Bitmeyen senfoni

Erdoğan Teziç hoca artık YÖK Başkanı değil. Teziç dönemi birçok tartışmayı arkasında bırakarak bitti. YÖK Başkanlığı döneminde tartışmalı bir dönem geçiren Teziç hoca, bilinen demokrat kişiliğinin aksine farklı bir kişilik sergiledi.
Haber: HÜSEYİN YAYMAN / Arşivi

Erdoğan Teziç hoca artık YÖK Başkanı değil. Teziç dönemi birçok tartışmayı arkasında bırakarak bitti. YÖK Başkanlığı döneminde tartışmalı bir dönem geçiren Teziç hoca, bilinen demokrat kişiliğinin aksine farklı bir kişilik sergiledi. Bu dönemde iki farklı Teziç gördük. Birincisi YÖK Başkanı olmadan önceki Teziç, diğeri ise YÖK Başkanı Teziç.
Öğrencilik yıllarımda hukuk fakültesi öğrencisi olmamama rağmen Teziç hocanın dersini takip etmek için İstanbul Hukuk'un efsane anfisi Anfi I'de yer bulabilmek için erkenden gider ve nefes almadan hocayı dinlerdim. Teziç hoca, öğrencilerinin gözünde efsane hocaydı. Öğrencilerinin çoğu ileride onun gibi demokrat, onun gibi iyi bir akademisyen ve onun gibi iyi bir hukukçu olmak isterdi. Teziç hoca, aristokrat tavrı, demokrat kişiliği, şık giyinmesi, eşsiz nezaketi, alanına hakimiyeti ve dersini anlatış biçimiyle müstesna bir hocaydı.
Teziç hocanın yıllar sonra YÖK Başkanı olması birçok kişi için büyük sevinç kaynağı olmuştu. Kemal Gürüz'ün sekiz yıl süren YÖK başkanlığından sonra bir hukukçunun hem de iyi bir anayasa hukukçusunun YÖK başkanı olması birçok insanı umutlandırmıştı. 28 Şubat süreciyle üniversitenin içine girdiği akıl tutulmasından kurtarılacağını, özgül ağırlığını ve prestijini kaybeden üniversitenin Teziç tarafından yeniden saygın ve özgür bir kurum haline getirileceğini ümit etmiştik.
Üniversite sorunu
Türkiye'nin üniversite sorunu yaklaşık yüzyıldır süregelen bir sorun olsa da 12 Eylül 1980 tarihi üniversiteler için bir milat oldu. Geçen süreçte dünyadaki ve Türkiye'deki değişimi takip edemeyen üniversite, zamanla işlevini ve önemini kaybederek ciddi biçimde tartışılmaya başlandı. Türkiye'nin üniversite meselesi göründüğünden çok daha karmaşık bir sorun alanıdır. Öncelikle mesele yönetsel ya da teknik bir konu olmaktan daha çok ideolojik ve doktrinerdir. Türkiye'de bütün zamanlarda üniversitelerin nasıl daha iyi bilim yapacağından ve nasıl daha donanımlı bireyler yetiştireceğinden çok üniversitenin ideolojik duruşu ve meseleler karşısındaki tavrı konuşuldu. Bu anlamda YÖK başkanının değişmesi yaşanan sorunları çözmeyecek. Sorun göründüğü kadar basit ve yüzeysel değil.
Bu anlamda Dr. Reşit Galip tarafından 1933 yılında yapılan "üniversite reformu", başlı başına ayrı bir inceleme alanıdır. 1940'lı yılların ortasında DTCF'de yaşananlar, 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 müdahaleleriyle listelerin yayınlanıp bazı akademisyenlerin üniversiteden uzaklaştırılması, aslında üniversite meselesinin nasıl bir tarihsel arka plana dayandığını ve aynı zamanda ne kadar karmaşık bir sorun alanı olduğunu gözler önüne sermesi bakımından anlamlıdır. Bu halkaya 12 Eylül 1980 müdahalesi ve 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu eklendiğinde üniversite sorunu artık içinden çıkılmaz hale geldi. Üniversiteye müdahale geleneği 28 Şubat sürecinde de devam etti ve üniversiteler özgürlüklerin olduğu bir yer olmaktan iyice çıktı. Üniversitelere bütün zamanlarda bilim üreten yerler olmaktan daha çok "devletin ideolojik aygıtı" olarak bakıldı.
YÖK'te Teziç dönemi
İstanbul Hukuk Fakültesindeki Anayasa Hukuku derslerinde, özgürlükçü konuşmalar yapan ve 12 Eylül düzenini eleştiren Teziç hoca, YÖK başkanlığı döneminde eleştirdiği düzenin savunucusu oldu. Teziç hocanın, başkan olmadan önceki demokrat, özgürlükçü, solcu tavrıyla YÖK Başkanı olduktan sonraki tavır ve düşünceleri birbirinden farklılaştı. Bu değişim onun maalesef otoriter ve antidemokrat bir YÖK resminin içinde yer almasına neden oldu. Teziç hocanın YÖK başkanlığı dönemi kendisinden önceki dönemlerden çok da farklı olmadı. Üniversitenin sorunları artarak devam etti. Üniversitede subjektiflik yaygınlaşıp kurumsallaşırken, keyfilikler had safhaya ulaştı. Atamalarda akademik liyakat ve yeterlilik yerine güvenlik raporları öne çıktı. Dünya gen mühendisliğini, nano teknolojiyi, siber savaşları, uzayın keşfini konuşurken Türkiye'deki üniversitelerin içine girdiği kısırdöngü, istisnaları olmakla birlikte üniversiteleri üretmekten çok dedikodu yapılan yer haline getirdi. Üniversite, dünyadaki gelişmelerin ve toplumsal dinamiklerin gerisinde kaldı, toplumuna yabancılaştı.
Teziç hocanın, YÖK Başkanı olduğunda üniversitenin kanayan yarası olan araştırma görevliliği konusuna el atacağını, 50/D maddesi ile iyice keyfileşen bir nevi modern köleliğe dönüşen sözleşmeli araştırma görevliliği sisteminin yeniden yapılandırılacağını, üniversitedeki farklılıklara tahammül edemeyen antidemokratik havanın değişeceğini, kadrolara atanmada keyfiliğin son bulacağını, bazı rektörler tarafından hocaların odalarının dinlenmesi, kendisine oy vermeyen akademisyenlerin sürgün edilmesi ve fişlenmesi gibi uygulamalara son verileceğini, bilginin ve üretmenin en önemli stratejik değer haline geleceğini, akademik özerkliğin ve özgürlüğün tartışılacağını, üniversite sistemin yeniden yapılandırılacağını umarken maalesef tam aksi oldu.
Üniversitenin sorunları sıralamasında hocaları ve özellikle de araştırma görevlilerini açlığa mahkum eden ücret sorununa utancımdan değinmiyorum bile. Rektörlük seçimlerinde yaşanan "komiklikler" üniversitelerin, rektörlerin krallıkları haline gelmesi, kişilere bağlı yönetim anlayışının kurumsallaşması, üretmenin ve çalışmanın herhangi bir anlamının kalmadığı bir düzen Teziç döneminde de aynen devam etti.
Teziç hocanın başkanlığı dönemi, hükümetle girdiği polemiklerle, üniversite öğrencilerinin kılık kıyafetlerinin nasıl olması gerektiğiyle, rektörler komitesini toplayıp yaptığı açıklamalarla, Meclis toplantı yeter sayısının kaç olduğu sorusuna verdiği cevapla, cumhurbaşkanının kim tarafından seçilmesi gerektiği konusundaki açıklamalarıyla, sivil anayasa konusunda yaptığı çıkışlarla akıllarda kaldı. Kısaca Teziç hoca, görev süresi boyunca YÖK'le ilgili konulardan daha çok aktüel ve siyasi tartışmalarla gündeme geldi ve bir nevi muhalefet partisi lideri gibi çalıştı. YÖK hükümete cephe alan bir konumda yer aldı. Bu tartışmalar doğal olarak bir müddet sonra unutulup gidecek ama üniversitenin sorunları hâlâ devam ediyor...
Reform ertelenemez
Üniversiteler bugün başta akademik özgürlükler olmak üzere yapısal birçok sorunla karşı karşıya. Üniversite reformu, başta yeni YÖK başkanı olmak üzere Türkiye'nin önünde duruyor ve çözüm bekliyor. Üniversiteler, başta öğrencileriyle olan ilişkisi olmak üzere, mevzuatı, örgütsel yapıları, akademik ve idari personelinin özlük hakları, ders programları, ders içerikleri, AB'ye uyumları, üniversite-sanayi işbirliğinin sağlanması, YÖK konusu vb. gibi daha birçok alanda reform baskısı altında. Gelinen noktada üniversite düzeninin ve YÖK sisteminin yeniden yapılandırılması, kişilere bağlı yönetim anlayışına son verilerek daha çağdaş ve modern bir yapıya kavuşturulması gerekiyor.

HÜSEYİN YAYMAN: Dr., GÜ. İİBF, öğretim üyesi