Bu dava böyle başlamaz

Bu dava böyle başlamaz
Bu dava böyle başlamaz
Hrant Dink, devlet içi bir mutabakat ve sessizlik sonucu öldürüldü. Bunu planlayan vardı, bilenler vardı, bu cinayetin işlenmesini sessizce bekleyenler vardı. Onlar hesap vermeli
Haber: YETVART DANZİKYAN / Arşivi

İki gün sonra, 17 Eylül Salı günü, Hrant Dink cinayeti davası Çağlayan Adliyesi’nde yeniden başlayacak. Evet, yeniden. Çünkü hatırlanacağı gibi yıllar süren ilk davada mahkeme “örgüt” bulamamıştı. Savcı “örgüt var ama saptayamıyorum” demiş, mahkeme de “bulamadım” deyip davayı kapatmıştı. Bunun sonucunda Yasin Hayal azmettirici olarak hüküm giymiş, kilit isimlerden Erhan Tuncel ise Trabzon’daki McDonald’s bombalamasıyla ilgili olarak cezaya çarptırılmıştı. Karar haliyle tepkilere neden oldu. Sonuçta karar Yargıtay’a gitti ve Yargıtay Başsavcılığı, “örgüt vardır, iyi bakın” dedi. Mealen. Ancak şunu hemen hatırlatmalıyız. Bu örgüt var dedikleri, Pelitli merkezli örgüttür. Yani silahı bulan, tetikçiyi yüreklendiren vs. Cinayetin arkasındaki gerçek örgütten bahsetmiyoruz bile. Ve üstelik Yargıtay “bulun” derken, bir yandan da hukuki açıdan hayli kritik bir ayrıma gidiyor. Bir terör örgütünden bahsetmiyor. Suç örgütünden bahsediyor.
Diyor ki: “Maktulün (Hrant Dink) bir gazetede yayınlanmış olan yazısı nedeniyle ‘Türklüğü aşağılamak’ suçundan mahkûmiyeti üzerine örgütün kurucusu ve yöneticisi olan Yasin Hayal’in maktulü cezalandırmaya karar verdiği anlaşılmıştır. Yasin Hayal’in maktulün öldürülmesinden hemen önce Ogün Samast’a ‘Bizim işimiz Dink’le’ demek suretiyle ortaya koyduğu saik ve örgütsel yaklaşım ile 24 Ocak 2007’de gözaltına alındığında alenen işlediği tehdit suçunun mağduru (Orhan Pamuk), bu suçun işleniş şekli ve niteliği dikkate alındığında örgütün seçerek belirlediği kişilere yönelik aynı nitelikteki suçları işlemeye devam etme kararlılığı da açıkça anlaşılmaktadır.”

Sadece suç örgütü!

Böyle her seferinde, “ya, bir dakika” deyip başka bir acayiplik gördüğümüz kararlar, metinler bunlar. Şu paragrafta bile Yargıtay, örgütün yöneticisinin Hrant Dink’i “cezalandırmaya” karar verdiğini söylüyor. Bu örgütlü ve ırkçı cinayeti böyle görüyor, böyle tanımlıyor. Cezalandırma. Yargıtay’ın burada kurduğu dil, bir dil sürçmesi midir, yoksa bir zihniyeti mi açığa vuruyor? Çünkü buradan anladığımız, Hrant Dink bir kabahat işliyor, Hayal ve arkadaşları da cezalandırıyor. Öyle mi? Ve elbette bu örgütü terör değil de, suç örgütü olarak tanımlarken verilecek -muhtemel- cezalarda ister istemez bir farklılık yaratıyor. Peki neden bu örgüte “suç örgütü” diyor?
O da şöyle: “Bir oluşumun salt siyasi sebep ve saiklerle suç işlemesi ya da işlediği suçların aynı zamanda siyasal ve sosyal alanı etkileyen sonuçlar doğurması sadece bu sebepten dolayı terör örgütü olarak kabul edilmesini netice vermeyecektir. Tebliğnamede yer alan silahlı terör örgütlerine, TCK’nın 302’inci maddesinin (Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak) unsurlarına ve koruduğu hukuki yararlara ilişkin görüşlerine iştirak edilmekle birlikte sanıkların oluşturduğu örgütün TCK’nın 302’nci maddesinde düzenlenen amaç suçu işlemeye yöneldiği dosya kapsamına göre belirlenememiştir.”

Irkçılık mı, o da ne?

Burada hukuki açıdan bir duvara tosladığımız ortada. Çünkü devlet, bütün önceliğini kendini korumaya verdiği için en ağır cezaları da “terör” başlığı altında düzenlemiş. Irkçı bir cinayetin ve böyle bir cinayet işlemek için kurulacak -hele ki resmi destekli- bir örgütün benzer ağırlıkta, daha doğrusu “önemde” bir suç olarak değerlendirilmesine gerek duymamış. Öyledir. Çünkü bu devlet, kurucu otorite, bu topraklarda ırkçılığı bir mesele olarak görmez. Kerameti kendinden menkul “ülkemizde ırkçılık yoktur” yalanı, hukuki sistemde de karşılığını buluyor, bu alanda özel bir düzenlemeye gerek görülmüyor.
Tekrar davaya dönecek olursak. Evet, demiştik ki bu davada sadece yerel düzeyde küçük grup yeniden yargılanacak. Ancak elbette ki insan hakları savunucularının ve bu davada adalet talep edenlerin beklentisi bu değil. Beklenti, Hrant Dink’in vurulması için uygun ortamı yaratan, onu katillerin önüne atan, bu yerel örgütü yüreklendiren, önündeki engelleri bir bir temizleyen, onlardan bazılarını emniyet muhbiri yapan, Hrant Dink’in vurulacağı yönündeki ihbarları, bilgileri yok eden, vurulacağını bile bile başını öte yana çeviren, Hrant’ı korumayan, göz göre göre öldürülmesini seyreden yetkililerin, sorumluların özetle kamu görevlilerinin yargılanması, mahkeme önüne çıkmasıdır.

AKP ’nin bütün adamları

Ve bu konuda altı yılı aşkın bir süredir bir arpa boyu yol bile alınmadı. Dink ailesi avukatlarının Celalettin Cerrah, Muammer Güler, Ramazan Akyürek, Reşat Altay gibi isimlerin de aralarında bulunduğu dönemin yetkili 24 kamu görevlisi için yaptığı suç duyuruları için henüz sonuç alınamadı. Üstelik hukuki olarak bu süreç yaşanırken siyasette bambaşka bir süreç yaşandı, bu isimler AKP’nin bürokratı, milletvekili, hatta bakanı oldu, yetmezmiş gibi, Hrant’ın o malum yazısında suç unsuru bulan Yargıtay üyesi Mehmet Nihat Ömeroğlu sonradan ombudsman yapıldı. Başımız sıkıştığında ona gideceğiz yani.
Çok kaba hatlarıyla çizmeye çalıştığım tablo bize bir şey anlatıyor elbette. Hrant Dink’in devlet içi bir mutabakat ve sessizlik sonucu öldürüldüğünü. Bunu planlayan vardı, bunu bilenler vardı, bu cinayetin işlenmesini, artık bilemiyoruz ne gibi bir hesapla, sessizce bekleyenler vardı. Bu mutabakat halindeki devlet ve kanatları yargı önüne çıkarılmadı. Korundular. Üzerlerine bir şemsiye açıldı.

Müsamereye son

Mevcut tablo itibarıyla AKP, bu geleneksel milli refleksi koruyan, yaşatan parti ve hükümet görüntüsünde. İlk yıllarda kah kulaklara fısıldanan, kah açık açık söylenen “Bu cinayet aslında bize karşı yapıldı” argümanı, bilemiyoruz, eğer doğru ise bile, AKP bunun gereklerini yerine getirmedi. O kalın perde hâlâ olduğu yerde duruyor. Şöyle düşünmekten kendimizi alamıyoruz dolayısıyla: AKP, devletin bu konudaki geleneklerini, reflekslerini de devraldı. Manzara bu. Sözkonusu olan, resmi görüşe uymayan bir Ermeni’nin öldürülmesi olunca (ki devlet yıllarca Kürtlere karşı işlenen cinayetlerde de aynı refleksle davranmıştı) “hassasiyetler”, refleksler devreye girdi, cinayet, tetikçi ve etrafındakilerin yargılanmasıyla son buldu. Ki burada bile görüntü, görüşme kaybetme, görüşmeleri yeterince incelememe gibi skandal mahiyetinde vakalar yaşandı. Tetikçi ile resim çektirmek için kuyruğa giren güvenlik görevlilerini saymıyorum bile.
Velhasıl dava bu şartlar altında başlıyor. Yine de Hrant’ın Arkadaşları ve insan hakları savunucuları o gün, yani Salı günü Çağlayan Adliyesi’nin önünde olacaklar. “Asıl sorumluları yargılayın” diyecekler. Ve “Müsamereye son verin”!