Buzukiniz bozuk mu, sağlam mı?

Elgar'ın çello konçertosunu hiç Jacqueline du Pré'den dinledin mi sevgili okur? Ben sık sık dinlerim, şu anda da bilgisayarımda çalıyor.
Haber: CANER FİDANER / Arşivi

Elgar'ın çello konçertosunu hiç Jacqueline du Pré'den dinledin mi sevgili okur? Ben sık sık dinlerim, şu anda da bilgisayarımda çalıyor. 1987'de, mültipl skleroz gibi sevimsiz bir hastalığın ağır bir tipi yüzünden kaybettiğimiz bu büyük müzisyen, 20. yüzyılın en iyi çellocuları arasında. Onun 1973'e, hastalığı ortaya çıkana kadar yaptığı kayıtları dinleyenler, çellonun ne kadar etkileyici bir çalgı olduğunu öğrenmiş olurlar. Ben aslında eskiden beri viyolonseli sever, bol bol dinlerdim, ama doğrusu
"viyolonsel" ile "çello"nun aynı çalgı olduğunu ilk öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Efendim, meğerse telli çalgılar ailesinin bu bireyinin adı, eskiden violoncello ('viyolonçello' diye okunacak) imiş. Bu isim şöyle oluşmuş: violon (yani büyük viola) denen bir büyük keman varmış, onun adından küçültme ekiyle İtalyanlar 'violoncello' sözcüğünü türetmişler, çalgının adı öteki dillere de buna benzer biçimlerde geçmiş. Sonraları İngilizce'de violoncello sözcüğünü uzun bulanlar, bu alete kısaca cello ('çello' okunacak) demişler, tarih: 1876. Türkçe'de biz hem İtalyanca'dan aldığımız uzun adı, hem de İngilizce kökenli kısa adı kullanıyoruz. Buraya bir not daha düşelim: Telli - yaylı çalgılar ailesinin bireylerine verilmiş benzer isimler, hep bir tanrıçanın adından türemiş, eski Romalıların eğlence ve kutlamalar tanrıçası olan "Vitula"nın!
Belki bu noktada, 'Peki, biz kemana neden keman demişiz?' diye merak edebilirsin sevgili okur, ben de sana şöyle derim: 'Keman kaşlı güzel' benzetmesinden de anlaşılacağı gibi, keman sözü Farsça'da 'yay, kıvrım' anlamına geliyor, bu söz Türkçe'de başlangıçta kemanın yayını ifade ediyorken, 18. yüzyılda Batı'dan gelen çalgının adı haline gelmiş.
Bozuk saz, bozuk düzen
Viyolonsel nasıl Batı'dan kendi adıyla gelmişse, Anadolu'dan gitmiş bir çalgının da Türkçe adıyla birlikte göç etmiş olması hiç şaşırtıcı değil. Nitekim, Yunan müzik aleti olarak bildiğimiz ve Yeni Türkü'nün 80'li yıllardan başlayarak geniş kitlelere tanıtıp sevdirdiği buzuki'nin adı, bozuk sözcüğünden geliyor. Ama dikkat sevgili okur, buradaki 'bozuk' sözcüğü, 'iyi işlemeyen, bozulmuş' anlamına gelmiyor, bozuk adlı bir bağlama çeşidi söz konusu olan. Müzik yazarlarımız, bozuk saz denen bağlama çeşidinin Anadolu'nun kimi bölgelerinde halen kullanıldığını, bu ada 18. yüzyıldan itibaren rastlandığını kaydediyorlar. Ayrıca bir de bozuk düzen ya da kara düzen denilen değişik bir akort sistemi var. 1920'li yıllarda Anadolu'dan Yunanistan'a giden Rumlar, 'bozuk saz'ı da yanlarında götürmüşler, orada yaşadıkları özel koşulların sonucunda ortaya çıkmış olan rebetiko müziği ile birlikte buzuki adlı çalgıyı da geliştirmişler; hatta 40'lı yılların sonlarında çalgının üç çift teline bir dördüncü çift eklemişler. Unutmadan not edelim: 'Bir şey mi var? Niye bugün bozuk çalıyorsun?' deyiminde de 'bozuk adlı sazı çalmak' kastediliyor, Tietze'ye bakarsanız bu deyimde, sözcüğün "arızalı" anlamına gönderme yapan bir kelime oyunu var!
Aslında biliyoruz ki, bağlamanın anayurdu Orta Asya, büyük dedesi de kopuz. Ama bugün Orta Asya'da en yaygın olarak çalınan iki telli sazın adı dütar. Bu çalgı ile bizim bağlamayı karşılaştırdığında sevgili okur, batıya doğru göç etme sürecimizde müziğimizin de ne kadar zenginleştiğini anlıyorsun. Eminim, dütar'ın "iki telli" olması dikkatini çekmiştir. Farsça'da dü'nün iki olduğunu tavladan biliyorsun zaten, tar sözcüğünün de "tel" demek olduğunu ben söyleyeyim, böylece sitar dediğimiz çalgının adının da "üç telli" anlamına geldiğini sen tahmin edebilirsin.
Galiba lafı uzattım, Elgar'ın çello konçertosu neredeyse bitiyor. Bu konçertonun her bitişi bana yaşamın sınırlılığını anımsatıyor, bu yüzden hemen ardından başka bir parçayı dinlemeye başlamam gerek. Bu nedenle yazıyı burada kesiyorum sevgili okur, şimdi sıra Haydn'ın çello konçertosunda, tabii yine Jacqueline du Pré'den...