari hem mali olarak tam bağımsız Kuran kursları (üniversiteler bile bu açıdan hiçbir şeydir bu kursların yanında!). Eski zamanlarda köylerden asker toplama işlemi gibi gelip tek tek alırlar bu çocukları. Çocukların gözlerinde şaşkınlık ve korku, içlerine akıttıkları gözyaşları, babalarının kıllı göğüslerinde acayip bir kabarıklık...
Evet, bir eğitim ve yaşam garibesi birleştirilmiş sınıflar, umutları bile önce birleştirilmiş sonra sıfırlanmış, gülmeyi bilen ama mutluluğu tanımayan, ağlamayı bilen ancak acıyı hissetmeyen, bilmem ne dağının eteklerindeki bilmem ne köyünün yoksul çocukları, birleştirilmiş hayatlar... Bilir misiniz yolsuz kalmak ne demektir, hem de aylarca? İlk karda yolları kapanır onların, rüzgar estiğinde kesilir elektrikleri... Işıksız kaldığınız oldu mu geceler boyu? Birlik beraberlik demagogları, acıda birlik, tasada birlik derken acaba bu çocukları hiç akıllarına getirirler mi? Sahi bölünmez bütünlük demek, yazın ve düşün adamlarını mahkemelere sürükleyip çıkışta da linç etmekten mi ibarettir?
Yanlış şarkı
Oralarda, sizlerden çok çok uzaklarda, bu köylerde bu çocuklar, çocuklarımız bunları yaşıyor. Hani hemen hepimize çocukluğumuzda öğretilen bir şarkı vardı ya... "Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür. Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür" diye devam eden. Yanlış şarkı, yanlış sözler.. Orada yaşananları bilmeden, acıları paylaşmadan, eşitsizlikleri umursayıp gidermek adına bir şeyler yapmadan, gitmeden, görmeden o köy sizin değildir. Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüz değil, o köy sizin de köyünüz değil, o köy hiç kimsenin...
Fotoğraf çalıştığım köy okulundan, yani hem müdürü, hem müdür yardımcısı, aslında öğretmeni, aynı zamanda memuru ve hizmetlisi olduğum köy okulundan. Çıkardıktan sonra fotoğrafın arkasını çevirdim, önce tarihini not düştüm: 10.10.2006. Sonra altına ne yazayım diye düşündüm, düşündüm, düşündüm. Uzun uzun baktım çocukların, çocukluğumun, çocuklarımızın o masum yüzlerine. Yazacak hiçbir şey bulamadım Y. Odabaşı'nın şu birkaç mısrası hariç:
'Ey hayat;
Sen şavklı sularda bir dolunaysın
Aslında yokum ben bu oyunda
Ömrüm beni yok saysın...'

VEHBİ AYDIN: Öğretmen