Çağımızın Bono'su

Çağımızın Bono'su
Çağımızın Bono'su
Rock, başkaldırıdır. İsyandır. Uzlaşmalar dünyasının dışına taşandır. Kül yutmayandır. Sorgulayandır
Haber: YILDIRIM TÜRKER / Arşivi

Sahnede durmadan “devrim” diye haykıran bir adam geldi geçti.   Dünyanın bir numarası. Herkesin gözbebeği. Rock dünyasının kralı. Bono.
Koskoca bir paket. Zorla dar deri giysilere sıkıştırılmış besili gövdesi, envai çeşit gözlüğüyle bir asri zaman peygamberi. Tuhaf mı tuhaf bir yaratık. Bütün performansı da kendi gibi travesti.
Bunca yolu nasıl katetmiş olduğu üstüne yazmak içimden gelmiyor. Nasılsa dünyanın şu son 20 yılını birlikte yaşadık. Mutantlar çağını.
Bono, onların en muteberlerinden.
Hazret, müthiş şarkıları, unutulmaz müziğine rağmen benim için çoktan ölmüştü. Hatta hayranlıktan nefesini daraltan can dostu Tony Blair’i, görevinin son günü yalnız bırakmayıp onun ne bulunmaz İngiliz kumaşı olduğunu dünyaya ilan etmesinden çok önce.
E, Blair de yeni çıkan otobiyografisinde Bono’yu Britanya’nın başbakanlığına ne kadar yakıştırdığını ballandırıyor. Kanımca anahtar cümlesi de Bono’yu W. Bush’la tanıştırışını anlatırken kullandığı. Tarihin en düşkün siyasilerinden Blair, Bono’nun Bush’la anlaşacağını düşünüyor ve şöyle diyor: “O, kendi alanındakilerin çoğunda görülen fazilet müsveddesi aşağılayıcı bir tavırla yaklaşmazdı nasılsa...”
Doğru bir tahmin elbette. Nitekim yoldaşı Blair’i de yanıltmamış.
Bono, uzunca bir süredir, devletler üstü bir vicdan mercii, bir kıymetli insanlık hazinesi olarak o saraydan bu saraya mekik dokuyor.
Gün geçmiyor ki şu dünyanın vahşi muktedirlerinin birinin kolunda bir resmi çıkmasın. Daha geçenlerde sözgelimi, Medvedev Bono’yu üstünde bir kot bir gömlekle karşılamış. Ama gelin görün ki Bono’nun üstünde suratsız bir ceket. Tutturamamışlar cilvenin öpüşünü.
O, Blair’i üzen rockçular gibi Bush’u ve benzerlerini küçük görmüyor. Onlara faziletlilik taslamıyor.
Memleketimize de gelir gelmez yanında hükümetin en batılı girişkenleriyle Boğaz köprüsü üstünde kıtaları teftiş ediyordu. Sonra Başbakanımızla uzun uzun görüştü.
O, artık bizle, dinleyicisiyle konuşmuyor zaten. Kendi kıratında adamlardan alıyor bilgileri. Öyle olmasa yiğidim aslanım Zülfü’yü yattığı yerden kaldırıp karşımıza diker miydi?
Ama bu kadar araştırma yetiyor Bono’ya. Fehmi Tosun’un adını andıkça Erdal Eren’in, Ahmet Kaya ’nın, Ape Musa’nın adını anarken Başbakanın bende yarattığı hissin aynısı.
Bono, bütün serüvenini bundan yıllar önce halklar ile iktidarlar arasında arabuluculuğa adadı. Bir rock yıldızı olarak saraylarda görünüp ruhumuza su serpmeye çalıştı. Oysa Beatles zamanında, üstelik kendi ülkesinin sarayında nasıl “joint” içtiğini anlatmıştı. Hem de kraliçenin elinin ısısı elinde daha soğumadan.
Ama işte Bono, çağımızın rock yıldızı.
Bize, muktedirlerin aslında kötü adamlar olmadığını anlatmaya çalışıyor nicedir. Onlarla uygun bir dil kurulabileceğine, insanlığın bundan yarar göreceğine inandırmaya çalışıyor dünyayı.
Rock, başkaldırıdır. İsyandır. Uzlaşmalar dünyasının dışına taşandır. Kül yutmayandır. Sorgulayandır.
Bono, şu dünyanın yoksulları için topladığı üç kuruş para karşılığında yıllardır gözümüzün önünde devrimin, başkaldırının ruhu üstünde tepinerek dans ediyor.
Rock ruhunu katletmeye çalışıyor.
‘Sunday, Bloody Sunday’in şarkıcısı, nicedir midemi bulandırıyor.