Burada deneyim konuşuyor!

ABD'li münevver James Petras bir konferans için memleketimize girip biz de ağır mevzular konuşmak için kendisiyle biraraya geldiğimizde, sohbetimizin aşırı ciddi olacağından çekiniyorduk.
Haber: MAHMUT HAMSİCİ / Arşivi

ABD'li münevver James Petras bir konferans için memleketimize girip biz de ağır mevzular konuşmak için kendisiyle biraraya geldiğimizde, sohbetimizin aşırı ciddi olacağından çekiniyorduk. Ancak yüzyüze geldiğimizde kanımız hocamıza hemencecik kaynadı ve kendimizi Ege'nin bir köy kahvesinde, görmüş geçirmiş bir amcamızla sohbete dalmış gibi hissettik.
Bu hissiyatın bizde oluşma nedeniyse kısa süre içinde anlaşıldı. Petras aslen Yunanlıydı ve gözlerinin maviliğinin tonundan el kol hareketlerine kadar tam bir Akdenizliydi. Madem Petras'tan bahsedeceğiz, o halde hikâyesini en baştan anlatmakta fayda var.
Bir dedesi İzmirli olan Petras'ın anne ve babası Osmanlı İmparatorluğu döneminde doğuyor. Aile Yunan İç Savaşı sırasında ABD'ye göçünce, Petras da bu ülkede Rumca konuşulan küçük bir evde büyüyor. Üniversite ve muhaliflik macerası babasının tepkisiyle başlıyor: "Babam balık kesme işinde çalışan bir işçiydi. 14-17 yaşlarım arasında okula devam ederken bir yandan da ona yardım ediyordum. Yine bir sabah çok erkenden babamın yanındaydım. Bıçak elimden kaçtı ve koparmasa da tüm parmaklarımı kesti. Babam da bana, aklın başka yerde, sen işçi olarak işe yaramıyorsun, git oku bari dedi!"
Güneye doğru
Petras elde bira, mahallesindeki Yahudi arkadaşlarıyla zaman geçirdiği ilk gençlik yıllarının ardından sosyoloji okumak için önce Boston sonra da California Üniversitesi'ne gidiyor. 1960'lı yılların başı, 'kültürel isyan' dalgası ülkeyi kasıp kavuruyor... Bu ortamda önceleri edebiyata tutulan Petras, Küba devriminin de etkisiyle iyiden iyiye politikleşiyor. San Francisco'daki Troçkist bir grupa katılıp üniversiteyi bırakıyor ve bir metalurji fabrikasında çalışmaya başlıyor. Üç yılın sonunda grubu dağılınca Petras da kampusa dönüyor ve kendisini savaş karşıtı ve siyahlara destek veren öğrenci hareketinin lideri olarak buluyor.
Yüksek lisansla birlikteyse kaderinin yönü güneye çevriliyor. Şili'yle ilgili tezini yazmak için Latin Amerika ülkelerini geziyor. Bu tezinde kahince tespitlerde bulunuyor Petras: "Tezimin sonuç bölümünde önümüzdeki yıllarda Şili'de solun iktidara geleceği ancak bu durumda, ülkede otoritarizmin gerçek yüzünü göstereceğini belirttim." Hayat, bir yandan akademik kariyerini sürdüren bir yandan da sürekli gezen ve yazan Petras'ın Şili'yle ilgili öngörüsünü çıkarmakla kalmıyor, onu Şili'deki sol hükümetin içine savuruyor. Talep üzerine solcu başkan Salvador Allende'nin danışmanlığını üstleniyor. Birlikte ekonomik ve sosyal yapıda birçok değişim programı uyguluyorlar.
Ancak Petras, postal seslerini önceden duyup Allende'yi önlem alması konusunda ikna edemeyince onunla ayrışıyor ve 11 Eylül 1973'teki darbeden sekiz gün önce Şili'yi terk ediyor: "Üst sınıflardan insanların darbe için askerlerin kapısını çaldıklarını biliyordum. Allende'yi darbenin geldiği ve önlem alınması gerektiği konusunda ikna etmeye çalıştım. Kriz çıkmaması için ordudaki sağ kanadın sol kanadı tasfiye etmesine göz yumdu, büyük bir hataydı. Savunma Bakanı'yla buluşup 'uçak biletlerimi verin ben gidiyorum' dedim ve Eylül başında gittim."
Petras, Şili'nin ardından İtalya'ya gidiyor ve burada Latin Amerika'daki insan hakları ihlalleriyle ilgili çalışmalar yürütüyor. Gabriel Garcia Marquez'den Julio Cortazar'a birçok kişiyle ortak projeler yaratıyor. Mahkeme çalışmaları sırasında dönemin PASOK lideri Adreas Papandreu'yla tanışmasıysa onu yeniden köklerine döndürüyor. Davet üzerine 1976 yazı boyunca düzenli olarak Yunanistan'a gidiyor ve Papandreu'ya Marksizm dersleri veriyor. Bugün o dersleri gülerek anlatıyor: "Papandreu kötü bir öğrencimmiş! Ancak oğlu Yorgo daha da fena!"
1981'de PASOK seçimleri kazanınca Papandreu ondan daha fazlasını istiyor: "Her şeyi bırak, gel, Yunanistan'a yerleş, hükümetle paralel çalışacak bir eğitim-danışma merkezi kuralım ve başına da sen geç!" Petras öneriyi kabul edip Yunanistan'a yerleşiyor, merkezi üç yıl boyunca yönetiyor: "Birçok sosyal projeyi hayata geçirdik. Ayrıca sıkı entelektüellerle işbirlikleri yaptık. Mesela bir konferansa Türk iktisatçı Şevket Pamuk'u (Orhan Pamuk'un kardeşi) da çağırmıştım." Ancak Petras, 1986'da Papandreu'yla da kopuyor: "Papandreu işçilerin aleyhine olan bir uyum planı uygulamaya kalkınca sendikalar greve gitti, o da sol kanadı PASOK'tan attı. Atılanların tarafını tuttum ve istifa ettim".
Muhalif gençlere
Yunanistan'ın ardından Petras, bir yandan üniversitedeki çalışmalarını sürdürüp bir yandan da farklı alanlarda kitaplar yayımlamaya devam ediyor. 90'lı yıllarda özellikle küreselleşmeyle ilgili kitapları büyük ilgi görüyor. (Petras'ın 29 dile çevrilmiş 69 kitabı var). Yine bu dönemde yeni toplumsal hareketler olgusuna büyük ilgi gösteriyor ve pratikte de Brezilya'daki Topraksız Köylüler Hareketi'nin iki yıl boyunca danışmanlığını yapıyor.
Petras'la muhabbet bir buçuk kaset bitiriyor, tüm ilginç anı ve tespitlerini bir yazıya sığdırmak zorlaşıyor. Ama bazı kehanetleri gerçekleşen Petras'ın dünya siyasetindeki kısa vadeli öngörülerini özet geçmeyi ihmal etmemek gerekiyor: "Venezüela'daki derinleşecek iç kutuplaşma Latin Amerika'daki yeni sürecin yönünü belirleyecek. ABD, İsrail'in çıkarları doğrultusunda dış politika uygulamalarına devam ettikçe güçten düşüşünü sürdürecek. (Petras ABD'de tartışma yaratan 'İsrail, Siyonizm ve Ortadoğu' kitabında klasik tezlerin aksine esas ABD'nin İsrail tarafından yönlendirildiğini iddia ediyor) ABD, Ortadoğu ve Latin Amerika'daki siyasi ve ekonomik krizleri derinleştirecek. İran'a ABD destekli bir İsrail saldırısı olursa savaş tüm Körfez ülkelerine yayılacak."
Petras'ın tespitlerindeki eğriliğin doğruluğun takdiri okuyana kalıyor. Ancak yaşadığımız dünyayı anlamak için "burada deneyim konuşuyor" tavırlı koca Petras'ın kitaplarını dikkate almakta fayda var. Son olarak da kendisiyle vedalaşırken ayaküstü, yine Akdeniz usulü verdiği nasihatı iletme vazifesini üstlenmek gerekiyor: "Bugünkü muhalif gençlere sözüm şudur: Önce hayatınızı kazanacağınız bir işiniz ve yatıp kalkacak bir yeriniz olsun. Aktivizme ondan sonra başlayın. Hızlı koşup erkenden yorulmayın!"