Buyrun işte kara!

Adı Küçük Denizcinin El Kitabı. Ulaştırma Bakanı İsmet Yılmaz imzalı yazı, kitapçığın amaç ve kapsamını açıklıyor: "Elinizdeki bu kitapçık, Türk denizcilik kültürünün sevgili gençlerimize aktarılması için atılmış bir adımdır."
Haber: SEZAR ATMACA / Arşivi

Adı Küçük Denizcinin El Kitabı. Ulaştırma Bakanı İsmet Yılmaz imzalı yazı, kitapçığın amaç ve kapsamını açıklıyor: "Elinizdeki bu kitapçık, Türk denizcilik kültürünün sevgili gençlerimize aktarılması için atılmış bir adımdır." Kitapçığa gözatınca "herhalde baskıda bir hata oldu, kitapçığa başka formalar karıştı" diye düşünmeden edemiyor insan. Denizcilik kültürüyle ilgili ilk ve neredeyse tek yazı (s.19) "Denizde Nezaket" başlığını taşıyor ama 10 maddelik metnin kimi maddeleri şaka gibi: "Çatışmayı Önleme Kurallarına uymak" (kastedilen bir tüzük!), "İşaretlere dikkat etmek" (ne işareti?), "Yasak bölgelere kesinlikle girmemek"(?) çocuklara nezaket kuralı olarak sıralanıyor.
Kes-yapıştır
Bu tuhaf ifadeleri bir yerden hatırladığımı fark ediyorum. Kitapçıkta, yapılan işe ve okura saygının bir göstergesi olan künye yok, kimin hazırladığı, nerede basıldığı belli değil. Ancak kapakta Denizcilik Müsteşarlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin arka kapakta ise bunlarla birlikte Milli Eğitim Bakanlığı, Deniz Ticaret Odası, İDO, Denizciler Dayanışma Derneği, TURMEPA, Dak-Sar ve Denizce internet sitesi amblemi var.
Biraz araştırınca kitapçıktaki metinlerin Denizciler Dayanışma Derneği'nin (DDD) hazırladığı bazı broşürlerden (ör. 'Denizi Öğrenmek İstiyorum 1-2', 'Deniz... En Güzel Arkadaşınız') aynen ya da kısmen alındığını görüyorum. Örneğin "Denizde Nezaket" başlıklı yazı DDD'nin 10-13 yaşındaki çocuklar için hazırlandığını belirttiği 'Denizi Öğrenmek İstiyorum 2' broşürünün 10. sayfasından aynen alınmış. Küçük Denizcinin El Kitabı'ndaki diğer yazılara ve çizimlere bakınca kitapçığın neredeyse yüzde 90'ının DDD'nin broşürlerinden kes-yapıştır yöntemiyle hazırlandığı açıkça görülüyor.
Hazırlanan kitapçığın bakanın önsözünün aksine deniz kültürüyle de bir ilgisi yok. Denizcilikle ilgili kimi kurallar ve teknik bilgiler çocuklara mı, yetişkinlere mi hitap ettiği belli olmadan eklektik bir biçimde aktarılmış. Pedagojik olarak bakıldığında çoğunlukla yasaklardan, acil durumlardan, emniyet tedbirlerinden, ne yapılması değil, ne yapılmaması gerektiğinden söz eden bir kitapçığın denizciliğe katkısının hayli zayıf olacağı açık. Ör. "Yüzmesini biliyor musunuz" başlığı altında büyük harflerle de vurgu yapılarak akla ziyan şu satırlar yer alıyor: "Denizde herhangi bir tip tekne ile gezmeye çıkacak herkesin yüzme bilmesi veya en azından bu eksikliği giderecek önlemler alması ŞARTTIR." (s. 7)
Zaten ifade bozuklukları ile dolu metinler konu bütünlüğü olmadan art arda sıralanınca ortaya mantık hatalarıyla dolu bir kitapçık çıkıyor. Örneğin birçok yerde başlıkla metin uyuşmuyor: "Teknelerin Belli Başlı Kısımları Başlığı" yanlış (s. 13), metin teknenin kısımlarından değil yönlerden söz ediyor. Aynı sayfada metinde seyir fenerleri anlatılıyor ama başlıkla ilgisi yok. Öylesine cümleler var ki nereden çıktığı ya da niye böyle dendiği belirsiz. Herhalde kesip yapıştırırken parçaları düşmüş."Güneydoğu rüzgarının ismine de keşişleme diyoruz. Akılda kolay kalsın diye keşişlerin gittiği yer diye düşünebilirsiniz" diye yazıyor (s. 10) ama niye böyle düşüneceğimiz hakkında en ufak bir ipucu yok. Oysa yaşayan keşişlerden dolayı Uludağ'ın eski adı Keşiş Dağı ve buradan esen rüzgar da keşişleme diye biliniyor.
Yelkenciliği öven satırlardaki abartı dozu metni felsefi değil trajikomik hale getiriyor: (s.21-22): "Bir yelkenci bir birim zamanda diğer sporculara göre ortalama 300 kat daha fazla karar üretir." "Özverilidir. Defalarca dünya şampiyonu olur ve bu uğurda devam edemediği okulunu da başarıyla bitirir."
Tekne boyu yanlışlar
Küçük Denizcinin El Kitabı denizcilikle ilgili birçok konuda (ör. tüzük maddesi / Çatışmayı Önleme Tüzüğü madde 23/25; terim/pruva, pupa...), ciddi yanlışlar içeriyor.
Salma omurgalı diye tanıtılan teknenin (salma omurga sabit olur) çizimine bakıldığında (s.15), hareketli yani sürme salmalı olduğu görünüyor.
Bağların önem ve öğretme sırasından vazgeçtik, anlatılanlarla ilgili bilgilerin çoğu yanlış. Anele bağı ile balıkçı bağı aynı değildir, farkları vardır. Anele bağı başlığı altında gösterilen şekil balıkçı bağıyken, yanlış bir şekilde çifte kazık bağı olarak gösterilen çizim anele bağıdır. Seyir tiplerini gösteren şekilde (s.23), hız eğrileri ile en hızlı tekne seyrinin apaz seyri olduğu gösterilmiş. Oysa rüzgarın kemerenin biraz gerisinden geldiği geniş apaza kayan seyir en hızlı seyirdir. Aynı yerde belirtilen seyir açılarını ciddiye alırsanız bu bilgilerle bütün yelkencilik kitaplarının yeniden yazılması gerekir.
Resmi adı Rüzgar Sörfü (Windsurf) olan bir sınıf için kullanılan Yelken Sörfü başlığı doğru değil. (s.25)
Kaptan-ı Derya ile bilim adamları söyleşisiyle kurgulanan deniz milinin öyküsü, "kaş yapayım derken göz çıkaran" cinsten. Diyalog konuyu iyice anlaşılmaz hale getiriyor. Bir meridyenin bir dakikalık yayının uzunluğuna eşit olan bir denizmili, boylam boyu esas alınarak (dünya çevresiyle yaklaşık aynı değerlerde olsa da) hesaplanmaz.
İşaret sancakları tablosu sayfası (s. 28) ise tam bir felaket. Hiçbir renk doğru değil. Örneğin mavilerin yerini bordo almış. Bu tabloyu kullanarak işaretleri anlamanız neredeyse imkansız. Çoğu işaretlerin Türkçe karşılıkları eksik ya da yetersiz, kimi kelime karşılıkları yanlış. Bunların tam karşılıkları Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yayınlarında var, oradan aktarmak zor bir iş değil. Ama kitaplar pek sevilmiyor anlaşılan. Örneğin piyasada binlerce kelimelik denizcilik sözlükleri dururken, "daha geniş bilgi için" sadece birkaç yüz kelimelik bir internet sitesinin sözlüğüne bakılmasının önerilmesi (s.14) nasıl bir nesnelliktir?
Türkçe çaparizleri
"Fark edilebilmenin en önemli özelliği sizin soğukkanlılığınız olacaktır." (s. 7), "Eğer varsa kurtarma cihazınızı kullanabilirsiniz" (s. 9)... gibi kendi başına bir anlam ifade etmeyen cümleler ya da "sorunsuz solumaya çalışmak", "gezi yapmak", "makinalarım geri çalışıyor"... gibi sakatlanmış kullanımlar kitapçıkta bol bol var.
'Çordek', 'İstrelya', 'Korula', 'bordo' gibi denizcilikle ilgili yanlış yazılmış kelimeler ya da çözümdür yerine 'özümdür', teknik yerine 'eknik', karşılaşınca yerine 'karılaşınca' gibi gözden kaçmış yazımlar kitapçığın en masum hataları. Başlıklarda onlarca kez soru sorulmasına rağmen (ör. Tekne Nedir, Rüzgar Nedir...) bir kez bile soru işareti kullanılmamış. (Yazıdaki örnekleri de aynı şekilde aktardım.) Bitişik yazılması gerekirken ayrı yazılan bilim adamı, el kitabı, su altı gibi kelimelerden biri özensizliği cezalandırmış adeta: "yelkenci...alçak gönüllüdür."(s.21)
Gazete yazısı olması nedeniyle birçok örneği çıkarmak zorunda kaldım. Kitapçıktaki diğer bölümleri de, örneğin deniz canlıları, tekne nedir, teknede denge, tekne tipleri... tarayarak yazı başından beri anlatmaya çalıştığım örnekleri artırmak mümkün.
Önce kürek!
Küçük Denizcinin El Kitabı'nın bir konsepti bulunmadığı için önce kürek çekmenin, sonra yelkenciliğin öğretilmesi gerektiğini; denizciliğin ve yarışçılığın ayrı ayrı alanlar olduğunu; çocukların önce denizciliği öğrenmelerinin önemli olduğunu ve ancak bunlarla denizcilik kültürünün yükselebileceği basamaklardan söz edilebileceğini tartışmak da mümkün olamıyor.
Ne anlattığı, kime anlattığı belli olmayan, muğlak ifadelerle, imla hatalarıyla, mantık hatalarıyla, yanlış bilgilerle, tekrarlarla dolu, itinasız, özensiz kes-yapıştır yöntemiyle hazırlanmış Küçük Denizcinin El Kitabı, ne yazık ki 600 bin basılıp okullara ve denizcilikle ilgili kulüplere dağıtılmış, dağıtılıyor. Böylesine bir kitapçık başka bir sürü şeyin adımı olabilir ama "denizcilik kültürünün gençlerimize aktarılması için atılmış bir adım" olamaz. Biz yaptık oldu mantığıyla işin sadece niceliğiyle ilgilenildiği için gerçekten yazık.
Bu kadar kurum (üstelik de kapaktaki "denizci millet, denizci ülke" şiarıyla!) biraraya geldiğinde emek verilmiş, özenilmiş, itinalı bir eser bekliyor insan. Zaten orijinali hayli yetersiz örneklerden kes-yapıştır yöntemiyle kitapçık hazırlamak nasıl bir aklın, nasıl bir organizasyonun ürünüdür, insan merak ediyor.
Böylesine kötü örnekler (ki giderek de artıyor...) denizciliğe olan ilginin, zenginleşmesine, yaygınlaşmasına, kalıcı olmasına değil, kalibresi düşük bir denizciliğe doğru yol alınmasına neden oluyor. Geçtiğimiz yılbaşında okuyucularına 24 sayfalık, yanlışlarla dolu bir masa takvimi hediye eden bir denizcilik dergimiz olayın üstünü kapatmaya, sağa sola çamur atmaya çalışmış ama okuyucusuna takvimdeki yanlışları gösteren bir düzelti cetveli bile vermemişti. Eğer yeterli donanımınız, özgüveniniz varsa yapılan yanlışları gidermek için gerekli çabayı gösterirsiniz. İlgili kurumlardan gecikmeksizin beklenen de budur. Ya da "denizi bitirip" teknesini karaya oturtan acemi kaptanın dediği gibi (M. Akif):
'Yok canım, der hacı kaptan biriken yolculara,
Su tükenmiş, haberim yok,
Buyurun işte kara!'