Çirkin belki ama güzel değil

Çirkin belki ama güzel değil
Çirkin belki ama güzel değil
'Güzel Çirkin', anlatmaya çalıştığı hikâyeyle 'Arka Sokaklar' ve 'Behzat Ç.'nin yapılarını birleştirmeye çalışmıyor, oyunculardan da benzer çabayla, anlatı ilerledikçe karmaşıklaşan, derinleşen karakterlere dönüşmesini bekliyor
Haber: ORHAN TEKELİOĞLU* / orhantekelioglu@gmail.com / Arşivi

İyice belli oldu ki, anaakım bir kanalda polisiye çekmenin iki model dizisi var. Bir uçta, kolayca reyting alan bir dizi yazma matematiğinin her türlü “kancasını” (narrative hook) kullanan ‘Arka Sokaklar’, öte yanda izleyiciyi zorlayan, çetrefil bir hikaye ve karakter derinleşmesini hakkıyla uygulayan ve siyasal gönderme yapmaktan da imtina etmeyen ‘Behzat Ç’. Tam da bu iki uç arasında bir “köprü” olmaya çabalayan, ikisinden de yararlanmak isteyen bir dizi izlenimini veren ‘Güzel Çirkin’, Kanal D’nin yaz döneminde başlayan iddialı işlerinden. “Peki, olmuş mu?” sorusunu sormadan önce “model” dizilerin anlatı tekniklerine daha yakından bakmak yararlı olabilir.
‘Arka Sokaklar’ın bu kadar yıl sonra bile neden başarılı olduğunu anlamamakta ısrar edenler için birkaç “kancadan” söz edebiliriz. Neredeyse bir “mahalle/ aile dizisi” kıvamında izleyiciye çok tanıdık gelen karakterler, bir bölümde anlatılıp neticelendirilen cinayetler, kültürel kodlarla asla çatışmayan, aksine “onaylayan” ahlaki bir arkaplan. Böylece klasik, kolayca izlenir dizi mantığının her türlü “kancası” kullanılırken, ekranın başına “kafa dağıtmak” için oturan, bir yandan sohbet eder ya da yemek yerken bir yandan da diziyi gözucuyla izlemek isteyenler için birebir bir formül var. İşin içine biraz da “aksiyon” sahneleri konduğundan, ekrandaki “hareket” izleyicinin ekranla temasını da koparmıyor.

Behzat’ın çıtası

‘Behzat Ç.’nin neden öteki uçta olduğunu da böylece anlamaya başlıyoruz, dizinin bölümlerde anlatılan ve çözülen cinayetlerinin yanı sıra gittikçe derinleşen, çetrefilleşen ve aynı zamanda, dizide yer alan karakterlerin de kişiliklerini karmaşıklaştıran bir ana-anlatısı var. Anlatım teknikleri açısından da biteviye gitmez ‘Behzat Ç.’, bazen neredeyse avantgarde oyunculuk ve sahneleme tekniklerini temel alan bir dili benimser. Bazen de sürekli gidiş gelişlerle Behzat’ı “çoklaştırır”, izleyiciyi bir rüya âlemine sokar, ürkütücü bir karabasan izletir. Muhalif ve aykırı siyasetten, varolan kültürel kodlara ters temalara dokunmaktan asla çekinmese de ekranda bir “yabancılaştırma” hissi de yaratmaz. Sokaktan, mahallemizden, aramızdan gibi algılanabilecek karakterlerle (“insanlarla”) kurgular anlatısını, kara mizahı, küfrü ve ironiyi de her daim arkaplanda tutar. ‘Behzat Ç.’nin, bildik nedenlerle bitirilmesi ya da “ sinema ” mecrasına zorunlu transferi, oluşturduğu “çıta” gerçeğini değiştirmez. Belki de yıllarca yanına bile yaklaşılamayacak bir çıta.
‘Güzel Çirkin’, anlatmaya çalıştığı hikayeyle sadece bu iki model dizinin yapılarını birleştirmeye çalışmıyor, oyunculardan da benzer çabayla, anlatı ilerledikçe gitgide karmaşıklaşan, derinleşen karakterlere dönüşmesini bekliyor. Dizinin öne çıkan üç karakterine bakınca işler hiç de istendiği gibi gitmiyor.

Sunal ve Elmas

Öncelikle Ali Sunal’ın canlandırdığı Komiser Murat’ın durumu çok zor. Dizinin en karmaşık karakterlerinden biri olması gereken Murat’tan ne yazık ki “sevilebilir” bir anti-kahraman çıkamıyor. Behzat, bir anti-kahraman olarak yaratılmış da olsa, en sempatik hâllerinde bile “yabani” kalabilen, ketum ve tekinsiz bir oyunculukla ekranda hayat bulmuştu. Halbuki, Ali Sunal’ın Murat’ı basbayağı mahallemizin delikanlısı, annesinin bir tanesi, fırlamanın önde gideni, velhasıl tipik bir “mahalle dizisi” karakteri. Gitgide “çirkinleşmesi” gereken bu adamın gelip gidişleri onu olsa olsa bir “kader kurbanına” dönüştürüyor. Naz Elmas’ın Nazlı’sı ise bir başka âlem, dizimizin “iyisi” olması gereken bu karakterin nasıl bir haletiruhiyede olduğunu anlamak için mimiklerine bakmak yeterli! Hepi topu birkaç tane olan mimiklerle bu karakterin “derinleşmesi” mümkün değil. Üzülüyor mu, seviniyor mu, yoksa dalıp gidiyor mu anlayana aşk olsun! Gelelim, Murat’ın yardımcısı Şenol’a (Cahit Gök), kılığıyla doğrudan ‘Behzat Ç.’deki “Hayalet”e benzetilen bu karikatür karakterden bir de “Harunluk” yapması beklenince sonuç felaket oluyor. Görüntüsü o denli “hayalete” benzetilmiş ki, bir türlü kendisi olamıyor, varsa da oyunculuk yetenekleri ekranda görünenin ardında yok oluyor, siliniyor.

Çaba var ama...

‘Güzel Çirkin’in en büyük handikapı ‘Behzat Ç.’den neredeyse doğrudan “apartılmış” hikayesinde gizli. Şenol, aynen Harun gibi, gönlünü bir Rus fahişeye kaptırıyor ve başına gelmedik kalmıyor. Murat, kardeşi gibi gördüğü Şenol’un başını beladan kurtarmak için işin içine daldıkça dalıyor, böylece olay örgüsüne Rus mafyası, çalınan paralar, mafyayla hesaplaşma, adam öldürmeler, ev basmalar giriyor. Murat polislikten iyice sıyrılıyor, çirkinleşiyor. İyi de, zaten yardımcı bir karakter olan Harun’un Larissa’yla olan ilişkisi yan hikayelerden sadece biriydi. Behzat’ı Behzat yapan anaakım medyada “gösterilemezleri” gösterebilmesi, “dokunulamayanlara” dokunabilmesi değil miydi? Senaryo bu konuda Murat Komiser’e yardım etmek bir yana, sürekli çelme atıp duruyor. Örnek mi? Komiserimiz farkına varmadan bir gey bara giriyor, barmenle laflıyor ve o ne? Barmen onunla flört etmeye başlıyor, bizimki meseleye ayıyor ve tabii ki yaka paça barmene dalıyor, erkekliğini “kurtarıyor”! Ruslar konusunda ise zenofobik söylem zirve yapıyor. Bir yanda sürekli yalan söyleyen ve bu ülkeye sadece fahişelik yapmak için gelen kadınlar, öte yanda ‘Kurtlar Vadisi’nden hatırlayacağımız “aksanla” Türkçe paralayan Rus mafyasının kötücül baronları. Falso üstüne falso hikayenin ceremesi oluyor. İşi zor ‘Güzel Çirkin’in. Çabalıyor ve “çirkinleşiyor” belki ama, neticesi “güzel” olmuyor.
* Bahçeşehir Üni.