Çocuk bedeninde açılan yara

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre "Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psiko-sosyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek tüm davranışlar çocuk istismarıdır (çocuğa kötü muamele)".
Haber: FİGEN ÖZDEMİR / Arşivi

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre "Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psiko-sosyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek tüm davranışlar çocuk istismarıdır (çocuğa kötü muamele)". Cinsel çocuk istismarı ise çocuğun kendisinden en az altı yaş büyük bir kişi tarafından cinsel haz amacıyla zorla ya da ikna edilerek cinsel etkileşime maruz bırakılmasıdır. Burada "pedofili" olarak adlandırdığımız çocukluk ruhsal gelişimi açısından önemli travmalara maruz kalma sonucu oluşmuş ruhsal çarpıklığı olan birinin, henüz ruhsal gelişim aşamalarını tamamlamamış bir çocuğa travma yaşatması söz konusudur.
İnsan ruhunun o güne kadar oluşturduğu güvenlik duygusunu derinden sarsan travmatik olaylar, psikiyatride çok önemli ruhsal hastalıklardan biri olan "posttravmatik stres bozukluğuna" yol açarak kuşaktan kuşağa aktarılan boyutuyla insanların sağlıklı bireyler olarak yetişmesini önleyecek etkiler yaratır. Post-travmatik durumlar, bireyin ne karşı koyma ne de kaçma şansının bulunmadığı durumlarda kaldığında ortaya çıkar. Olay geçtikten sonra, tehlikeye karşı normal tepkiler bazı bileşenleri değişmiş ve abartılmış olarak devam eder. Aşırı uyarılmışlık durumları, kontrol edilemeyen fizyolojik uyarılmışlık ile kendini gösterir. Sinirlilik, öfke patlamaları, sürekli bir huzursuzluk hali, uykusuzluk, yüzde ateş basması, kalp ritim bozuklukları, kronik ağrı bu uyarılmışlığın yansımalarıdır.
Kör arzunun karanlık sonuçları
Travma yaratan deneyimlerin anıları genelde açık sözel öyküler şeklinde değildir. Bu anılar duygulardan arınmış görüntüler şeklinde olabilir. Travma anında bellekteki normal sözel kodlama devre dışı kaldığı için, travmatik anılar normal anılardan farklıdır. Bu tür anılar "flashback" dediğimiz, ani travmatik olayı hatırlatan, travma anından kopuk görüntüler ve kâbuslar şeklinde geri gelebilir ve kolayca tetiklenebilir. Travmatik durumlarda bireyin etkin kendini savunma sistemi devre dışı kalır. Duygusal ve fiziksel örselenmekten kaçınmak için geçici bir karakter veya benlik algısı değişiklikleri olabilir. Bu duruma "disosiasyon" denir. Bazen "sonsuz bir şimdiki an"da yaşıyor olma duygusu, neden olan olaydan sonra o kadar uzun sürer ki, bu tepkinin travma ile ilişkili olduğunun anlaşılması güç olur. Bu durum kişilik üzerinde derin izler bırakabilir.
Bireyin kendi içinde veya başkalarıyla olan ilişkilerinde "bağlantılarını yitirme" veya başka bir deyişle "kendilik" kaybı olabilir. Birey travma öncesi eriştiği gelişim düzeyi ile bağlantılarını yitirebilir. Eski çatışmalar, daha önce tamamlanmış gelişim basamakları ve üstesinden gelinmiş psiko-sosyal gelişim süreçleri tekrar yüzeye çıkabilir. Yaşanan travmanın insan ruhsal yaşamında yol açabileceği sorunlar çocuklarda çok daha ağır sonuçlar doğurabilir. Ruhsal yapıları henüz şekillenmekte olan çocukların her türlü güvenlik duygusunu altüst eden bu tür travmatik olaylara maruz kalması, geriye dönüşsüz sonuçlar doğurabilir.
Travma yaşamış çocuk
Cinsel açıdan travma yaşamış çocuğun bu travmadan ne şekilde etkileneceği pek çok etkene bağlıdır: Ruhsal açıdan hangi gelişim aşamasında olduğu ve sağlıklı bir ruhsal gelişim içinde olup olmadığı, daha önce başka travmalara maruz kalıp kalmadığı, travma sonrası aile ve yakın çevresinin yaklaşımı, cinselliğe yüklediği anlam gibi...
Henüz bedensel bütünlüğün sınırlarının algılandığı ve "ben" olarak kendilik sınırlarının çizgilerinin belirdiği bir ruhsal yapılanma aşamasında bu sınırları yani "varlığı" hiçe sayarak yaşatılan travmatik maruziyet çocuklarda yetişkininkinden çok daha ağır sonuçlar doğurur. İçinde yaşanan sokak, mahalle, toplum ya da evren, belki de tüm erişkinler dünyası artık güvenilmez, tehlikelerle dolu, örseleyici, düşmanca, sevgisiz bir ortam olarak algılanır. Çocuklarda dış dünyaya ait algılanan her şey kimliklerin rahatlıkla bir parçası haline gelir. Çocuklar yaşadıkları travma sonrası başedilmesi güç bir çaresizlik duygusuyla karşı karşıya kalırlar. Yapılan araştırmalarda, ağır kişilik bozukluğu olanların çocukluğunda cinsel istismara maruz kaldıkları görülmüştür. Özellikle kimlik karmaşası, güvensizlik, duygulanımda inişler ve çıkışlar yaşayan, tutarsız, kendine zarar verici davranışlar göstermesiyle tanımlanan "borderline kişilik bozukluğu" olanların yaklaşık yüzde 80'inin çocukluğunda cinsel istismara maruz kaldığını biliyoruz.
Çocukluğunda ezilmiş, cinsel istismara maruz kalmış, şiddetin ve terörün acımasızlığını yaşamış toplumsal yapılanmalarda, şiddet ve baskı bir çeşit toplumsal zorunluluk ya da kanıksanmış bir yaşam tarzı olarak belirir. Çocuklar bir ilişki biçimi, bir varoluş göstergesi olarak şiddeti benimserken, varolma biçimi olarak yok etmeyi, kavgayı, savaşı, yıkıcılığı seçebilir. Çocukları, şiddet içeren deneyimler ve yaşantılarla kavrulan toplumlar ilerde edilgen, ürkek, bağımlı, sömürüye açık silik erişkinlerden oluşan kimliksiz bireyler yaratır.
Bıkmadan umalım ki, bir gün tümüyle "insani" bir dünyada çocuklarımızı yaşatma şansımız olsun.

FİGEN ÖZDEMİR: Dr., psikiyatrist, İzmit Akademi Hastanesi