Çağdaş, evrensel tıp insanları

Hastalığı nedeniyle annemi Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne yatırdık. Koğuşta iki hasta daha vardı. Hastalardan biri polis eşiydi. Diğeri Yozgatlı yaşlı bir teyzeydi.
Haber: ŞİRİN ERDEM / Arşivi

Hastalığı nedeniyle annemi Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne yatırdık. Koğuşta iki hasta daha vardı. Hastalardan biri polis eşiydi. Diğeri Yozgatlı yaşlı bir teyzeydi. Annem Türkçe bilmediği için doğal olarak onunla Kürtçe konuşuyorduk. Kürtçe konuştuğumuzu duyduğu anda polis eşinin tavırları aniden değişti. Selamı sabahı kesti. Annem çok duygusal olduğu için bu duruma çok üzüldü.
Burada ilginç olan nokta şu ki; annem katı bir dindar, aşırı muhafazakâr bir insan. TV'de şehit cenazelerini gördüğünde kendini tutamayıp hıçkıra hıçkıra ağlayan birisi. Polis eşi de başörtülü, hastane odasında hiç kimseye sormadan sürekli Samanyolu TV'yi açıp şu meşhur dizileri izliyor. İnsanları kendince iyiliğe yönlendirmek için cehennem manzaraları ile korkutan diziler. Yani o da milliyetçi muhafazakâr olduğu açıkça belli olan birisi. Bu arada şunu da söylemeliyim ki, annem de Samanyolu TV'deki şu meşhur dizileri sürekli izleyen birisi.
Ben bu olayı yaşarken, gözlemlerken diğer yandan çevremizdeki dindar insanlardan sürekli duyduğum "insanları ancak din birleştirir" sözlerini hatırlıyorum, acı bir gülümseme kaplıyor yüzümü.
İlginç olan bir diğer nokta da şu: çağdaş kıyafetleriyle dikkat çeken asistan doktorun anneme olan tavrı, inanılmaz bir ilgi ve sevgi barındırıyordu. Hastalar arasında hiçbir ayrım yapmadığı, yaptığı işe, mesleğine aşkını kattığı çok açıkça görülebiliyordu. Soruları sabırla soruyor, ben de anneme Kürtçe aktarıyorum. Annemin cevaplarını tekrar doktor hanıma aktarıyorum. Doktor hanım, Kürtçe konuştuğu için annemden en küçük bir rahatsızlık belirtisi göstermedi. Aksine pozitif bir ayrımcılık yaptığı bile söylenebilirdi. Bu da herhalde hastasının kadın olması nedeniyleydi sanırım. Kadın dayanışması durumları yani.
Çok ironik bir durum. Annem ömrü boyunca ciddi kuşkuyla baktığı, bizden olmayanlar diye düşündüğü laik modern bir insandan ilgi ve sevgi yaklaşımı alırken, büyük bir bağlılık hissettiği cepheden, bizden diye düşündüğü dindar muhafazakâr bir insandan ise nefret kokan bir yaklaşım alıyordu.
Bu olay bile düşüncelerini sorgulama anlamında annemi çok fazla etkilemiyordu. Çünkü annemi besleyen düşünce dünyası (tarikatlar, şeyhler, cemaatler) o kadar büyük bir düşmanlık hissi yerleştirmiş ki dine uzak yaşayan insanlara karşı... Sürekli onlar din düşmanları, onlar İslam düşmanları diye empoze etmişler. Dolayısıyla onlardan birini sevmek Allah düşmanlarından birini sevmek anlamına gelir, ki bu çok korkunç bir durum. Annem böyle olaylarla karşılaştığında kaderin garip bir cilvesi diye düşünür geçer.
Zaman zaman annemleri ziyarete gittiğimde elimde Hürriyet, Milliyet ya da Radikal gazetelerinden birisi varsa babam hemen anneme şikayet eder, "Oğlun yine din düşmanlarının gazetelerini almış" diye. Annem de çok üzülür benim için. Ben de üzülmesin diye o günlerde gazete bile okuyamıyorum. Ki en keyif aldığım şeylerden biridir gazete okumak.
Bir zamanlar tarikat tekkelerinden başka hiçbir okulun olmadığı, şeyhlerin, ağaların, tarikatların egemen olduğu bölgemizde, çağdaş laik eğitim veren okulları açarak okumamızı, meslek sahibi olmamızı, aydınlanmamızı sağladığı, böyle güzel çağdaş evrensel tıp insanlarını yetiştirdiği için bu Cumhuriyet'e sonsuz teşekkürler. Yine bölgemizde eğitimi destekleyerek insanların aydınlanmasını sağlayan, yeni okullar açılmasına destek olan ÇYDD, TEGV, TOG gibi tüm sivil toplum kuruluşlarına, yüreğinde insanlık sevgisi olan tüm gönüllülere sonsuz teşekkürler...

ŞİRİN ERDEM: Jeoloji müh.