Çerkez mitolojisinden gelen

Çerkez mitolojisinden gelen
Çerkez mitolojisinden gelen
Hatırla Sevgili'de Mahir Çayan'ı, Asi'de kötü adamı oynayan Kanbolat Görkem Arslan, ilk sinema filmi Hayatın Tuzu'yla beyazperdede rol kesiyor
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Hatırla Sevgili’de Türkiye’nin siyasi tarihinden hangi figür en layığıyla ekrana getirildi deseniz, en çok dikkat çekenlerden birinin Mahir Çayan olduğu gerçek. Bayağı tartışılan, gerçek hayata ne kadar tekabül ettiği iyice masaya yatırılan bir dizide Mahir Çayan gibi bir rolün altından kalkabilmek az iş değil. Fiziksel benzerliğin de ötesinde bir muvafakkiyet gerektiriyor. Bu başarısıyla nam salmış, sonrasında da Asi’de ‘kötü adam’ kontenjanından televizyon kariyerine devam etmiş Kanbolat Görkem Arslan (çoğu yerde yazıldığı gibi Aslan değil), ilk sinema filmi Hayatın Tuzu’yla bir haftadır perdede. Filmdeki karakteri Harun, şimdiye kadar canlandırdıklarından ayrı telde çalıyor. İstanbul’da tutunamadıktan sonra memleketi Bitlis’e geri dönmüş bir korsan CD satıcısı... Aynı zamanda annesi ve birbirleriyle iletişimi eksi seviyelerde seyreden kardeşleri arasında da ailenin en gözlemci üyesi. Kanbolat Görkem Arslan’ın sade oyunculuğu, yönetmen Murat Düzgünoğlu’nun alttan alta akan bir mizah duygusuyla Ender Özkahraman’ın senaryosundan uyarladığı taşra hikâyesi Hayatın Tuzu’na tam oturuyor. Zaten oyuncu da “Mümkün olduğunca küçük oynamamız istendi” diyor. Filmde figürasyonu teşkil eden Bitlisliler arasında üst perdeden bir oyunculuğun tercih edilmemesi tabii ki en uygunu.
Hayatın Tuzu 1980 doğumlu oyuncunun da Bitlis’e ilk ziyaretine vesile olmuş. “Hatta Ankara’nın doğusuna da gitmemiştim, öyle söyleyeyim.” Çekimlerin başlamasına bir hafta kala, havayı solumak için yönetmen ve teknik ekibin peşine takılıp şehre gelmiş. Bitlislilerin yoğun ilgisi, sohbetleri oyuncunun role hazırlanmasında bayağı yardımcı olmuş. “Hepsinin birtakım hayalleri var, enerjileri de var ama bunu yaratacak koşullara sahip değiller. Bir çaresizlik içindeler ve kabullenmişler. Bunu kırmaya çalışanlar da var işte. Benim filmde canlandırdığım karakter gibi. İşte İstanbul’a gidip altı yedi ay orada kalan, sonra geri dönmüş bir dolu insanla tanıştım orada. Bir dolu Harun’la tanıştım yani.”
Tabii ki Harun’un tecrübesini, hayat görüşünü eksen almamalı ama Kanbolat Görkem Arslan da büyük şehir dışında, Düzce’de doğup 17 yılını orada geçirmiş. “Düzce, İstanbul’la Ankara arasında olmasından dolayı o açmazların pek yaşandığı bir yer değil. Ama sosyal hayatın yetersizliğinden sebep bu açmazları yaşıyorsunuz. Ve bu daha da içinden çıkılmaz hale geliyor.” 17 yaşında, babasının “emekli hayatı yaşamak için” (Arslan’ın kendi tabiri) Antalya’ya yerleşmesiyle oyuncunun hayatında da bir kırılma oluyor. “Liseyi Antalya’da bitirdim. O sırada Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Atölyesi’ne katıldım. Orada tiyatronun gerisine dair bir sürü birikimim oldu. Sonra üçüncü denememde konservatuarı kazandım; Haccettepe Devlet Konservatuvarı... Uzatmalı bir şekilde altı senede bitirdim okulu. Bu uzatma benim adıma iyi oldu. Orada devlet tiyatrosunda bir sene çalıştım. Onun dışında arkadaşlarımla bir topluluk kurup Rimbaud’nun ‘Cehennemde Bir Mevsim’ini sahneledik.” 

Yakında tiyatro sahnesinde
Son dönemde Türk sinemasının taşraya ilgisi malum. Semih Kaplanoğlu’nun Yusuf üçlemesi, Nuri Bilge Ceylan filmografisinin büyük bir bölümü, daha yeni yapımlar Mommo, Janjan vs. Hayatın Tuzu da son örneklerden biri. Arslan, bu eğilimi hikâye zenginliğine bağlıyor. “Bu topraklar üzerinde yaşayanlar sadece büyük kenttekilerden, hikâyeler de sadece onların yaşadıklarından ibaret değil işte.” Ancak Arslan’ı yakında bir büyük şehir hikâyesinde de izleyeceğiz. Oyuncu, Emre Yalgın’ın filmi Teslimiyet’te yolu Tarlabaşı’nda bir transeksüelle kesişen Gökhan’ı canlandırıyor. Filmin set röportajında Haşmet Topaloğlu’na söyledikleri, aslında onun oyunculuk anlayışının özeti gibi. “Burada trans arkadaşlarla tanıştıktan sonra içimde bir şeyler evrildi, yerini buldu.” Mahir Çayan karakterinin ona kattıkları için de aynısını söylüyor: “Mahir’i bilmemek imkansız. Ama o süreçte benim için daha da başka bir yere oturdu. Daha sağlıklı, daha doğru anlamamı sağladı.” Hayatın Tuzu’ndaki Harun’u canlandırmaya hazırlanırken yaptığı Bitlis ziyaretinden, karakterine nasıl yaklaştığından da malum. Arslan, oyunculuğun en çok bu tarafını seviyor. “Bilmediğiniz, dahil olmadığınız hayatlara bir araştırma, çalışma süreci sonunda konuk olabilirsiniz. Bizi de değiştirip dönüştüren bir şey aslında. Şimdiye kadar anlatılmayan bir şeyle karşılaştığımda beni daha çok cezbediyor.” Oyuncu, bu süreci başka bir mecrada da sürdürmenin hazırlığı içinde. Kurucularından olduğu Grotto Galata adlı oluşum, İsrail’de hayatını kaybeden barış eylemcisi Rachel Courrie’nin anılarından uyarlanan Benim Adım Rachel Courrie adındaki oyunu sahnelemek için harıl harıl çalışıyor. Ne var ki tek kişilik oyunda Arslan, sahnede değil sahne gerisinde, dramaturg olarak görev alıyor.
‘Gelecek projelerini’ de öğrendikten sonra artık veda vakti. Ama son bir sorumuz var. Kanbolat’ın ne anlama geldiği. Gülerek isminin Çerkez mitolojisinden geldiğini, bir aile büyüğünden aldığını ve insanların kafası karışmasa onu kullanmak isteyeceğini söylüyor. Oyuncunun bir süre sonra daha da tanınması, Kanbolat ismini de böylece daha bilinir kılması kuvvetle muhtemel.