Çocuk sömürüsü, pornografi ve ötesi

Gündelik dilde söyleyiş kolaylıkları adına gereksiz indirgemelere ve bitiştirmelere başvururuz. "Çocuk pornosu" da bu tür kavramlardan biri. Oysa, çocuk ve pornografi bir arada düşünülemeyecek iki olgu.
Haber: TAHİR ABACI / Arşivi

Gündelik dilde söyleyiş kolaylıkları adına gereksiz indirgemelere ve bitiştirmelere başvururuz. "Çocuk pornosu" da bu tür kavramlardan biri. Oysa, çocuk ve pornografi bir arada düşünülemeyecek iki olgu. Kimi 'yetişkin'lerin sözde 'cinsel doyum' için çocukları kullanmaları ve buna ait görüntüler 'pornografi'nin çok ötesinde bir durumdur, sömürüdür, tecavüzdür, hak ihlalidir. Bu nedenle 'çocuk istismarı' olguyu doğruya daha yakın biçimde ifade ediyor.
Hemen 'fiili' bir ayrımı anımsatalım. 'Pornografik' öğelere "merak" ya da "heyecan" gereği göz atmakta sakınca görmemiş pek çok insan için, çocuk bedeni sömürüsü görüntüleri tam tersine tiksinti vericidir, bakılabilir bile değildir. Gerçi aynı ayrım pornografinin kendi içinde de yapılabilir. Kimi insanlara cinsellik içeren görüntülerin tümü itici gelebilir, kimi insanlar ise erotizm ile pornografi arasında ya da cinsel tercihler arasında seçici davranır. Öte yandan, başkalarının bu tür görüntülerine bakmaktan hoşlanan pek çok insan, kendisi asla böyle görüntüler vermek eğiliminde değildir. Ancak, çocuk bedeni sömürüsü ve bunun görüntüleri hepsinden farklıdır ve orada açık biçimde bir 'hak ihlali' söz konusudur. Hak ihlali, zorla ya da gizlice alınmış ya da isteğe bağlı olsa bile beden ve ruh sağlığını tehlikeye atar yöntemler içeren ya da teknolojik yöntemlerle (fotomontaj, vb.) üretilmiş erişkin görüntüleri için de geçerli. Bunları da 'pornografi' içinde düşünmek doğru değil. Çünkü erotizm ve onun doğalcı, indirgeyici ve arsız kardeşi pornografi, sonuçta 'iradi' olmak ve toplumların koyduğu sınırlara uymak kaydıyla kişileri ilgilendirir. Parantez açarak ekleyelim: Erotizm ve pornografi, günümüzde kapitalizmin, modanın, tekstil ve kozmetik sanayinin, popüler kültürün, mafyanın ilgi ve denetimi altında hiç de 'iç açıcı' bir görünüm sergilemiyor. Ancak, konunun "günah", "ayıp", "haram" kültüyle karşılanması, sadece olgunun bilimsel yaklaşımlar ve doğallığı içinde ele alınmasının önünü kesebiliyor, sadece ona "yasak" koyabiliyor, aykırı çözümler içinde metalaşmasına ve manipüle edilmesine değil.
Çocuk bedeni sömürüsü ile erotizm ve pornografi arasında, isterseniz 'içgüdüsel' diyelim, çok önemli bir ayrım daha var. Organik varlıklarda soyunu sürdürme ereğinin bir ürünü olan üreme güdüsü, az ya da çok 'kışkırtıcılık' içerir. Sözgelimi çiçeklerde bile albeninin birincil işlevi, biz onları koku ve süs için kullanalım diye değildir, tohumu yayacak ilgilere yol açmaktır. Erotizm ve pornografi de, benzer bir işlevle eski çağlardan beri çeşitli düzeylerde ve biçimlerde kabul görmüşlerdir. Oysa çocuk bedeni sömürüsü, tam tersine insan soyunu sürdürme ve üreme güdüsüne aykırı bir durumdur, o konuda zarar vericidir. Bunların uzantısında üçüncü bir ayrım çizgisi daha çekebiliriz: Toplumların erotizm ve pornografiye bakışı tarih boyunca sabit kalmadı, görelilikler, farklılıklar ve gelişmeler gösterdi. Başka deyişle "normal"in içeriği ve hacmi sürekli değişti. Oysa çocuk bedeni sömürüsüne duyulan tepkiler, tarihin her döneminde sabit kaldı, konu her zaman çoğunlukça lanetlendi.
Kanunlar ve ölçüler
Nitekim, pek çok ülkede, erotik ve pornografik materyaller belli kurallar ve sınırlar içinde yasal yollarla da ulaşılabilir durumda iken, çocuk bedeni sömürüsü görüntülerinin değil üretilmesi ve ticareti, bulundurulması dahi cezai yaptırımlara bağlandı. TCK'nın "Genel Ahlaka Karşı Suçlar"ı düzenleyen 7. bölümünün "müstehcenlik" ile ilgili 226. maddesine göre, 'müstehcen' ürünleri bir çocuğa gösteren, okuyan, okutan, dinleten, çocukların görebileceği yerlerde sergileyen ya da duyuran kişi 6 ayla 2 yıl arası hapis cezasıyla ve para cezasıyla cezalandırılır. Madde, "müstehcen görüntü, yazı ve sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları kullanan" kişiler ve bu tür görüntüler bulunduran kişiler için daha ağır cezalar (2-5 yıl arası) öngörüyor. Buna karşılık, yetişkin kişiler için 'müstehcen' yayın üretme, dağıtma, satma, bulundurma ancak belirlenmiş sınırların dışına çıkıldığında (içeriği görülebilecek biçimde satmak, özel satış yerleri dışında satmak, promosyon olarak sunmak, reklamını yapmak, vb.) cezai yaptırıma konu oluyor. Maddenin son fıkrasına göre de, söz konusu 226. madde hükümleri, "3. fıkra hariç olmak ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında uygulanmaz."
Bu konudaki sınırlar ve çerçeve, gerek TCK'da, gerek ilgili başka kanunlarda açık biçimde çiziliyor. Gelgelelim, cinsellik konusu, ahlak anlayışlarının, geleneklerin, dinlerin, inançların da müdahil oldukları 'tabu' konulardan birisi. Kamu görevlileri, cinsellikle de belki ilgili ama esas olarak 'hak ihlali' niteliğindeki olgu ve olayları, başka deyişle "suç"ları kovuştururken, kanunların çizdiği sınırların ötesinde kendi kişisel ahlak anlayışlarını, kendi inançlarını, kendi 'tabu'larını da ölçü alabilirler mi? Çocuk bedeni sömürüsü olaylarında da benzer durumlar oldu, konuyu ahlak ve inanç kaynaklı cinsellik lanetlemeleri içine yerleştirmek eğilimleri görüldü. Hatta asıl amacın üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi olduğu kuşkuları doğdu. Giderek, kanunda tanımlanmış suçların kovuşturulması adına değil, ama kimi zihinlerde yer tutmuş eğilimler adına, muhayyel baskıcı devlet projeleri ile uyumlu "sansür" eğilimleri başlatıldı. Hemen belirtelim, bu tür ölçülerin kullanımı, 'hak ihlali' ve suçlar ile, hak ihlali niteliğinde olmayan öğeleri bloklaştırdığı için, öncelikle görünür amacı ve toplumda 'infial' uyandıran olguların ortadan kaldırılmasına dönük çabaları kısıtlıyor. Bir kere daha tekrar edelim ki, hoşlanalım ya da hoşlanmayalım cinsellik, erotizm, pornografi, insan soyunun belki de hiçbir zaman vazgeçemeyeceği öğeler. Çocuk bedeni sömürüsü ise bu olguya katılmaması ve her zaman kovuşturulması gereken ağır bir 'hak ihlali'dir.
İkiyüzlülük ve sıradakiler
Toplumumuzda cinselliğin 'tabu' oluşu, bu tür olaylarda bütün tarafları etkileyen sonuçlara yol açıyor. Sözgelimi, pek çok insan için cinsel ve erotik materyaller ile alışverişleri en az aile hayatı kadar 'mahrem' bir konudur, dolayısıyla bunun teşhirinden hoşlanmazlar. Böyle bir durumla karşılaştıklarında da aynı 'tabu' gereği kendilerini savunmakta zorlanırlar, çekingen davranırlar. İnsanların elinde bir şekilde 'bulundurulması dahi suç' olan öğeler tespit edilirse elbette kovuşturulur, ama 'kovuşturma' kavramının kanunda yazılı sınırlar içinde olacağını unutmamak kaydıyla. Kovuşturulan kişilerin mahkemenin kesinleşmiş kararına kadar 'sanık' olduklarının unutulmaması, yine kovuşturma konusu materyalin elde edilmesinde kanun dışı yollara başvurulmaması gerektiği de artık evrensellik kazanmış ilkeler. İnsanları suça iten nedenlerin araştırılması, gerekirse 'psikolojik gözetim'e başvurulması da hem kanuni sürecin hem insani yaklaşımın bir gereği. Ancak, tuhaflıklar ülkesi Türkiye'de bırakın "suçlu"ların yasal haklarını, hele de bu tür olaylarda "mağdur"ların yasal haklarını korumak (yetişkinlerde rızası dışında, çocuklarda rıza bile olsa adını ve görüntüsünü yayımlamamak, koruma altına almak, psikolojik yardımda bulunmak, vb.) sorun haline geldi.
Öte yandan, çocuk bedeni sömürüsü olaylarında dikkat çeken yanlardan birisi de, bir bebeğe cinsel tacizle başlayan ve toplumu ayağa kaldıran olayın birden internet üzerinden görüntü yayanlar üzerine kaymasıdır. Annesinin hastaneye götürmesi üzerine durumu ortaya çıkan İzmirli bebek dışında bu tür etkinliklerde bulunan şebekeler çökertildi mi, kurtarılan çocuklar oldu mu? Ortada oldukları için internet üzerinden görüntü alıp verenler yakalandı ama daha ağır bir suç olarak işi fiiliyata dökmüş olanlar için üç beş yetiştirme yurdu, yatılı okul garibanı dışında yeterince araştırma yapıldı mı? Malum, ülkemizde toplum ne zaman bir konuda 'infial' ortaya koysa, kolay ele gelenler toparlanır, hatta olayın boyutları ilgisiz alanlara doğru genişletilir ama asıl çirkinlik köşede bucakta bütün hızıyla sürüp gider. Öyle ki, bu konuda en günahkâr ama aynı zamanda en dokunulmaz olan kimi 'güç ve iktidar' sahiplerinin, "nasıl olsa bu yola düşmüş" gerekçesiyle oyun çağındaki çocukların çelimsiz gövdeleri için sıraya giren kimi sözüm ona "eşraf" taifesinin, 13 yaşındaki yavruları 'imam nikahı' ile koynuna almakta beis görmeyen kaşarlanmışların, o yavruların duygusuz büyüklerinin, mağdurun "şöyle güzel bir fotoğrafı"nın peşinde iştahla koşan sıradaki tecavüzcü kimi medya organlarının bile cinselliği lanetleme törenine şevkle katıldıkları görülür.
"Çocuklar geleceğimizdir" der beylik bir slogan. Çocuklar bugündür. Çocuklar haktır, hukuktur, sağlıktır, bilimdir, sanattır...
Hrant Dink için not: Bizim oraların ve evrenin, bizim kuşağın ve herkesin güzel insanı. Seni hep özleyeceğiz. T. Abacı