Bizim keneler terörist mi?

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, halkımızın son yıllarda en çok etkilendiği enfeksiyon hastalığıdır. Bir karşılaştırma yaparsak, HIV/AIDS 25 yıllık bir hastalıktır ve Türkiye'de bugüne kadar saptanmış olan 2500 olgu var.
Haber: ÖNDER ERGÖNÜL / Arşivi

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, halkımızın son yıllarda en çok etkilendiği enfeksiyon hastalığıdır. Bir karşılaştırma yaparsak, HIV/AIDS 25 yıllık bir hastalıktır ve Türkiye'de bugüne kadar saptanmış olan 2500 olgu var. Oysa son dört yılda saptanan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) olgu sayısı 1500'dür. Bu hastaların yaklaşık 80'i öldü. Üstelik, komplo teorileri cenneti olan ülkemizde bir komplo teorisi de Kırım Kongo Kanamalı Ateşi için üretiliyor. Acaba KKKA virüsü, biyoterörizm ajanı olarak mı ülkemize girdi? Öyle ya, dört yıl öncesine kadar ismi dahi duyulmamış, hekimlerin bile bilmedikleri bir enfeksiyon etkeni, 50 yıldır komşu ülkelerde saptanırken nasıl oldu da birdenbire 2002'de ülkemizde saptandı ve sonra da en önemli sağlık sorunlarımızdan biri haline geldi? Son dört yıldır bana en çok sorulan soru bu.
Açıklıyorum. Evet, KKKA bir biyoterörizm ajanıdır. Her şeyden önce yayılımı halk arasında panik ve korku yaratıyor. Birileri kullanmış olabilir mi? Bu sorunun ise kanıta dayalı bir yanıtı henüz yok. Bilim dünyası bu alanda halen kanıt toplamak ve kanıta dayalı verilerden sonuçlar çıkarmakla meşgul.
Mikropların birer terörizm ajanı olarak da kullanılabilmeleri son zamanların gözde konusu. Mikroplar, tarih boyunca savaş silahı olarak kullanıldılar, bilerek ya da bilmeyerek insanlık tarihinin gelişiminde önemli bir rol oynadılar. Jared Diamond, Türkçe'ye "Tüfek, Mikrop ve Çelik" olarak çevrilen ünlü kitabında, dünya tarihinde pek çok kritik savaşın kaderinin, strateji dehası komutanlar tarafından değil, apansız beliren salgın hastalıklar tarafından tayin edildiğini belirtiyor (1). Jared Diamond, bu kitabında mikropların evriminden ve kötüye kullanımından söz ediyor. Ancak, ilginçtir, "biyoterörizm" sözcüğü öne çıkmıyor. Basım yılı 1997. Mikroplar henüz terörist olmamışlar, ama savaşlarda kullanımları dikkat çekici. Biyoterörizmin, yani mikropların terör amaçlı kullanılabilmesinin, akademik dünyadan çıkıp günlük hayatımıza girmesi 11 Eylül 2001 tarihiyle hızlanıyor.
Üçüncü dünyanın gariban mikrobu Şarbon basili, 11 Eylül 2001 tarihinden itibaren Batı'da ünlü bir bakteri oldu. Oysa 11 Eylül 2001 sonrasından sadece 22 kişi, şüpheli biyoterörizm saldırısı sonucu şarbon basili ile enfekte oldu. ABD bir yerinde "biyoterörizm" lafı geçen projelere milyon dolarlar aktardı. O dönemde pek çok bilim insanı, inanmadıkları halde para kazanmak için biyoterörizm projesinde yer almak için çabalayıp durdular. Ne kadar yazık insanlığın birikimine!.. Artık bilimsel çevreler, rahat bir tavır içinde konunun çok abartılmış olduğunu kabul ediyorlar. Ama bakış açısı yerleşti bir kere, kavramlar yerinden oynadı. O nedenle, biyoterörizm ajanı olabilecek mikroplar korku salmaya devam ediyorlar. Bakteri ya da virüs olsun, bir mikrobun terör etkeni olabilmesi için her şeyin başında korku salması, terörize edebilmesi gerekiyor. Oysa her mikrop terör yaratamaz, kapasitesi yetmez. Hızlı çoğalan, dramatik sonuçlara yol açan, kısacası öldüren ve bir kez uygulandıktan sonra kullanımı kontrol edilebilen mikroplar biyoterörizm ajanı olarak tercih edilirler. Bu açıdan bakıldığında ideal bir mikrop olamaz ama bu kriterlere göre kapasiteleri sınıflandırılırlar.
KKKA, C grubunda
Biyoterörizm ajanı olan etken mikroorganizmalar önemliden önemsize doğru A, B ve C olmak üzere üç grup halinde sınıflandırılır. Bu sınıflama yine Washington kaynaklıdır. Birinci sırada yani A grubunda şarbon basili yer alır. Hemen yanında viral kanamalı ateş etkenleri vardır ama her nasılsa, bir viral kanamalı ateş etkeni olan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi virüsü, A grubunda değil de C grubunda yerinide alır. Acaba neden çok benzer başka virüsler A grubunda yer alırken bizim KKKA virüsü C grubunda? Gariban olduğu için mi? Bu liste, Amerika Birleşik Devletleri'nde hazırlanmış bir listedir. Eğer, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi virüsü Amerika kıtasında görülseydi, Amerikalılar bu virüsü en riskli olan birinci gruba alırlardı. Çünkü KKKA virüsünün enfeksiyon kapasitesinin özelliklerinin, en riskli denilen birinci grupta yer alan diğer etkenlerden aşağı kalır yanı yok. Ama Şarkiyatçılık işte, KKKA Doğulu bir kez.
KKKA olgularının son yıllarda artmasının bir nedeni de küresel ısınmadır. Yaklaşık iki yıl önce, yine Radikal İki'de, "Yarından Sonra Gerçek mi Oluyor?" başlıklı yazımızda bu durumu bildirmiştik.
Batı Avrupa ülkelerinde bir tek Kırım Kongo Kanamalı Ateşi olgusu görülseydi durum daha farklı olurdu. Avrupa ülkeleri ayağa kalkardı. ABD'de veya Almanya'da bir tek KKKA olgusu görülseydi kim bilir neler olurdu? Biyoterörizm etkeni mikroplar Washington'da değil de Ankara'da sınıflandırılsalardı, KKKA virüsü biyoterör ajanı olarak kodlanırdı. Ama mesele, biyoterör falan diyerek korku salmak değil, mesele Anadolu halkını bu dertten nasıl kurtarmalı? Üstelik sadece Anadolu halkını değil, belki de beraberinde 30 kadar yoksul ülkenin gariban halkını KKKA virüsü belasından kurtarmanın haklı gururunu yakalamak şansı varken. Üstelik elimizde böylesine birikimli ve fedakâr bir sağlıklı insan gücü varken...

ÖNDER ERGÖNÜL: Doç. Dr., Marmara Üni.

1. TÜBİTAK tarafından yayınlanan bu ünlü çalışma, maalesef kötü çevrilmiş, başlıkta yer alan "gun" sözcüğünün silah olarak tercüme edilmesi beklenirken, "tüfek" olarak çevrilmesi en açık kanıt. Yine de, okunası bir kitap.



KKKA hakkında ek bilgi
Önder Ergönül'ün editörlüğünü yaptığı 'Kırım Kongo Kanamalı Ateşi: Global Yaklaşım' isimli kitap, Springer Publications tarafından Temmuz 2007'de yayınlandı. Kitap, 13 ülkeden 32 bilim insanının katkısıyla hazırlanmış. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi alanında dünyada ilk kitap, amazon.com'dan ulaşılabiliyor. Amazon.com'da kitap şöyle tanıtılıyor: Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), ciddi kanamalarla seyreden ve kenelerle bulaşan bir hastalıktır. Aynı zamanda 'Asya Ebola'sı olarak da bilinir. Hastalık, Afrika, Asya, Avrupa ve Ortadoğu'da görülür, dünyada en geniş coğrafyada görülen keneyle bulaşan hastalıktır. Bu kitapta hastalığın ve virüsün önemli özellikleri ele alınıyor. Hastalığın tarihsel gelişimi, epidemiyolojisi, kliniği, virüsün genetiği ve moleküler biyolojisi, keneler, hayvanlarda enfeksiyon ve halk sağlığını ilgilendiren önlemler, dünyada alanlarında önde gelen uzmanlar tarafından yazıldı.