Çocuk pornografisi

Çok değil bundan birkaç sene öncesine kadar gazete ve televizyonlarımızda çocuklarla ilgili haberler karne günlerine, okul sıralarına ve ulusal bayramlara sıkışmış durumdaydı.
Haber: ERHAN ÜSTÜNDAĞ/BİA / Arşivi

Çok değil bundan birkaç sene öncesine kadar gazete ve televizyonlarımızda çocuklarla ilgili haberler karne günlerine, okul sıralarına ve ulusal bayramlara sıkışmış durumdaydı. Dışarıdan bakan biri medyadan yansıyan kadarıyla Türkiye'de çocukların güllük gülistanlık yaşadığını daha doğrusu yılın büyük bölümünde bu ülkede çocukların ortalıkta olmadığını düşünebilirdi. Şimdilerdeyse hemen her gün bir habere ya da yoruma rastlamak mümkün, üstelik konular da çeşitlendi: Sokakta yaşayan ya da çalıştırılan çocuklar, cinsel istismar, taciz, gasp, tecavüz, cinayet, yurtlar, uyuşturucu, yokluk, yoksulluk... Bir toplum bu kadar kısa sürede böylesine çökemeyeceğine göre, "gerçek" bu ikisinin arasında bir yerde olmalı ama nerede? Bunu medyadan öğrenmemiz mümkün görünmüyor.
Çocuk, taciz, tecavüz
Geçen yılı Türkiyelilerin Google'da en çok aradığı kelimelerin başında "çocuk pornosu"nun geldiği haberiyle kapatmıştık. Bu "vurucu haber" milli hassasiyetleri derinden sarsmıştı. Ardı ardına gelen operasyonlarla ülkenin dört bir yanında bu işe bulaşmış insanlar ortaya çıkarıldı. Her yeni haber beraberinde birkaç tane daha getirdi. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'na bağlı yurtlardan taciz, cinsel istismar, tecavüz haberleri ardı ardına gazete sayfalarına yansıdı. Kadıköy Yeldeğirmeni'ndeki yurtta bir çocuğa tecavüz edildiği iddiaları ortaya atıldı. Bütün bu olaylar birer "skandal" olarak, polisiye bir macera filmi şeklinde haberleştirildi mümkünse fotoğraflarla süslendi.
Son olarak geçen hafta içinde Nesin Vakfı'nda eğitmenlerin bir çocuğa tecavüz ettikleri haberi bazı gazetelerde yer aldı. Habere göre çocukların annesi savcılığa başvurmuş ve soruşturma başlamıştı. Vakfın yöneticisi Ali Nesin'in ertesi gün yaptığı açıklamalar bir yana, medya çoktan yargılamayı yapmış ve kararı vermişti: Medya bir iddiayı "gerçek" olarak, hem de büyük bir parça yakalamanın verdiği hazla önümüze atıyordu.
Bu tavrın nelere yol açabileceğini anlamak için üç sene önce Taksim'de madde bağımlısı bir çocuğun bir askeri öldürmesinden sonra yaşananları hatırlayalım. O güne kadar "görünmez" olan sokakta yaşayan, çalıştırılan, madde bağımlısı olan, her gün burnunuza bir kağıt mendil dayayan ya da arabanızın önüne atlayan çocuklar bir anda "düşman" ilan edildi. O "sokak çocuklarının", "tinerci"lerin neden o halde olduklarını bir türlü öğrenemedik. Yıllardır bu çocukların rehabilitasyonu için uğraşan fakat sesini duyuramayan Umut Çocukları Derneği Başkanı Yusuf Kulca, medyanın damgalayıcı bakışı yüzünden bağışların kesildiğini, zaten zar zor yürüyen derneğin kapanma noktasına geldiğini söylüyordu. Yoksulluk ve yoksunluğun yarattığı şiddete maruz kalan çocuğun yanıtı da aynı şekilde olurken, medyanın çözüm önerisi de toplumsal şiddet sarmalının devamından öteye gitmiyordu.
Medyanın çocukların istismarıyla ilgili olayları toplumsal bir sorun olarak ortaya koymak yerine tekil üçüncü sayfa haberleri olarak ele alması kaş yapayım derken göz çıkarmasına neden oluyor. Çoğu zaman yapılan haberler, istismar edilen çocukların teşhirine, damgalanmasına dolayısıyla bir defa daha hak ihlaline yol açıyor. Haberin kurgusu ve yazımında ne mesleki etiğe ne de yasal düzenlemelere özen gösteriliyor.
Gidişata bakarak bu topraklardan çocuklarla ilgili daha çok sayıda tecavüz, taciz, cinsel istismar haberi çıkacağını kestirmek güç değil. Bu medyatik vakıanın varacağı yer belli: Kitlesel çocuk pornografisi. Medyanın çocuğa yönelik cinsel şiddeti kamusal dolaşıma pervasızca sokuş biçimine bakınca buradan o çocuklara bir fayda gelmesini beklemek mümkün görünmüyor. Hepi topu 150 yıllık bir kitle iletişim tarihimiz olduğu düşünülürse medyamızın son 15 yılda yaptığı atakla en sonunda dünya standartlarını yakalamış olması bir başarı olarak görülebilir. Bu hızlı değişimin sonunda her türlü şiddetin ardından ana haber bültenlerinde canlı idam görüntüleri de izledik. Sırada bu mu var dersiniz?