Büyük aşklar nefretle başlar

İnsan ister aşktan uzak olsun ister tam ortasında, romantik filmleri izlemekten hoşlanıyor. Sinemayı hayatın güzelliklerini görmemizi kolaylaştıran bir sanat olarak ele alırsak, iyi bir aşk filmi gerçek bir sanat eserine kolayca dönüşebiliyor.
Haber: NİLAY ULUSOY ÖNBAYRAK / Arşivi

İnsan ister aşktan uzak olsun ister tam ortasında, romantik filmleri izlemekten hoşlanıyor. Sinemayı hayatın güzelliklerini görmemizi kolaylaştıran bir sanat olarak ele alırsak, iyi bir aşk filmi gerçek bir sanat eserine kolayca dönüşebiliyor. Hele hele 60-70 senelik kısacık hayatımıza güzel şeyler sığdırmak için tüm çabalarımızı gözönüne getirdiğimizde, Borges'in Anlar şiirinde dediği gibi "daha çok dondurma ve daha az bezelye yemek" ve daha çok aşk filmi izlemek gerekiyor.
Becoming Jane/Aşkın Kitabı mantık ve duyguların durmadan çatıştığı, ihtiraslı aşk romanlarının yazarı Jane Austen'in gençlik yıllarını anlatan, duygusal bir film. 18. yüzyıl İngiliz taşrasının sıkıcı ve kuralcı hayatına aşk ile renk katmaya çalışan Austen, kısacık hayatına İngiliz edebiyatının en sevilen romanlarını sığdırmış bir yazar. Gurur ve Önyargı, Aşk ve Gurur, Emma gibi romanları, hâlâ Hollywood'a ilham kaynağı oluyor. Beyaz dizi romanları diye adlandırdığımız Harlequin tarzı vıcık vıcık aşk hikâyeleri ile bayılmak yerine samimi bir romans arayan hepimiz için bir kurtarıcı niteliğinde kütüphanelerimizi ve yaz tatillerimizi süslüyor. Kendisini ifade etme olanağı bulduğu fakir ama gururlu, pek gösterişli olmasa da epey akıllı ve eğitimli kızların, vahşi bir cazibeye ve bu eril cazibeyi kamçılayan zekâ ve dikkafalılığa sahip zengin beyleri nasıl yola getirdiklerini anlatan, aslında oldukça masum ve içten romanlardır Austen eserleri. Bu naiflik ve iyi niyet asla gerçekleşmeyen hayallerimizin gitgide bizi umutsuzluğa sürüklediği modern dünyamıza yeşil çimenler, beyaz bahçeli evler ve güzel kokan kır havası ile dolu tertemiz bir aşk sunar. Austen'ın romanlarının vazgeçilmez olmasının nedenleri, yine Britanya adasının diğer klasiklerinden biri olan Beatles'ın ilk dönem şarkılarının bize verdikleriyle aynıdır: Basitlik, sadelik, aşka inanç ve neşe...
Yeşilçam'a...
Jane Austen romanları, günümüzün romantik komedileri ile olduğu kadar bir zamanların Yeşilçam filmleri ile de büyük benzerlikler taşıyor. Tabii ki aynı bilinç ve espri anlayışından yoksun olsalar da, Yeşilçam filmlerine toplumca günümüzde de süren sevgimizin sebebi Austen romanlarındaki basit ve tek gailesi aşk olan, mutlu sonla biten zengin fakir izdivaçlarının bize verdiği yaşama sevincidir. Çünkü evlilik pek çoklarımız tarafından hâlâ 18. yüzyıl İngiltere'sindeki gibi mutluluğun kaynağı olarak görülüyor. Fakat Austen romanlarını, Yeşilçam filmlerinden ayıran en önemli özellik kadın karakterlere bakış açısıdır. Austen 18. yüzyıl taşrasında dönemi ve şartlarına göre oldukça feminist yaklaşımlarda bulunurken, kendisinden 150 yıl sonra, 20. yüzyılda gerçekleştirilen Yeşilçam filmlerinde ne yazık ki bu hassasiyet bulunmuyor. Zengin erkek fakir kıza zekâsı ve bilgeliği yerine güzelliği ve iffeti için "sahip olur".
Aşkın Kitabı mutlu izdivaçların, güzel aşk romanlarının yazarı Jane Austen'ın hiç evlenmediği kısacık ömründe harika gözlem yeteneği ve hayal gücü dışında ilham aldığı diğer bir kaynağı hikâye ediyor, gerçek bir aşk hikâyesini. Şans eseri ileriki yıllarda önemli bir devlet adamı olacak İrlandalı Tom Lefroy ile yaşadığı ufak romans, Austen'ın mektuplarından ve günlüklerinden alınan notlar ve tanıkların güncelerinden derlenerek kocaman bir aşk filmi haline dönüştürülmüş. Jane Austen'ın Aşk ve Gurur'daki Marc Darcy karakterine ilham kaynağı olan Tom Lefroy ile yaşadığı kısa ama yoğun aşk hikâyesinin romanlarından daha gerçek, ayrı bir şekilde güzel ve etkileyici olmasının nedeni ise tahmin edebileceğimiz hüzünlü sonu. Bu hikâye ise Aşkın Kitabı'nda oldukça güzel sunulmuş. Öncelikle Amerikalı olmasına ve tabii ki gerçek Jane Austen'dan çok daha güzel olmasına rağmen akıllı bakan kocaman siyah gözleri ve yeteneği ile parlayan Anne Hathaway, filmde ve İngiliz aksanında göz kamaştırıyor. Öte yandan en son İskoçya'nın Son Kralı'nda da Oscar kazanan Forest Whitaker'a karşı başrolde izlediğimiz James McAvoy ile harika bir kimya yaratmışlar. Filmin başlangıcında "büyük aşklar büyük nefretlerden doğar" klişesini doğrularcasına tartışan genç ikilinin, Austen romanlarındakinin benzeri ağdalı laf dokundurmaları can sıkıcı olsa da, bir yaz balosunda, bahçede birdenbire dillendirilen aşk, filmin durağanlığını bir anda hareketlendiriyor ve doğal olarak ortaya iki güzel insanın dolu dizgin yaşadığı bir aşk çıkıyor. Aşkın Kitabı sinema tarihine geçecek bir film değil ama özellikle sonbaharın ilk günlerinde düşen bir yaprak görünce hatırlayacağımız güzel ve doyurucu bir aşk hikâyesi.

NİLAY ULUSOY ÖNBAYRAK: Dr., Bahçeşehir Üni., İletişim Fakültesi