Bunca servet varken

Hangi rol, bir aktrisin hem güzel, hem seksi hem de komik olmasına imkan verir? Yani bir taraftan erkekleri peşinden koşturacak kadar alımlı olmasına, diğer taraftan da türlü şaşkınlıklar yapmasına...
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Hangi rol, bir aktrisin hem güzel, hem seksi hem de komik olmasına imkan verir? Yani bir taraftan erkekleri peşinden koşturacak kadar alımlı olmasına, diğer taraftan da türlü şaşkınlıklar yapmasına... Bu iki özellik, genelde servet avcılarını canlandıran oyunculara nasip oluyor. Audrey Tautou'nun sempatik ve şaşkın olabileceğini Amelie'den biliyorduk. Üzerine bir de seksapel katmasına ise bu hafta gösterime giren Hors de prix/Zengin Avcısı'nda (Yön: Pierre Salvadori) tanık oluyoruz. Zengin Avcısı, 1960'ları anımsatan animasyon jeneriğinden sonuna kadar vaat ettiği atmosferi sürdüren bir romantik komedi. Aynı zamanda hem tanıdık hem de çok taze olmayı başarabiliyor. Bunu karakterlerinin çekici yanlarını film boyunca törpülememesine borçlu. Tam da bir karışıklıklar komedisi, Zengin Avcısı. Yakında evleneceği, yani ağına düşüreceği avının otel odasında sızmasından sıkılan Irene, (A. Tautou) otelde dolaşırken komi/barmen yardımcısı/köpek gezdirici Jean'la (Gad Almelah) karşılaşıyor. Onu zengin bir adam sanıp yatağına atması, Irene'in hiç beklemediği sonuçlara yol açıyor.
Servet avcılarının şahı MM
Haliyle, Irene'in servet avcısı öncüllerinden sinema tarihinde çokça tespit edilebilir. Dolayısıyla böyle bir döküm bir yazının sınırlarını aşar. Ama şöyle bir kuşbakışı döküm yapılırsa en başa Marilyn Monroe yerleştirilmeli. Zira sadece seksi sarışınlığıyla değil, usta komedyenliğiyle de kendinden sonraki yıldızların idolü Monroe'nun kariyerinde çokça servet avcısı karakteri var. Bunların en başına isminden karakterlerinin niyetini belli eden How to Marry A Millionaire/Bir Milyonerle Nasıl Evlenilir getirilebilir. Jean Negulesco imzalı filmde sadece Monroe değil, Lauren Bacall'la Betty Grable da (o da servet avcısı rollerinin gediklilerinden) milyoner koca peşinde. Bu şuh üçlü, stratejilerini beraber yaşadıkları apartman dairesinde kotarıyor. Anita Loos'un kült romanından önce Broadway sahnelerine, sonra da sinemaya uyarlanan müzikal Gentlemen Prefer Blondes/Erkekler Sarışınları Sever'de de Monroe, zengin koca avında yalnız değil. Bu sefer ona Jane Russell eşlik ediyor. Gerçi Russell, zengin koca bulamamaktan çok, işe yaramaz ama yakışıklı erkeklere gönlünü kaptırmaktan mustarip. Monroe'nun karakteri tabii ki tam tersi. Onun tarafından canlandırılan Lorelei, zaten varlıklı bir erkekle beraber. Müstakbel kayınpederini bir servet avcısı olmadığına inandırmak için uslu durmak zorunda. Bu iki gösteri kızının Paris'e giden bir gemide yaşadığı gönül maceralarının altında yönetmen olarak Howard Hawks gibi esaslı bir imza var. Marilyn Monroe'nun onlarca yakışıklı erkek arasında Diamonds Are a Girl's Best Friend şarkısını söylediği efsane sahneyi ise tabii ki bu derlemenin tahtına yerleştirmeli. Monroe, Billy Wilder klasiği Some Like It Hot/Bazıları Sıcak Sever'de ise daha ılımlı bir zengin avcısı. Canlandırdığı Sugar Kane'in derdi, sadece karşısına zengin bir talibin çıkması. Ne var ki yolu gangsterlerden kaçmak için kadın kılığına giren, diğer zamanlarda da zengin rolü yapan çulsuz Tony Curtis'le kesişiyor.
Çılgınlar Kraliçesi
Marilyn Monroe'nun servet avcısı karakterlerin üzerindeki hakimiyeti, yolunun kesiştiği ama denk gelmediği rollerden de belli. Örneğin Truman Capote, romanı Breakfast at Tiffany's/Çılgınlar Kraliçesi'nin uyarlamasında Holly Golightly'yi Marilyn Monroe'nun canlandırması istemiş. Ama sonrasında rolün verildiği Audrey Hepburn'e de kimsenin itirazı yok herhalde. Hatta itiraz ne kelime, Audrey Hepburn'de vücuda gelen Holly Golightly, nesillerdir sinema seyircilerince en benimsenen servet avcısı. Holly, pek 'meslektaşları' gibi strateji gütmüyor. Sadece özgürlüğüne sıradışı boyutlarda düşkün bir karakter olarak daldan dala, zenginden zengine atlıyor.
Zengin avcılığını iyice meslek haline getiren, esaslı bir kadın ise Coen Biraderler'in Intolerable Cruelty/Dayanılmaz Zulüm'ündeki Marylin. İsabetli bir biçimde Catherine Zeta-Jones'un canlandırdığı bu vamp kadının geçim kaynağı, bir bir boşandığı zengin ve yaşlı kocalarından aldığı tazminatlar. İşinin ehli, açıkgöz avukat Miles Massey'yle (George Clooney) karşı karşıya gelince çetin cevize çarpıyor.
Daha hikâyenin başında tövbe etmiş servet avcıları da mevcut. Helen Hunt'ın A Good Woman/Gizemli Kadın'da canlandırdığı Bayan Erlynne, bunun örneklerinden. Oscar Wilde'ın 19. yüzyıl sonlarında geçen oyununun 1930'lara getirildiği bu uyarlamada servet avcılığı dönemini çoktan arkasında bırakmış Erlynne'in geçmişi bile sosyeteyi tedirgin etmeye yetiyor. Servet avcılığını konu edinen bir diğer edebiyat uyarlamasının tarihinde bir oynama yok. William Makepeace Thackeray'nin 19. yüzyılda geçen romanı Vanity Fair/Gurur Dünyası, Mira Nair imzalı uyarlamasında da o asrı mesken tutuyor. Zaten yoksul bir çevrede yetişen Becky Sharp'ın (Reese Witherspoon) sınıf atlama hikâyesi de sınıflar arası uçurumun en derin olduğu 19. yüzyıla yakışır. Kariyerlerinde en azından bir kere servet avcısı canlandırmış kadın yıldızlar bu sayılanlarla sınırlı değil. Örneğin A Fish Called Wanda/Wanda Adında Bir Balık'taki cevval servet avcısı rolüyle Jamie Lee Curtis de bu listeye eklenebileceklerden. 1930'lara dönmek göze alınırsa Gold Diggers isimli klasik bir müzikal de var. Yani, servet avcıları aktrislere en sık biçilen rollerden biri dense yeri. Son servet avcılarından Audrey Tautou ise, konunun vaat ettiği eğlenceyi layıkıyla perdeye getiren macerasıyla bu haftadan itibaren sinemalarda.