Cinayet mahallinde

Dink'in cenazesinden iki gün sonra... Şişli'den taksiye binip Taksim'e ulaşmaya çalışıyorum. Taksi şoförü, cinayetin tam olarak nerede işlendiğini soruyor.
Haber: EVRİM ALATAŞ / Arşivi

Dink'in cenazesinden iki gün sonra... Şişli'den taksiye binip Taksim'e ulaşmaya çalışıyorum. Taksi şoförü, cinayetin tam olarak nerede işlendiğini soruyor. Oradan başlıyoruz muhabbete. "Adama yazık oldu" diyor. Medyanın bu cinayet karşısındaki ah vahlarından tesirlenmiş ortalama bir taksi şoförü... Derken muhabbet nereli olduğuma geliyor. Diyarbakır'da yaşadığımı söyleyince kafadan soruyor: "Yahu, hakatten orada millet ayrı bir devlet mi kurmak istiyor?" "Yok" diyorum. "Bir Kürdüm. Ama Diyarbakır şu sıralar -20'lerde. Isınmaya geldim. Ayrı bir devlet isteyip de o çorak topraklarda ne yapacağız" diye gülüp geçiştiriyorum. Adamın niyeti ciddi. Espri ile sınırlama derdinde değil. Ben, her Kürt gibi sempati sınırlarına sığınarak, "Yok yok, ne bölmesi" cümleleri kuruyorum. Yeter ki karşımdaki ürkmesin! Genç adam benden radikal çıkıyor. "Ama oralarda da askerler çok eziyet etti" diyor. Başlıyor Şırnak'ta askerlik yaptığı dönemi anlatmaya: "Bir gün bir köye gittim. Sekiz dokuz haneli bir köy. Komutanımız dedi ki yakın evleri. Biz de yakmaya başladık. Bir kadın Kürtçe feryat figan etmeye başladı. Anlamıyoruz ne dediğini. Sonra, aramızda Kürtçe bilen bir asker çeviri yaptı. Kadının bebeği içeride kalmış..."
Taksi şoförünün anlatımları öncelikle çok sıradan geldi bana. Diyarbakır'da artık alışık olduğum cümlelerdi bunlar. Bir anda kafama saksı düşmüş gibi kendime geldim. İstanbul'un göbeğindeyim. Bir takside, bunları bana hiç tanımadığım bir adam anlatıyor!..
Sözü nereye bağlayacağım şimdi? Bu sözün illa ki bağlanması gerekiyor mu? Ermeni olduğu için Hrant Dink öldürülmüş. Cenazesine katılmışız. O ağır, hüzünlü Gasparyan duduğu ile cenaze kaldırmışız. Hrant'ın memleketi Malatya'da dedem anlatmış, milletin nasıl da toplanıp Cibo deresinde yok edildiğini. Büyükannem eteğinin altına saklamış bir Ermeni'yi. Gel zaman git zaman ancak Suriye'de karşılaşmışım Malatya Ermenileri ile. Adamlar hâlâ Türkçe konuşurken! Tehcirden bugüne, evlerinin içinde Türkiyeli kalmışken!.. Halep'in ortasında bir "Saatçiyan" dükkanının içinde, esmer Ermenilerken... Sonra içlerinden birini, 'Kurtlar Vadisi' filminde, Polat Alemdar'a yardım eden "Türk" olarak bir figüran rolünde görmüşken... Ne enteresandır, Türkiye'de bir dizi filmin kahramanından esinlenen gırla genç, mikro çeteler kurup da Hrant Dink'i öldürürken, Suriye'de bir tehcir Ermenisi, Polat Alemdar'a "sadık Türk" rolünü oynuyor!
Söz dağılıyor farkındayım.
Kan kardeşliği
Bir Kürt olarak, azınlık olmanın ya da azınlık karşısında dil tutturmanın sancısını yaşıyorum. "Ermeniler bizim kardeşimiz" derken, bir ağabeylik, ablalık veya evin reisi hallerine bürünen bir dil bükümüne uğramaktan korkuyorum. Dert değil bu evin aile reisinin kim olduğu. Reislerin her bir mikro çetenin başında tünediği bir zamanda, aslolan nedir? Sanırım bunu Hrant Dink yanıtlamıştı. Sadece bir kez diyalogum oldu. O sıra, "Kürtler tutturmuş ki biz Cumhuriyet'in kurucu öğesiyiz. Beraber cepheye mermi taşıdık, düşmanı beraber kovduk diye. Bu sözler beni çok rahatsız ediyor. Beraber çatıştı da ne yaptınız, Ermenileri kestiniz!" demişti. Haklıydı. Yerden göğe kadar haklıydı. Kürtlerle Türklerin "kan kardeşliğidir" Ermeniler. Lakin bu memlekette iktidarın bir piramidi var. Bu piramidin en altında Ermeniler, Süryaniler var ise en üstün bir altında Kürtler vardır. Tepedeki kimlik kimdir? Şimdi kalkıp diyecek değilim Türktür! Mesele tam da burada. Memlekette ortalama öngörüye sahip herkes, şu sıralar telaşlı. Öyle telaşlı ki, vakti zamanında Hrant Dink'i hedef tahtasına koyan medya, köşe yazarları ve siyasiler de... Herkesin korktuğu şey: Bu ülkede faşizm başladı! Demek ki, faşizmin nerede başlayıp nerede bittiğini tespit etmek lazım.
Bu yazıya karar verdiğim gün, yani sadece bir gün için gazete haberlerini, internette bu haberlere yapılan yorumları okudum. Demem o ki, fazla derine inmeye gerek yok, bir gün yeterli. İşte haberler: Sivas'ta Kamu-Sen öncülüğünde kimi sivil toplum örgütleri yürüyüp "Hepimiz Ermeniyiz" sloganına karşı çıkmış da demişler ki "Artık saflar belli olsun, hepimiz Türküz". Trabzon'da da bir platform açıklama yapmış aynı kıvamda. Ve de "Hepimiz Ermeniyiz" diye yürüyenleri, memlekete nifak sokanlar olarak yorumlamış. Devam edelim... Bu iki haber Hrant Dink ile ilgiliydi. Bir haberde ise CHP milletvekili Esat Canan'ın "PKK sadece dağda değil, Türkiye'de de var ve onların da Güneydoğu'da şehitleri var" cümlelerine istinaden yapılan yorumları okudum. Bir okuyucu "İnşallah Allah bana bir PKK'lı öldürmeyi nasip eder" demiş. Başka biri "Öncelikle gidip milletvekilliğinden istifa edip öyle havlasın. Unutmasınlar ki Türkiye Cumhuriyeti devleti onun gibi toplarla sarsılmaz çelik bir roket gibi çok vurdu, vuruyor ve vuracaktır. Bu devletin ekmeğini yiyip de hainlik edenler yine bu devlet tarafından cezalandırılır Esat efendi."
Bekçiler
İşte kilit nokta burası. Devlet adına hareket edip, devletin ekmeğinin hangi koşullarda yenilip hangi koşullarda yenilmeyeceğine karar veren doğal bekçiler! Bu bekçilere roller o kadar iyi biçiliyor ki, ekmeğe ihanetin belirdiği noktada, Ogün Samast gibi birileri çıkıp, kafa kafaya verip memleketin şerefini koruyor. İşte şu sıralar birden herkesin kafasına elma düşmüş gibi "Hepimiz Türküz" demesi, bu zincirleme görevlendirmenin bir halkası değil de nedir? Bu millet bir an için, yalancıktan Ermeni olmayı asla kaldıramayacak kadar Ermeni'ye karşı öfkelidir. Bu öfkeyi oldukça iyi yönlendiren, çekip çevirenlerin başında da geçmişten gelen gelenek olduğu kadar, medya da etkindir. "Türkiye Türklerindir" cümlesi her gün binlerce insana hatırlatılıyorsa ve de televizyon dizilerinde her gün kahraman evlatlar türetiliyorsa, devletin ekmeğinin bekçileri de mikro çeteler halinde türeyecektir. Ve bir taksi şoförünün köyleri nasıl yaktıklarını 10 saniye önce tanıştığı birine normallikle anlatmasından, bir futbol maçı esnasında "PKK dışarı" diye ortalığın karışmasına ve Trabzon'nun bir "kuvayi milliye" destanı yazmasına uzanır bu zincir. Herkes korksun diyorum. Çünkü Yaşar Kemal, Orhan Pamuk ve daha bir dizi aydının fotoğrafları, bu memleketin reşit olmamış çocuklarının odalarında veya bahçelerinde bir "atış talimi" esnasında kullanılıyor. Bu sebepten Orhan Pamuk'un akıllı olması isteniyor. Orhan Pamuk "akıllanır" mı bilmem. Ama akıllanması gerekenlerin listesi ziyadesiyle uzun.