Çıplak ayaklı Fatma

Çıplak ayaklı Fatma
Çıplak ayaklı Fatma
Bu ülkede yargı hukukun, insan haklarının aslan payını devlete saklayıp kalan kırıntıları da halka adalet diye dağıtageldi. Fatma'yı 13 yıl önce infaz edildi ve savcının tutanağına şu ifadelerle geçti: "13-14 yaşlarında çıplak ayaklı örgüt mensubu"
Haber: İRFAN AKTAN* / Arşivi

Katillerin, toplumsal hafızadan nasiplenmediğini düşünmeyin. Biz nasıl ki acıları unutmuyorsak, onlar da acıların bedelsiz kaldığını unutmazlar. Bebekten katil yaratan güç, masumları katletmenin bedelsiz kaldığı bilgisinden devşiriliyor.
Çarşamba günü görülen bir “faili meçhul” davasında sanıklardan Korkut Eken, kendisine “katil” diyen BDP milletvekili Pervin Buldan’a küfretmiş. Devletin kir bezi olarak kullandığı karanlık adamların cüretkârlığı boşuna değil. Bilirler ki, devlet kendi içinde şedit savaşlara girse de, onlar her zaman korunacak. Eken’in Buldan’a küfrettiğini hâkim o sırada duymamışmış, o yüzden de kayıtlara geçmemişmiş! Bu ülkede yargı hukukun, insan haklarının aslan payını devlete saklayıp kalan kırıntıları da halka adalet diye dağıtageldi. Binlerce yargısız infaz, faili devlet cinayet, katliam, talan, köy yakmalar, zorla kaybetmeler yargının katiller için üç maymunu oynamasıyla mümkün olabildi. Bu ülkede savaşın tek aktörü asker, polis, hükümet değil, onların arkalarını toplayan yargıçlardır da.

Fatma’yı bilir misiniz?

Anaakım medya iktidar paylaşım savaşına kendince mühimmat taşımakla uğraşırken, Kürt medyası 1990’ların savaşından kalma karanlıklara mum tutmaya devam ediyor. Bu sefer o karanlıktan çıplak ayaklı bir kız çocuğunun hikâyesi çıktı. Fatma Erkan’ı hatırlıyor musunuz? Hani şu 13 yaşındayken, Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Sîte köyünde öldürülen kız çocuğunu. Hatırlamıyorsunuz değil mi? Boşuna Google taraması filan yapmayın, herhangi bir fotoğrafını bulamazsınız. Onun için yapılmış yürüyüşlerden, anmalardan fotoğraflara da ulaşamazsınız. Bunun, yeni internet yasasının getirdiği sansürle de bir ilgisi yok. Fatma için zaten herhangi bir yürüyüş yapılmadı. Henüz nüfus cüzdanı bile olmadan devlet tarafından öldürüldüğü için ismi savcı tutanağına “çıplak ayaklı örgüt mensubu” olarak geçti.

Pembe eşofman

Savaşın siviller üzerinde kurduğu en büyük tahakküm, en temel haklarını unutturmaktır. Ailesi, Fatma’nın yaşının neredeyse iki katı süre boyunca (19 yıl) sessiz kaldı. Korkudan. Dicle Haber Ajansı’nın haberine göre 14 Ekim 1995’te, Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Sîte köyünü basan askerler, iki PKK militanıyla birlikte (onların isimleri yok elbette) Fatma’yı da infaz etti. Nüfus kaydı olmayan Fatma, bir gün sonra olay yerine giden savcının tutanağına şu ifadelerle geçti: “13-14 yaşlarında çıplak ayaklı örgüt mensubu.”
Görgü tanıklarının anlattığına göre akşam saatlerinde köyü çembere alan askerler ve korucular, ikazda bulunmadan köyü yaylım ateşine tuttu. Ertesi gün teşrif eden cumhuriyetin yılmaz savcısı, Fatma’nın 45 kilo ağırlığında, 1 metre 30 santim boylarında, 13-14 yaşlarında, kumral saçlı, buğday tenli, kahverengi gözlü bir PKK’li olduğunu tutanağa geçti. Muhtemelen Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ filmindeki ceset tespit sahnesindeki savcının soğukkanlı edasıyla… Fatma’nın küçük bedeni şu vaziyetteydi: “Üst kısmında açık kahverengi gömlek olduğu alt kısmında karışık renkli etek, pembe eşofman olduğu, ayaklarının çıplak olduğu, her iki ayağının yanında da terlik olduğu... Cenazesinin yanında 10 adet G-3 piyade tüfeğine ait boş kovan bulunduğu…”
Pembe eşofmanlı, çıplak ayaklı Fatma’nın başucunda, tıpkı Uğur Kaymaz’ınki gibi terlikler ve bedenine saplanan mermilerin boş kovanları durduğu halde, dönemin savcısı devletinin kirli işini PKK yaftasıyla aklamaya çalıştı. Belki diğer çocuklarını, belki de kendini o kurşunlardan sakınmak için, koruculuk dayatmasına direnen baba Hasan Erkan, kızının infazını ancak şimdilerde dillendirebildi ve İHD’ye başvurdu. Özgür Gündem gazetesi de bu olayı haber yaptı. Fakat yaygın medya, bırakın bu olayın izini sürmeyi, Gündem’in haberini iktibas dahi etmedi. Kimse Fatma’nın katillerine karşı sokaklara çıkmadı. Twitter’dan kampanyalar başlatılmadı. 1990’lardan beri sistematik olarak sürdürülen Kürtlere yönelik vahşet, hâlâ sessiz kalınarak onaylanırken, çıplak ayaklı çocukların ailelerinin sızısı, çok uzaktan gelen nahoş bir seda olarak yankılanıyor ve hemencecik yitip gidiyor. İşte katilleri besleyen güçlerden biri de bu sessizlik. Fatma’nın katillerinin ortaya çıkarılması için sosyal medyada ve sokakta kampanyaların başlatılmasını, binlerce kişinin yürüyüş yapmasını beklemiyoruz. Fakat şunu biliyoruz ki, Ali İsmail Korkmaz’ın, Ethem Sarısülük’ün, o güleç ifadeli gençlerin katillerinin kollayıcılarıyla Fatma’nın katillerinin kurtarıcıları aynı salonlarda “adalet” dağıtıyor.

OHAL’i bilmeyen

Unutmayalım ki Gezi’de gençlere yönelen namlular daha önce Türkiye Kürdistanı’nda kullanıldı, kullanılmaya da devam ediliyor. Kürtlere yapılan zulme sessiz kalındıkça, OHAL hukuku tüm Türkiye’ye yayıldı, yayılıyor, yayılacak. Bakın, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine mahkeme, Ankara’da fiili bir OHAL kararı aldı. Hiç deneyimlememiş olanlar Ankara’daki OHAL’in bir adım sonrasını da öngöremez. Fakat birazcık etrafınıza bakın, bastığınız yerleri toprak deyip geçmeyin, biraz eşeleyin. Orada OHAL döneminden kalma Kürt çocuklarının kemiklerinin olduğunu göreceksiniz. Evet, hakikati internette aramayın. Çünkü 1990’larda Kürt çocuklarına, gençlerine, yaşlılarına uygulanan zulmün ancak binde birini orada bulabilirsiniz. Oysa hakikatlere dair tüm bilgiler, 1990’lardaki zulme sessiz kalarak ortak olanların hafızasında. O hafızayı Kürtler için değil, kendiniz için deşmeye çalışın.

* Gazeteci