Burası bizi öldürenlerin ülkesi

Burası bizi öldürenlerin ülkesi
Burası bizi öldürenlerin ülkesi
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kanun tasarı taslağı hazırlamış. Çocuklara karşı cinsel istismarın evlenme vaadiyle yapılmış ve çocuğun sanıkla evlenmiş olması halinde sanık hakkında verilmiş hükmü erteleyeceklermiş!
Haber: SELİME BÜYÜKGÖZE* / Arşivi

Kadınların hayatına saldırılar, dünyanın hiçbir yerinde bitmek bilmiyor. Sadece tüm dünyada mülkiyetin, istihdamın cinsiyetine bakmak bile sistemin kimin yararına olduğunu anlamak için yeterli veri sunuyor bize. Ekonomik krizler nedense hep önce kadınlara ayrılan bütçelere vuruyor. Hele bir de neoliberalizm, muhafazakârlık ve kriz kesişiverdiyse nedense en büyük dert hep kadınların kürtaj hakkı oluyor. Erkek egemenliğinin evrenselliğine rağmen bazı ülkelerde kadınların hayatı daha zor işte. Mesela Türkiye ’de yaşadığınızda her gün yeni bir kadın cinayetine uyanıyorsunuz. Bianet’in sadece basına yansıyan haberlerden edinerek derlediği verilere göre 2013’te 214 kadın öldürülmüş, son dört senede ise 853 kadın. 2014’e girerken erkekler kadınları öldürmekte hiç hız kesmemişler. Ocak ayında erkekler 23 kadını öldürmüş.

Anlattırmıyorsunuz!

Bir de hiç bilemeyeceğimiz rakamlar var. Kaç kadının şiddet gördüğü mesela. Alo 183, Mor Çatı, Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’nı arayan sayısız kadın var, bir o kadar da aramayan. Kaçının tacize ve tecavüze uğradığını ise hiç bilemeyiz. Bilemeyiz çünkü kadınlar anlatmıyorlar. Anlatmıyoruz çünkü anlattığımıza pişman edersiniz. Ya olur böyle şeyler aile arasında dersiniz ya da olmaz böyle şeyler, yalan söylüyorsun dersiniz. Hani kanıt diye sorarsınız, en iyi ihtimalle iyi de canım sen de oraya gitmeseydin, öyle de giyinmeseydin, şöyle de davranmasaydın dersiniz. Zaten zor anlatmak, hele bir de kimse inanmayacaksa insan susuveriyor işte. Peki kadınlar susunca ne oluyor biliyor musunuz, konuşabileceğimiz alanı açmadığınız için siz de bu suça ortak oluyorsunuz. Yan dairenizde bir kadın şiddet görüyorsa üzgünüm ama sesinizi çıkarmadığınız için onaylıyorsunuz bu şiddeti. Taciz-tecavüz beyanlarına her yok canım, kadın yalan söylüyor dediğinizde yeni taciz ve tecavüzlere yol veriyorsunuz. Sayısız kadını sessizleştiriyorsunuz.

Kadına yaşam yok

Tuhaf zamanlarda yaşıyoruz. Soyut düzlemde konuştuğumuzda hepimiz hemfikiriz. İş tekil olaylara, farklı olaylar arasında sistematik ilişkiler kurmaya geldiğinde gerçeklik öyle bir çarpıyor ki, bir bakıyoruz herkes bir başka tarafa dağılmış. Genç bir kadının 12 yaşında evlendirilip 13’ünde çocuk doğurmuş olması, 14’ünde ölmesinin trajedisi herkes için çok ortak. Ama kadınlara evlenmek ve çocuk doğurmak dışında bir yaşam ihtimalinin sunulmuyor olması, trajedi bir yana doğanın kanunu olagelmiş. Kadınların alternatifsizliği ve erken yaşta evlendirilen kadınlar arasında hiç bağ yok çünkü değil mi? Cahil, hasta insanlar var, kızlarını çocuk yaşta evlendiren. En az üç yetmedi beş çocuk yapın diyen Başbakan’ın, öğrencilere verilen evlilik teşvikinin, 4 + 4 + 4 eğitim sisteminin, “kızlı-erkekli yaşatmam”ların ne erken yaşta evliliklerle ne birbiriyle ilişkisi var çünkü. Aslında hepimiz eğitilsek ve cahil olmasak ve ailelerimiz yozlaşmasa tüm bunlar olmayacak değil mi? Tabii.

Karar ve açıklaması

Erkekler her gün kadınlara şiddet uygular, tecavüz ederken yargının da işi zor tabii. Öldürülen kadınların başka ilişkisi olmasını, “kadınlık görevlerini” yerine getirmemesini indirim sebebi saymakla meşhur yargının işlerini hafifletmek için, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kanun tasarı taslağı hazırlamış. Çocuklara karşı cinsel istismarın evlenme vaadiyle yapılmış olması ve çocuğun sanıkla evlenmiş olması halinde sanık hakkında verilmiş hükmü erteleyeceklermiş. Açıklama karardan daha da şahane: “Çocuğun istismarını düzenleyen 103. madde uygulamasında ülkenin sosyolojik yapısı dikkate alındığında, 15 yaşın altında olmakla beraber evlenmek amacıyla kurulan cinsel birlikteliklerin, çocuğun doğmasıyla ortaya çıktığı hallerde yasa gereği takibata uğrayıp çoğunlukla kadına göre yaşça büyük olan erkek sanığın 15 yıldan aşağı olmayan hapis cezasına mahkûm edildiği, ancak kovuşturma sürecinde bu kişilerin kendi rızalarıyla resmi nikâh yaparak evlilik düzeni oluşturdukları halde erkeğin uzun süre cezaevine girmesi sonucu kadın ve doğan çocuğun mağdur olduğu gözlenmektedir.”
Kadınlar ölsün!
Bu açıklamayı okuduğumda Ocak ayında okuduğum haberlerin toplamı ve özünde “kadınlar ölsün” diyen söylemler kafamda birbirine geçmeye başladı. Tecavüze uğrayan kadın doğursun devlet bakar diyen devletliler, Suriyeli mülteci kadınlarla evlenmeyi lütuf bilen erkekler, her nasılsa sığınaktan çıkarılıp sonrasında cansız bedeni kuyuda bulunan kadın, mühendis erkek olur diyen devlet kanalı, uykusunda elektrik verilip öldürülen kadın, kadınların bedenim benimdir demesini hazmedemeyen erkekler. Sonra şu haberi okudum: Zonguldak’ta A.E. (34) kendisine sürekli şiddet uygulayan kocası Eli E.’yi (38) boğarak öldürdü ve daha sonra polisi arayarak teslim oldu. A.E. mahkemede kocasının kendisine 15 yaşındayken kaçırıp tecavüz ettiğini bu yüzden evlenmek zorunda kaldığını söyledi. Sonra insan sormadan edemiyor. Hayatta kalmak için öldürmemiz mi lazım?

* İstanbul Feminist Kolektif