Büyücü Marianne

Büyücü Marianne
Büyücü Marianne
21 Mayıs'ta bir kez daha İstanbul'a gelecek Marianne Faithfull'un yeni albümü 'Horses and High Heels' de raflarda
Haber: DONAT BAYER / Arşivi

Kuşkusuz Marianne Faithfull 20. yüzyıl popüler müzik tarihinin en karizmatik figürlerinden biri. İlk bakışta karşımızda duran ölümle yaşam arasında gözle görülemeyecek, elle tutulamayacak kadar ince bir ip üzerinde yürümeyi edinmiş bir kadın figürü. Biraz daha yakından baktığımızda ise gördüğümüz kendi hayatını paramparça etmekle meşgul bir biçimde geçirdiği yıllar boyunca, elini attığı her işi eşi bulunmaz bir sanat eserine dönüştürmeyi başarmış bir büyücü.
60’lı yılların ikinci yarısının meleksi güzelliğe sahip tiz sesli folk şarkıcısı, Mick Jagger’ın sevgilisi, Allen Ginsberg, William S. Burroughs gibilerin dostu Marianne Faithfull’un adının sağında ya da solunda bulunan kimilerine göre pek önemli sıfatlar. Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim muhabbeti üzerinden gidecek olursak Faithfull’un ismini çevreleyen isimlere takılmamak mümkün değil.
Ancak, anlaşılmaz bir biçimde Faithfull’un kendisi bu meseleye zaten fazlasıyla sarmış durumda. Her röportajı, yazısı, cilt cilt yayınladığı anıları 20. yüzyılın ikinci yarısı itibarıyla popüler kültür tarihini kontrolü altına almış isimlerle olan yakınlığına göndermelerle dolu. Bir yandan belki de büyük bir alçakgönüllülüğün göstergesi olarak kabul edebileceğimiz bu tavır ister istemez insanın aklına Faithfull’un kendisinin de bu görkemli tarihi yazanlar arasında ön saflarda yer aldığının farkında olup olmadığı sorusunu getiriyor. 

Her şeye rağmen
Marianne Faithfull’un müzik kariyeri 1964 yılında kaydettiği Mick Jagger/Keith Richards imzalı ‘As Tears Go By’ isimli şarkıyla başladı. 60’lı yıllar boyunca, Faithfull yaptığı işlerle başarılı bir biçimde kırılgan sesli, dönemin kolay dinlenir pop düzenlemeleri üzerine folk damarında şarkılar söyleyen, popüler müzik piyasasının dayattığı kadın şarkıcı figürüne başarıyla cevap verdi. 1970 yılında Mick Jagger’dan ayrılmasıyla beraber müzik piyasasından da çekilen şarkıcı, 70’li yılların ilk yarısını eroin ve kokain gibi kimyevi maddelerin eşliğinde, Soho’nun ara sokaklarında geçirdi. 1975 yılında ‘Dreamin’ My Dreams’ albümüyle tekrar müzik piyasasında görünmeye başlayan Marianne Faithfull’u bugüne kadar taşıyan yola 1979 tarihli ‘Broken English’ adındaki albümü soktu.
‘Broken English’in ardından ağırlıklı olarak kendi imzası da bulunan şarkıların yer aldığı albümlerle 80’li yıllara hızlı bir giriş yapan Faithfull, kariyerinin ikinci döneminin en üst noktasına Hal Willner prodüktörlüğünde kaydedilmiş 1987 tarihli ‘Strange Weather’ albümüyle ulaştı. Tamamı Jerome Kern, Bob Dylan, Tom Waits gibi şarkı yazarlarının eserlerinin ve Bessie Smith, Billie Holiday gibi 20. yüzyılın ilk yarısının büyük blues ve caz şarkıcılarının repertuarlarından seçilmiş şarkıların cover’larından oluşan albüm müzik basını tarafından karanlık bir başyapıt olarak alkışlandı. 1999 tarihli Vagabond Ways albümüyle kariyerinin üçüncü dönemine giren Marianne Faithfull, 2000’li yılların başlangıcı itibarıyla bir yandan göğüs kanseri, hepatit C gibi hastalıklarla savaşırken, diğer taraftan düzenli aralıklarla yayınladığı bol konuklu albümlerle, konser turneleriyle müzik piyasasındaki hakimiyetini sürdürüyor. 

Standardın üstünde
Ağırlıklı olarak PJ Harvey ve Nick Cave’in yazdığı şarkılardan oluşan 2005 tarihli ‘Before the Poison’un ardından Marianne Faithfull, 2008 yılında, ‘Strange Weather’ın devamı olarak da kabul edilebilecek ‘Easy Come Easy Go’ albümünü kaydetmek üzere tekrar Hal Willner’la bir araya geldi. Bu albümün de aldığı iyi eleştiriler üzerine Faithfull geçen yılın Eylül ve Ekim aylarını New Orleans’ta yine Hal Willner’la beraber stüdyoda geçirdi. İkilinin bu bir araya gelişinin sonucu ‘Strange Weather’ ve ‘Easy Come Easy Go’ çizgisinde ilerleyen ‘Horses and High Heels’. Albüm ‘Twilight Singer’dan ödünç alınmış açılış şarkısı ‘Stations’ itibarıyla Faithfull ve Willner’ın yine olağanüstü karanlık bir ses atmosferinde gezinmekte olduğunu anlamamızı sağlıyor. Shangri-Las’ın ‘Past, Present and Future’ı ve Carole King/Gerry Goffin klasiği ‘Goin’ Back’, ‘Horses and High Heels’ın tepe noktalarını oluşturuyor. Albüm her ne kadar New Orleans’ta kaydedilmiş olsa da şehrin ruhunu yansıtan Joe and Ann’ın ‘Gee Baby’si ve Allen Toussaint imzalı ‘Back in my Baby’s Arms’ gibi şarkılar Marianne Faithfull’un bir yorumcu olarak o sularda pek de rahat hareket edemediğini, belki de kendini yeterince güvende hissetmediğini açığa çıkarıyor. ‘Horses and High Heels’in müjdelediği ise, uzun bir süredir artık üretemediğini dile getiren Faithfull’un dört yeni şarkıyla söz konusu dönemi atlatmış olduğu.
‘Horses and High Heels’i ‘Strange Weather’ ve ‘Easy Come Easy Go’ ile beraber bir üçlemenin parçası olarak kabul edecek olursak, grubun en zayıf işi olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Marianne Faithfull’un sesi, Lou Reed ve Dr John gibi isimlerin katılımı, Hal Willner’in prodüktörlüğü, kimi artık klasik olmuş şarkıların varlığı albümün belli bir standardın üstüne çıkmasını sağlıyor.
Marianne Faithfull/ Horses and High Heels/ Naive-Dramatico