CHP ve gerçekler

Sayın Cezmi Doğaner'in, 11 Şubat 2007 tarihli Radikal İki'de yayınlanan "Seçimlere doğru CHP" isimli, adeta bir 'seçim bildirgesi' coşkusuyla kaleme alınmış makalesini okuyunca, siyasette temenniler...
Haber: YALNIZ TÜTELOĞLU / Arşivi

Sayın Cezmi Doğaner'in, 11 Şubat 2007 tarihli Radikal İki'de yayınlanan "Seçimlere doğru CHP" isimli, adeta bir 'seçim bildirgesi' coşkusuyla kaleme alınmış makalesini okuyunca, siyasette temenniler, hayaller ve hatta fantezilerin insanı nasıl gerçeklerin fersah fersah uzağına atabileceği çok belirgin biçimde gördüm. Doğaner, tümünün altına imza atabileceğim AKP hükümeti eleştirilerini sıraladıktan sonra, Türkiye'nin yeni bir Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçime doğru gitmekte olduğuna vurgu yaparak, "CHP, dünyadaki ve Türkiye'deki değişimlere uygun tutarlı ve çağdaş bir sosyal demokratik anlayışla, siyaset ve seçim alanına çıkmış durumda. CHP, Meclis'ten dışlanan halk kesimlerinin partisidir. Türk toplumunun yeni bir dinamizm kazanabilmesi için, tek umut, CHP'dir" diyor. Hemen belirtmek gerekir ki, CHP hiç kuşkusuz Türkiye'deki örgütlü sol siyasal hareketin göreceli olarak önemli dinamiklerinden biridir ve/fakat hastadır. Solda CHP'nin rehabilitasyonunu da içeren bir çözüm gereklidir, CHP Genel Başkan düzeyinden, en küçük örgütlülüğüne kadar "politik çözüm üretme yetisini" kaybetti. "Sol" yanı ağır yaralıdır. Sol bir siyasal partinin temeli kaçınılmaz olarak, demokratik işleyişe ve onun uzantısı olarak meşruiyeti toplumda arayan bir siyasal pratiğe dayanmak olmalıdır, CHP bu realitenin çok uzağına düştü. CHP'de yaşanan "sağlaşma" siyasal süreci onu meydana getiren nedenler gözönünde tutularak incelenecek olursa, sorunun ve sürecin karmaşık yanları daha iyi anlaşılabilir. CHP'deki sağlaşma, "ideolojik özünü ve temel tercihlerini" altüst eden boyutlara ulaştı, gençlikle, işçiyle, köylüyle bağlarını kopardı, örgütlerine yabancılaştı. CHP, sol çözümler üretmek, geniş emekçi yığınlarıyla organik bütünlük kurmak, işsizliğe, yoksulluğa, halkın somut yakıcı, yaşamsal sorunlarına akılcı, uygulanabilir, açık çözümler, "projeler" üretmek noktasında tam bir yetmezlik ve acz içine düştü. Sol, CHP tarihinin 70'li yıllarda kıyısından bulaştığı nostaljik bir anıya dönüştü. Bırakın ülke için demokratik ve özgürlükçü açılımları, parti içi asgari demokratik hoşgörü ve tartışma kültürü içselleştirilemedi.
Bugünkü CHP'nin yapısı, patronaj ilişki düzeni, kişiye dayalı liderlik ile arkadaş grubu kombinasyonundan oluşuyor. Kendi içinde demokrasiyi içselleştiremeyen siyasal yapılar ülkenin demokrasi kültürüne ve pratiğine hangi katkıyı sunabilirler. CHP derin bir yapısal kriz ve kimlik bunalımı yaşıyor. Kendisini "sağın sağıyla" özdeşleştiren ideolojik yeniden konumlanma çabası içindedir. Bu gerçekleri "seçmen tabanını genişletme" çabası masumiyeti ile açıklamak olanağı kalmadı, minare kılıfa sığmıyor. Kaldı ki, sağ partilerin tabanında çarpık düzenin çarkları arasında ezilen yoksul, sömürülen milyonların varolduğu, kendi çıkarlarının farkındalığına varmadan, salt feodal, dinsel ve geleneksel nedenlerle seçim periyotlarında sandık başında oyunu sağa veren ve siyasette oy vermek dışında hiçbir etkinliği olmayan, "sosyolojik solcu" olarak nitelendirilebilecek seçmenlerin kazanılmaya çalışılması bir zorunluluktur. Tüm siyasal iletişim olanakları kullanılarak, sol politikalar ve çözümlerle bu yapılmalıdır. Bunu başarabilmenin birinci şartı CHP'nin "sol anakarasındaki" potansiyeli toparlama, kitleselleştirme ve kendine yönlendirebilmesidir. Buradan başlayacak bir yükseliş, dışarıdaki sosyolojik sol olarak nitelediğimiz sağ partilerin tabanına sıkışmış seçmene yönelik "çekim gücü" yaratabilir. İkinci şartı sol duruştan taviz vermemektir, "sağlaşmamak", "sağ politikalara teslim olmamaktır," solcu çözümlerle seçmene yaklaşmaktır. Ne CHP'nin ne de başka bir sol partinin "sağ parti tabanına yönelik atraksiyonlarda" bulunmak noktasında bir kompleksi ve çekincesi olmamalıdır. Bırakın sosyal demokrasiyi ya da demokratik solu, Leninist yaklaşımda bile, "Sağ örgüt kadrolarının iknası için çalışılması, ikna edilemiyorlarsa, tarafsızlaştırılması, etkisizleştirilmesi" gerekliliğine vurgu yapılır.
Deniz Baykal'ın, "ülkenin çimentosu milliyetçiliktir" sözlerinde siyasal ifadesini bulan, toplumsal barış katalizörü olan 'yurttaşlık bilincini' gözardı eden MHP çizgisinin gerisine düşmüş bir CHP'nin, Türkiye'nin iç barışını sağlaması ve sorunlarına çözüm bulması olanaksızdır. Ekonomide, Kürt sorununda, sivil-asker ilişkisi, din özgürlüğü ve laiklik konusundaki açmazlara kadar çözüm olasılığını ortadan kaldırarak, küreselleşme, modernleşme, demokratikleşme, süreçlerine karşı "tepkici milliyetçi" tercihi ve devlet egemenliğini mutlaklaştıran, değişime direnen, statükocu, iç siyasi argümanlarla stratejisini kurgulayan CHP, solculuktan uzaklaştıkça siyasal iddiasını tümüyle yitiriyor. CHP'nin halka dayanmayan ve halkı siyasal irade sahibi kılmayan yönetim ve politikaları başarısızlığa mahkûmdur. 301. madde tartışmalarını, dokunulmazlıkların kaldırılması pazarlığına dönüştüren sığ yaklaşımlar, hangi özgürlükçü ve demokratik anlayışla açıklanabilinir?
Sol birlik
2007 genel seçimlerine bir yıldan daha az bir süre kaldı ve henüz geç değil, sol birliği içeren bir çözüm girişimi mutlaka yaşama geçirilmeli, Deniz Baykal'ın uzlaşmaz tutumu teşhir edilmeli. Bütünleşmenin bütün unsurları en büyük özveriyi göstermeli, rezervlerini olabileceğince esnetmelidir. Bu gerçekleşmezse sol seçimlere "projesiz, umutsuz, etkisiz ve baştan yenik" girecektir. Sol birlik ahlaki, siyasi, tarihsel zorunluluktur. Özgürlükçü ve demokratik ilkelere bağlı. Ülkenin yakıcı sorunlarına çözüm üreten, adil, eşitlikçi, katılımcı, şeffaf bir siyasal oluşumun de facto koşulları oluşturulmalıdır.
Sol siyasal kulvarda siz bize mecbursunuz diyen, siyasal dayanışma, bütünleşme ve birlik yerine, 'stratejik oy avcılığı' uyanıklığı ile 'ölümü gösterip sıtmaya razı etme' ucuz taktikleriyle hareket eden, arkaik siyaset tüccarlarının manevra alanı daraltılmalı, halkın önüne 'sol birliği içeren' bir çözüm konmalıdır. 2002 yılında seçmen büyük bir yönlendirmeyle AKP-CHP arasına sıkıştırılmıştı, Tayyip Erdoğan siyasi yasaklı, AKP Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış bir siyasi partinin artığı kadroların omurgasını oluşturduğu yeni bir partiydi, siyasal ve toplumsal meşruiyeti tartışmalıydı, gelinen noktada CHP'nin de katkılarıyla o gün milletvekili olabilirliği tartışmalı Erdoğan, yılların başbakanı ve Çankaya hesapları yapıyor, kime borçlu dersiniz? Sorunların nedenleri, çözüm olabilir mi? O gün çok daha uygun siyasal ve sosyolojik koşullarda AKP'nin önünü kesemeyen CHP, onca yıpranmışlığıyla bugün bunu nasıl başaracak? Tüm bu gerçeklerin ışığında, CHP tek seçenektir demenin ve daha akılcı çözümleri yok saymanın bedelini bakalım ülkemiz ne ile ödeyecek?
Solda güçlü yerleşik çıkar sahipleri, daha aydınlık bir geleceğe ulaşmak için yapılması gerekenlere karşı çıktıkları sürece, özgür bir toplum yaratma vaatlerinden hiçbiri, şu ya da bu derecede devrimci tazyike ve dayanışma istencine başvurma gereğinden vazgeçemez. Çözümün karakteri devrimci, bütünleştirici, yenilikçi olmalıdır. Solcu yaklaşım katılıma, farklı görüşlere ve eleştiriye açık ekip liderliği gerektirir. Solun geleneksel erdemi olan dayanışma olgusu içselleştirilmeli, "sol birliğe tahvil edilmelidir". "Sol birliğin" yaratacağı sinerjiyle, tabanın istek ve beklentilerinin 'yönetsel yapıya' yansıtabildiği, 'iyi yönetişim' unsurlarına dayanan politika üretme ve uygulama süreçleri oluşturulmalıdır. Değişime ve dayanışmaya direnen, statükocu yaklaşımlar sol olarak nitelendirilemez. Solun halkın taleplerinin koordinatlarını tespit, reel sorunların farkındalığında olması, yoksulluk, işsizlik, eğitim vs. somut yaşamsal sorunlara ilişkin somut çözüm önerileri ortaya koyması gerekiyor. Bu temel yurttaş taleplerine ilişkin tespitlerin üzerinden sofistike projeler üretilebilir. Unutulmamalıdır ki siyasette salt determinist süreç işlemez. Basit karşıtlıklar, basit diyalektikler çerçevesinde dolanan siyasal sarmaldan, toplumsal yaşamı derinden etkileyen ve kuşatan sorunlara ilişkin çözümler üreten siyasal kurumsallaşmaya evrimleşmek gerekiyor. Ülkemiz için "sol birlik orijinli, bütünlükçü bir siyasal dayanışma" kaçınılmaz zorunluluktur.

YALNIZ TÜTELOĞLU: Hukukçu, ekonomist