Chavez ders aldı mı?

Venezüella'da Bolivarcı devrimin Caudillo'su (Şefi) Hugo Chavez, seçimle iktidara geldiği 1998'den beri ilk kez sandıkta yenilgiyle karşılaştı. 2 Aralık'ta yapılan anayasa değişikliği referandumunda, Chavez'ci çevrelerin bir kısmı oy vermeye gitmedi.
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Venezüella'da Bolivarcı devrimin Caudillo'su (Şefi) Hugo Chavez, seçimle iktidara geldiği 1998'den beri ilk kez sandıkta yenilgiyle karşılaştı. 2 Aralık'ta yapılan anayasa değişikliği referandumunda, Chavez'ci çevrelerin bir kısmı oy vermeye gitmedi. Bir kısmı, muhalefetle birlikte, red oyu kullandı. Böylece, katılımın yüzde 56 olduğu oylamadan, yüzde 51 red çıktı.
1999'da "dünyanın en iyi anayasası" olarak sunduğu ve referandumla kabul edilen Bolivarcı anayasanın yürürlüğe girmesinin ardından, Chavez 2000'de yeniden seçildi. 2002'de, ABD ve muhalefetin desteğiyle düzenlenen darbe girişimi, halkın sokağa inmesi, biraz da ordu üst yönetiminin saf değiştirmesi nedeniyle, iki gün sonra başarısızlıkla sonuçlandı. Yeni anayasanın verdiği hakka dayanarak, başkanın görevine son verilmesi için 2004'de muhalefetin yaptırdığı referandumda, seçmenlerin çoğunluğu Chavez'e olan güvenlerini ifade ettiler. Nihayet, 2006 sonunda yapılan başkanlık seçimlerinde, Chavez oyların yüzde 64'ünü aldı. Altı yıl için yeniden başkan seçildi.
Chavez, 2006 başkanlık seçimlerini muhalefetin boykot etmemesini sağlamak için, sınırsız kez başkan seçilebilme hakkını gündeme getirmeyeceği sözünü vermişti. Ama 2007 yazında bu sözünü tutmayıp Bolivarcı anayasada kapsamlı bir reform değişikliğine girişirken, başkanın en fazla iki defa seçilmesini öngören maddenin anayasadan çıkarılmasını değişiklik paketine sokuverdi. Böylece yoksul halk kesimleri açısından önemli yeni haklar getiren, sosyal boyutu güçlü anayasa reform paketi içine "ömür boyu şeflik" olanağını gömmek, 21. yüzyılın sosyalizmini kurmak için yapıldığı söylenen "devrimde devrim hamlesinin" başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtı. Bu kez, Venezüella kentlerini kuşatan uçsuz bucaksız gecekondu mahalleleri halkının bir bölümü, üniversite öğrencilerinin önemli bir kesimi ve Chavez'ci beyaz yakalılar onun yanında yer almadılar.
Chavez, referandumdan birkaç gün önce, işi iyice şahsileştirerek, "Evet Chavez'e, hayır Bush'a oy vermektir" diyerek, elindeki son kartı oynadı. Ama birçok gözlemcinin daha önceden dile getirdiği gibi, bu kart aslında Venezüella'da hiçbir zaman güçlü olmamıştı. Venezüella halkı, muhalefetin kullandığı "komünizm geliyor" haykırışına karşı ne kadar ilgisiz ise, Chavez'in bitmek bilmeyen konuşmalarında dile getirdiği "emperyalizm tehlikesi" veya "Amerikan fitnesi" temalarına da bir o kadar ilgisizdi.
Neden desteklemediler?
Marc Saint Upéry'nin, Meydan Okuyan Sol; Bolivar'ın Rüyası ve Güney Amerika başlıklı, hem güncel hem de son derece ilginç gözlemlerle sağlam siyasal analizlerin iç içe geçtiği kitabının çevirisi geçtiğimiz günlerde yayımlandı (İletişim Yayınları). Kitabın bir bölümünde Chavez ve Venezüella ele alınıyor. Zenginlerin, hatta orta sınıfın, ırkçı temalarla bezenmiş yoksul sınıflar nefreti ve korkularının ifadelerini kitapta okurken, Chavez'in "anayasa reformunun amacı, hegemonyacı eski oligarşinin ve kapitalist sömürü sisteminin ölüm fermanını imzalamak ve yeni bir devletin doğum sürecini tamamlamaktır" sözü başka bir anlam kazanıyor. Ama aynı zamanda insan ister istemez, orta sınıfların "Chavez halkı" olarak baktıkları bu yoksul kitlelerin önemli bir bölümü, neden günlük çalışma süresinin sekiz saatten altıya indirilmesini, merkez bankasının bağımsızlığına son verilmesini, sokak satıcılarına sosyal güvenlik hakkı tanınmasını, toprak reformunun, mahalle konseylerinin ve sosyal yardımı örgütleyen misyonların anayasal güvenceye alınmasını var güçleriyle desteklemediler sorusunu da sormadan edemiyor.
Chavez, 2007 yılında amacının 21. yüzyıl sosyalizmini ülkede başlatmak olduğunu ilan etti. Bunu yaparken, kendisinin 2021'e kadar iktidarda kalmak istediğini de dile getirdi. Chavez'e göre, "Bolivarcı devrim, bir tabloydu; fırçayı başkasının eline verirse, bu kişi resmin çehresini değiştirebilirdi". Bu yüzden anayasanın 350 maddesinden 69'unun değişmesini önerdi. Bunun içinde, başkanın sınırsız kez yeniden seçilmesi yanında, başkanın özel konumdaki bölgelere başkan yardımcısı atama, meclise danışmadan süresiz olağanüstü hal ilan etme, bu çerçevede ifade özgürlüğünü kısıtlama ve istediği yeri askeri bölge ilan etme yetkileri vardı. Seçmen yaşının 18'den 16'ya indirilmesi, belediye/mahalle meclislerine devlet bütçesinin en az yüzde 5'inin aktarılması gibi önlemler de pakette yer alıyordu.
Halk gücü
Chavez'in projesi, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin yanında, "halk gücü" adı altında dördüncü bir gücün anayasada yer almasını öngörüyordu. Bu halk gücünün kendisini ifade edeceği alan, mahalle konseyleriydi. Bu konseylerin finansmanı yürütme gücünden, yani doğrudan devlet başkanından gelecekti. Dolayısıyla geleneksel yasama gücünü devreden çıkaran, başkanla halk arasında aracıyı kaldırdığı iddia edilen bir model öngörülmüştü. Temsili demokrasinin yerine postdemokrasi ilkelerini savunan Chavez'cilerin (bkz. Birikim, Kasım 2007, "Post-demokrasi, iyi yönetişim ve Caudillo") şef-halk bütünleşmesi anlayışının bir uzantısıydı bu.
Venezüellalı deneyimli komünist sendikacılar, bu tavandan tabana doğru işleyen demokrasi anlayışına karşı eleştirilerini "sokak parlamenterizmi" kavramıyla dile getirdiler. Sokak parlamenterizmini, petrol sosyalizmi uygulamalarıyla, ordunun siyasileştirilmesi ve yabancı işgaline karşı toplumun askerileştirilmesi girişimleriyle birlikte ele almak gerekiyor. Bu nedenle, reform paketi içinde yer alan, 112. maddedeki ifade, Chavez düşmanı olmayan Venezüellalıların kulaklarında bile farklı yankılar uyandırabiliyordu: "Devlet, bireysel özgürlüklerden daha yüksek olan bir iktisadi üretim modelini destekler". Bu anlayışa karşı en ılımlı sol eleştiri, öngörülenin Chavez'den çok önce Venezüella'da var olan rantiye devlet kapitalizminden çok farklı olmayacağı yönündeydi.
Chavez rejiminin ön plana çıkardığı mahalle seviyesinde katılımcı demokrasi deneyimleri, desteklenen onbinlerce kooperatif konusunda olduğu gibi, umulan mobilizasyonu yaratmadı. Bir depolitizasyon unsuru bile olabildiler. Katılımcı demokrasi kurumları, zaman zaman, ülkede yaygın biçimde var olmaya devam eden kadim yolsuzluk ve rüşvet mekanizmalarına eklemlendiler. Chavez'ci bürokrasi ile "Chavez halkı" arasında bir uçurum oluşmaya başladığını, bazı sol gözlemciler yakın zamanda dile getirdiler.
Chavez, referandum sonrasında, alışılanın tersine, sakin bir uslupla, "reform önerime karşı oy kullananları hem kutlarım hem de onlara teşekkür ederim. Doğru yolun bu olduğunu gösterdiler: Venezüella demokrasisi olgunlaştı" dedikten sonra, kendisinin de bu durumdan ders çıkaracağını belirtiyordu. 2002 yılında darbe düzenleyenleri destekleyen, 2005 milletvekili seçimlerini boykot eden, 2006 başkanlık seçimlerine uzun pazarlıklardan sonra katılan muhalefetin, seçim meşruiyetini kabul etmesi, kuşkusuz Venezüella'da demokrasinin olgunlaşmasıydı. Üstelik bundan böyle kimse, "Chavez bir diktatördür" de diyemez.
Marc Saint-Upéry, referandum öncesinde yayımlanan kitabında, rejimin katı ideologları tarafından, içeriği belirsiz bir katılımcı demokrasiyi yüceltmek adına karalanan temsili demokrasiyi derinleştirmek, zenginleştirmek, sağlamlaştırmak ve toplumsallaştırmak yerine, hiç daha demokratik değerler taşımayan, devletçi görünümündeki paralel yapıları çoğaltmaya yönelmenin, 21. yüzyıl sosyalizminin geleceği konusunda güçlü kuşkular yarattığını söylüyordu. Gerçekten de, Chavez'ci postdemokrasi ideologlarının da, bu referandumdan çıkartmaları gereken birçok ders var. Sosyal konularda önemli ileri adımlar içermesine rağmen, reform girişimi başarısızlıkla sonuçlandıysa, bunun sorumluluğu esas olarak onların sırtında duruyor. Çünkü, eleştirdikleri oligarşi güçleri gibi, onlar da, demokrasi ve özgürlüklerin yoksullar için de önemli olduğunu dikkate almadılar. Ümit edelim ki, bu referandum sonuçları, Bolivarcı süreci bürokrasi şişkinliğinden, yönetici sınıf sarhoşluğundan ve rantiyenin miyopluğundan kurtaracak bir şok etkisi yaratır.