Bu grevi ne yapmalı?

Haber-İş Sendikası'nın Türk Telekom işyerlerinde başlattığı grev uygulamasının etkileri hissedilmeye başlandıkça herkesin kafasında aynı soru işareti beliriyor: Acaba bu grev ertelenmeli mi?
Haber: UFUK AYDIN / Arşivi

Haber-İş Sendikası'nın Türk Telekom işyerlerinde başlattığı grev uygulamasının etkileri hissedilmeye başlandıkça herkesin kafasında aynı soru işareti beliriyor: Acaba bu grev ertelenmeli mi? Bir yanda anayasal temel hak, yani "grev hakkı" öte yanda aksayan iletişim hizmetleri, kamuoyu baskısı. Tüm bunlar karşısında hükümetin de kafası oldukça karışıktır muhtemelen; ertelemeli mi, ertelememeli mi?
Aslında bu ikilemin temelinde hükümetlere grev ertelemesi yetkisinin tanınıp tanınmaması gerektiğine yönelik tartışma yatıyor. AB üyesi hiçbir ülkede devletlerin yasal grevlere idari müdahale yetkisi bulunmuyor. Grev uygulamasının tarafları güçleri yettiğince direniyorlar. Bu arada barışçı çözüm yollarını deniyorlar ve nihai anlaşmaya ulaşmaya çalışıyorlar. Bu süreçte hükümetlerin taraf iradelerine doğrudan etkide bulunmaları ve grevi yasaklama ya da erteleme olanakları söz konusu olamıyor.
Amerika'dan ithal!
AB'de örneğine rastlanmayan "grev erteleme" yetkisinin kaynağı Amerikan hukuku. ABD'de, 1929 Ekonomik Buhran'ının etkilerini bir ölçüde hafifletmeyi hedefleyen programın bir parçası olan ve Wagner Yasası diye bilinen 1935 tarihli Ulusal İş İlişkileri Yasası (National Labor Relations Act NLRA), toplu iş ilişkilerinde serbest toplu pazarlığın ve dolayısıyla sendikaların önünü açtı ama bu durum büyük sermayenin önemli tepkisini çekti. Amerikan büyük sermayesinin intikamı gecikmedi, 1947'de çıkarılan Taft-Hartley Yasası sendikacılığın ve grev hakkının sınırlanmasına ve Başkan'a grev erteleme yetkisinin tanınmasına yol açtı. Öyle ki, bu yasa "endüstriyel köleliğin güvencesi" olarak adlandırıldı. Taft-Hartley Yasası'na göre ABD Başkanı, bir grev ya da lokavtın ulusal sağlığı ya da ulusal güvenliği tehdit ettiğine kanaat getirirse, konuya ilişkin bir araştırma komisyonu görevlendirebiliyor, komisyon incelemeleri üzerine ve başsavcılığın da talebiyle grev mahkeme kararıyla en çok 60 günlük süre için ertelenebiliyor. Bu süre içinde Ulusal İş İlişkileri Konseyi (NLRB), tarafların uzlaşması için devreye giriyor, hatta gerekirse grevin uygulandığı işyerinde gizli bir grev oylaması dahi gerçekleştirebiliyor. Ancak, erteleme süresinin sonunda (ki bu süre oylama halinde 80 güne çıkabiliyor) taraflar anlaşamamışlarsa grev kaldığı yerden devam ediyor. Bu sonuç Türkiye uygulamasına temel oluşturması bakımından son derece önemli.
1963'te yasalaştırdık...
Ülkemizde 1961'de yeni Anayasa'nın kabulü ve buna bağlı yasaların hazırlanması sürecinde sıra Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası'na gelince grev ertelemesi konusunda ciddi tartışmalar yaşandı. Tartışmalar sırasında İstanbul milletvekili Coşkun Kırca, "Amerika örneğini" vererek, yeni toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt yasasında hükümete grev erteleme yetkisinin verilmesi gerektiğini belirtti, diğer milletvekilleri de buna katılınca 1963 tarihli ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası'nda (m.21) hükümete ulusal sağlık ve güvenliği etkilediği düşünülen grevleri önce 30, sonra 60 gün olmak üzere toplam 90 gün süre ile erteleme yetkisi tanındı. Uygulama ABD örneğine çok benziyordu ve ABD'de olduğu gibi hükümet bir komite görevlendiriyor ve bu süre içinde uyuşmazlığın sona erdirilmesine çalışılıyordu. Eğer erteleme sürecinde taraflar anlaşamazlarsa grev kaldığı yerden devam ediyordu.
1963-1980 arası dönemde hükümetler bu yetkilerini birçok kez kullandı ve erteleme yoğunlukla petrokimya işkolunda gerçekleşti, bunu ulaştırma işkolundaki grev ertelemeleri izledi. ABD Başkanları ise 1947-2000 yılları arasında bu yetkilerini tam 35 kez kullandılar.
Burada dikkat çeken husus şu: Gerek ABD'de ve gerekse 1961 Anayasası dönemindeki uygulamalarda, grev gerçekten erteleniyor, erteleme sırasında hâlâ anlaşmazlık son bulmamışsa greve kaldığı yerden devam ediliyordu.
12 Eylül yönetimi, askeri darbenin sebeplerinden biri olarak sendikaları gördü ve sendikal faaliyeti askıya aldı. Bir yandan da sendikal faaliyetin hareket alanını daralttı. 1983 tarihli yeni Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası'nın hazırlanmasında da bu düşünce etkili oldu. Yasa, 54. maddesiyle hükümete, "Genel Sağlık ve Milli Güvenliği Bozucu" nitelikteki grevleri 60 gün süreyle erteleme yetkisini tanıdı. Ama bir farkla: Erteleme süresinin sona erdiği tarihte eğer taraflar hâlâ anlaşamamışlarsa grev kaldığı yerden devam etmeyecek, uyuşmazlık taraflar adına Yüksek Hakem Kurulu'nca sonuçlandırılacaktı. Hâlâ yürürlükte olan bu düzenlemeye göre, ertelenmiş bir grevde, erteleme süresinin sonunda anlaşma sağlanamamışsa tekrar ve kaldığı yerden greve gitmek mümkün olmayacaktı. Bu erteleme değil, düpedüz yasaklamaydı. Zira ertelemek, bir işi sonraya bırakmak demekti ama Yasa'ya göre bu mümkün değildi... Grev bir kez ertelendi mi, bir daha başlayamıyordu...
Bu düzenlemeyle ilgili tek ferahlatıcı yön, Bakanlar Kurulu'nun grev erteleme kararının yargı denetimine tabi olması. Bakanlar Kurulu'nun erteleme kararı aleyhine Danıştay'da iptal davası açılabiliyor ve hatta yürütmenin durdurulması istenebiliyor, iptal kararı üzerine ise grev kaldığı yerden devam edebiliyor. Ancak, bir yandan erteleme gerekçelerinin belirgin olmamasından kaynaklanan yorum sorunları ve bir yandan yargısal sürecin işleyişindeki yavaşlık iptal olgusunu da amacından uzaklaştırabiliyor...
Grev ertelemesine ilişkin bu antidemokratik düzenleme Türkiye'nin birçok kez Uluslararası Çalışma Örgütü'nce uyarılmasına, birçok uluslararası sendikal örgütçe kınanmasına yol açmış olmasına rağmen yürürlüğünü sürdürdü. 1983-2004 arasında 22 grev ertelendi. Hükümetler bunlardan 10 tanesini milli güvenlik, üçünü genel sağlık, yedisini ise genel sağlık ve milli güvenliğe aykırılık sebebiyle ertelediler. İlginçtir, iki ertelemede sebep dahi gösterilmedi...
Ne yapılmalı?
Peki sorun nasıl çözülmeli? Bir yanda kamuoyu baskısı, öte yanda grev hakkı. Bize göre çözüm çok da zor değil. Kanun birçok alanda grev hakkının kullanılmasını zaten yasaklıyor. Bugün ülkemizde can ve mal kurtarma işlerinde, cenaze işlerinde, petrokimya işlerinde, banka ve noterlik hizmetlerinde, hatta kamu kuruluşlarınca yürütülen şehiriçi ulaşım hizmetlerinde, sağlık müesseselerinde, milli savunma işyerlerinde, eğitim öğretim kurumlarında grev yasağı bulunuyor. Ayrıca savaş ve seferberlik durumlarında grev yapılamaz, doğal afet hallerinde de grev bakanlar kurulunca geçici olarak yasaklanabilir.
Bu kadar çok yasak ve bu kadar çok engelleme karşısında zaten çok kısıtlı olan grev hakkının kullanımını bir de erteleme baskısıyla zayıflatmak, hem grev hakkının özüne ve hem de ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun düşmez.
En doğrusu hükümetlerin grev erteleme yetkisinin büsbütün kaldırılmasıdır. Bu yapılamıyorsa, en azından erteleme dönemi sonunda grevin kaldığı yerden devamına olanak sağlamaktır. İronik bir biçimde, bu ikinci çözüm yolu uygulamanın ABD'deki orijinaline de uygun olur.

UFUK AYDIN: Doç. Dr., Anadolu Üni.