Büyükanıt susmuyor

O susmadıkça elimiz kolumuz bağlı; bir süredir neredeyse muzip bir ifadeyle ve imalarla biz halka Kürt sorununun çözümü konusunda planları olduğunu hissettiren hükümetin aslında karargâhta rehin tutulduğunu öğrenmiş oluyoruz.
Haber: YILDIRIM TÜRKER / Arşivi

O susmadıkça elimiz kolumuz bağlı; bir süredir neredeyse muzip bir ifadeyle ve imalarla biz halka Kürt sorununun çözümü konusunda planları olduğunu hissettiren hükümetin aslında karargâhta rehin tutulduğunu öğrenmiş oluyoruz.
Genelkurmay Başkanımız, devlet memuru Yaşar Büyükanıt'ı susturacak, onu hazırolda tutup görevinin çerçevesini hatırlatacak bir gücün hiçbir şekilde hiç kimse tarafından edinilemeyeceği duygusuna kapılıyoruz.
Paşa, son olarak terör örgütünün hem siyasallaştığı hem de legalleştiğinden yakınarak daha önce de adını anmaya dahi tahammül edemediğini belirtmiş olduğu DTP'yi hedef gösterdi: "Meclis'te varlar. Anayasa teklifi bile veriyorlar."
Daha birkaç gün önce kendisini Fenerbahçe galibiyetini kutlamak adına coşup oynarken görmüştük. Mutluluk ve taşkınlıkta eşiyle birlikte Semra-Turgut Özal çiftini aratan bir halleri vardı. Nitekim saygılı asker magazincileri kendisini fevkalade sevimli, babacan, canayakın ilan edip dururlar. Beş kilo verdiğinde de ayrıntılı olarak diyetini yayımlayıp paşanın üzüntüden erimediğini kanıtlayarak içimize su serpmişlerdi.
Yakın zamanda anıtların en büyüğü olduğu daha görevinin başına gelmeden ilan edilmiş bulunan Genelkurmay Başkanımızın çeşitli muhtıra taslaklarıyla hepimizin yüreğini hoplattığını unutmadık. Gerçi ilk sözlerinin topluma verdiği felaket hissinden eser kalmadı. Ona da alışıverdik. Hoş sohbetliğiyle apoletinin verdiği korkuyu hepimizden usulca sildi. Çünkü konuşmadan duramıyor. Kendisi coşkulu bir taraftar.
Şimdi hatırlayalım. Yaşar Büyükanıt'ın adının Şemdinli iddianamesinde geçiyor olmasıyla birlikte ne orada yaşananların, ne Susurluk ikizi çeteleşmelerin en ufak bir hükmü kalmıştı. Medya görev başına yapıp 'küstah ve cüretkâr' savcının tıynetini, ifadesine başvurduğu işadamının yalanlarını ve zamanında çevirmiş olduğu dolapları bir bir ilan etmeye başlayıvermişti. Çünkü korkunç bir günah işlenmiş, memleketi yerle bir edecek bir bombanın pimi çekilmişti. Paşamıza dokundurtmayacağımızı kabarmış hançeremizle haykırmak zorundaydık.
Kaldı ki bu olaydan kısa bir süre önce Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın etraflıca bir söyleşisini okumuştuk. Paşa, o zaman da besbelli artık konuşmanın kaçınılmaz olduğunu düşünerek kaseti önüne koydurtmuştu. Büyükanıt'ın Özkök'ün aksine konuşmaya bayıldığından en ufak bir kuşkumuz kalmamıştı. Meşal'in Türkiye ziyareti sırasında da bu konudaki fikirlerini soran gazetecilere, "Asker olarak fazla konuştuğumu söylüyorlar. Bu konuda yorum yapmak istemiyorum" dedikten sonra dayanamamış, "Ama Hamas terörist bir örgüttür" deyivermişti. Çevik Bir'i hatırlatan bir asabı, geleneksel bir paşa tavrı olduğu anlaşılan Büyükanıt, Nur Batur'la daha önce yapmış olduğu söyleşide ne biz zavallı sivilleri rahatlatacak açıklamalar, ne de geleceğe yönelik bir tavır farkının ipuçlarını veriyordu. O alışkın olduğumuz asker dili bir kez daha aramızdaki hiyerarşi duvarını inşa ediyordu. Yani, yine bize malûmat değil, talimat veriliyordu. Sözgelimi Yüksekova'daki cenaze sırasında F-16'ların alçak uçuş yapmasına yönelik açıklamaları ikna etmeye tenezzül buyurmayan bir rahatlıktaydı. O uçuşlar rutinmiş. Sincan'daki tankların da 'rutin' kelimesiyle açıklandığını gayet iyi hatırlarız. Ama Paşa, sözlerine şu uyarıları da ekleyiveriyordu: "Cenazeyi kaldıranlara herhalde F-16'larla taarruz yapılmaz. Ayrıca F-16'ya gelinceye kadar Yüksekova'da komando tugayımız var. Ama ihtiyaç olursa uçak da uçurulur." Eh, demek ki mesele yokmuş. Bu uçakların hangi koşullarda insanların üstünde alçak uçuş yapacakları konusunda elbette biz sivillere en ufak bir söz düşmediği gibi bu konuda kaygı göstermek de pek uygun bir davranış değilmiş. Söyleşiyi yapan Nur Batur'un yaradana sığınıp sorduğu, "Peki terörle mücadelede hiç hukuk dışına çıkılmadı mı?" sorusuna aldığı cevap da burnundan kıl aldırmaz bir asabiyet sergiliyordu: "Genelde TSK, özelde de onun ayrılmaz bir parçası olan Kara Kuvvetleri hukukun içindedir. Aksini söyleyenlerin başka amaçları vardır." Batur, akabinde "Geçmişte hata yapılmadı mı?" sorusunu yönelttiğinde bir soru önceki cevapla pek bağdaşmayan bir tavırla karşılaşıyordu: "Yapıldıysa yapılmıştır. Bilemiyorum. Ben sadece kendi komutanlık dönemimi biliyorum."
Büyükanıt, barış diye haykıranları, kendisinden farklı düşünenleri vatan haini ilan etmekten, onlara sopa sallamaktan hiç yorulmadı. Ama yurtsever, doğuştan asker basın hep yanındaydı. Şemdinli'de suçüstü yakalanan Astsubay 'Mutkili Ali' konusunda, "Tanırım, iyi çocuktur" dedikten sonra "elbette cezası varsa çeker" cümlesini yine bencileyin kimi bozguncu kafaların görmezden gelerek haksızlık yaptığını söylüyorlardı. Meğer pek doğal bir sohbet parçacığıymış bizim kesip biçerek sisteme 'darbe'ye maşa ettiğimiz sözler. Meğer yakında Genelkurmay Başkanı olacak olan bir orgeneralin, bir dükkana bomba atıp, şansı yaver gitmediği için ancak bir kişiyi öldürebilip suçüstü yakalanmış olan bir adamdan 'iyi çocuk' diye bahsetmesi kimi kurumlara bir göz kırpma olarak algılanamazmış. Çünkü biz, toplumca, askerden hiç korkmazmışız. 'Askerin 'cezası varsa çeker' dediği 'iyi çocuklar' nerede pekiyi?' diye sormuştuk biz de. Sözgelimi Ali Kaya, nam-ı diğer Mutkili Ali'nin, askeri cezaevinden, her zaman kullandığı cep telefonuyla 'dayı' diye hitap ettiği birilerini aradığı geliyordu kulağımıza.
Şimdi bir kez daha yargıya müdahale ediyor. Bunu rahatlıkla, hiç canı sıkılmadan yapabildiğini, bunu konumunun doğal bir ayrıcalığı sandığını biliyoruz.
Milyonlarca seçmenin kendilerini temsil etsinler diye Meclis'e gönderdiği milletvekillerini terörist ilan ederken demokrasiye halel getirmekte olduğunun farkında değil besbelli. İşin, canımız yanmasa kasık çatlatacak gülünçlükteki yanı, kendisine en büyük tepkinin MHP'den gelmesi. MHP, paşayı yetersizliğini ve başarısızlığını itiraf ettiği için istifaya çağırıyor.
Bütün Türk milletini silme asker gören Büyükanıt, Meclis'teki Kürtleri de toptan PKK'lı ilan ediveriyor. Dolayısıyla onlara oy veren milyonları da. Bu, bütün Türkleri işkenceci, tecavüzcü, zalim görmek isteyenlerin yaklaşımından hiç de farklı değil.
"İnsan hakları, demokrasi, barış gibi değerleri elimizden kaçırdık" diyen Büyükanıt, "Şimdi bunları teröristler kendi dillerinde kullanıyorlar. Bunlar dünya ülkeleri için çok önemli. Bu kavramları duyunca bir şekilde terör örgütlerine hak veriyorlar" diye açıklıyor durumumuzu. Meğer insan hakları, demokrasi ve barış "psikolojik harekâtın" ögeleriymiş. Meğer erken davranan, bu kelimeleri kapıp stratejisini avantajlı oluşturabilirmiş. Meğer her şey boşmuş.
Bu neredeyse fanatik, gözü kara taraftarlık hali karşısında hükümet de, siyasiler ve basının büyük kısmı da suspus olmuş bakıyor. DTP kapatıldığında Büyükanıt'ın coşup çiftetelliye duracağından kuşkumuz yok. Pekiyi biz ne yapacağız?