Çocukların işaret dili

Geçen hafta saygın bilim dergisi Science'da (17 Eylül, 2004 sayısı), aralarında benim de bulunduğum uluslararası bir araştırmacı grubunun, Nikaragua'daki bir grup işitme engelli çocuğun 30 yılda kendi kendilerine bir işaret dili geliştirdiklerini ortaya koyan araştırması yayımlandı.
Haber: ASLI ÖZYÜREK* / Arşivi

Geçen hafta saygın bilim dergisi Science'da (17 Eylül, 2004 sayısı), aralarında benim de bulunduğum uluslararası bir araştırmacı grubunun, Nikaragua'daki bir grup işitme engelli çocuğun 30 yılda kendi kendilerine bir işaret dili geliştirdiklerini ortaya koyan araştırması yayımlandı. Araştırma ben (Dr. Aslı Özyürek Nijmegen Üniversitesi/Hollanda - Koç Üniversitesi/Türkiye), Dr. Sotaro Kita (Bristol Üniversitesi /İngiltere), Dr. Ann Senghas (Columbia Üniversitesi /ABD) tarafından ortaklaşa gerçekleştirildi.
Kullandığımız dilin nasıl ortaya çıktığı bilim dünyasında uzun süredir tartışılan bir konu. Bazı araştırmacılar dilin insan beynine özgü bir sistem olduğunu ve dil yetimizin öğrenilmese bile bir refleks gibi ortaya çıkacağını iddia ederken, bazıları da dilin kültürel ve sosyal bir birikim olduğunu ve bir kuşaktan diğerine öğrenme yoluyla aktarıldığını savunuyor. Ancak bu tartışmayı açıklığa kavuşturmak oldukça zor. Zira hemen her çocuk doğumdan başlayarak konuşan ve dil bilen insanlar tarafından yetiştirilir. Bu durumda dil yetisinin öğrenilmese de ortaya çıkıp çıkmayacağını tahmin etmek çok zor oldu.
İşte bu yüzden Nikaragua'da bir grup çocuk tarafından yaratılan işaret dili, bilimdeki bu tartışmaya ışık tutuyor. Bu çocuklar, anne babaları hiçbir işaret dili bilmedikleri ve birbirleriyle iletişime geçmedikleri için doğumlarını takip eden sürede hiç bir dil öğrenememişler, ancak bir araya geldikten 30 yıl sonra ve üç kuşakta kendi aralarında bir dil geliştirmeyi başarabilmişler. Bu çalışma aracılığıyla, bilim tarihinde ilk defa dilin oluşumu, bütün basamaklarıyla ve doğal bir biçimde nasıl geliştiği gözlemlenebildi.
Pantomimden yeni dile
1970'lerde Nikaragua'da işitme engelli doğan çocuklar çoğunlukla evlerde kalıp birbirleriyle ilişkiye geçemiyorlardı. Bu durumda sadece evdeki diğer aile fertleriyle oluşturdukları basit bir pantomim sistemi kullanıyorlardı. 1980'lerde Nikaragua hükümeti bu çocuklar için bir okul açtı ve işitme engelli çocuklar ilk defa bir araya gelip iletişim kurmaya başladılar ve yeni bir dilin temellerini attılar. İlk kuşakta bu sistem daha çok pantomim özelliklerini taşıyordu ve konuşan insanların jestlerine benziyordu. Ancak 10 yıl sonra okula ikinci ve üçüncü kuşak işitme engelli çocuklar katıldı. Bu çocuklar hem bir önceki kuşaktan bu sistemi öğrendiler hem de onlardan öğrendiklerini aşarak bu sisteme dünyanın diğer dillerinde bulunan özellikleri kattılar. Yeni gelen çocukların oluşturdukları bu sistem diğerinden çok farklıydı, çünkü bu yeni sistemde bilgi küçük elemanlara ayrılıyor ve sistematik bir şekilde yan yana konuyordu.
Doğuştan gelenler
Bu çalışmada Dr. Senghas, Dr. Kita ve Dr. Özyürek, üç farklı kuşaktan oluşan gruplara bir çizgi film gösterip, işaret dillerini kullanarak gördüklerini anlatmalarını istediler. Filmin bir sahnesinde bir kedi bir topu yutuyor ve yuvarlanarak caddeden aşağı iniyordu. İlk kuşaktan çocuklar hem yuvarlanma hem de caddeden inmeyi tek bir el hareketiyle ifade ettiler. Ancak ikinci ve üçüncü kuşaklar tamamen farklı bir ifade kullandılar. Bu ifade tarzında yuvarlanma için farklı bir işaret, aşağı inme için ikinci bir işaret kullandılar. Bu demektir ki tümsel bilgiyi elemanlarına ayırıp her eleman için ayrı bir işaret kullanıyorlardı. Daha sonra elemanları birbiri arkasına koyarak bir cümle haline getirdiler. Bu da gösteriyor ki çocuklar doğuştan bilgiyi elemanlara ayırıp, biraraya getirme yetisine sahipler ve bu yeti etraflarında tam oluşmuş bir dil olmasa da ortaya çıkıyor. Bu bulgular bugün kullandığımız dilin temel elemanlarının, çocuklarda doğuştan olduğunu göstermesi bakımından çok önemli, çünkü kullandığımız dilin tamamen kültürel aktarımla ve öğrenme yoluyla geçtiği varsayımına karşı bir bulgu oluşturuyor. Doğduğumuzda tamamen bir dile sahip olmasak da, etrafımızda konuşulan dili duymasak da, bilgiyi en basit elemanlarına ayırarak ifade etme yetisine sahibiz.
600 yıllık Türk işaret dili
Harvard'ın önde gelen dilbilim profesörü Steven Pinker'a ("Language Instinct" kitabının da yazarı) göre bu çalışma çok önemli bir buluşu açığa çıkarıyor: "İşitme yetisine sahip çocuklar her zaman doğal olarak etraftaki dili öğrendikleri için, çocukların tam olarak dil öğrenme sürecine kendilerinden ne kattıklarını bulmak çok zor. Ancak bu araştırmanın sonuçları çocukların etraflarında öğrenebilecekleri bir dil olmadığı durumda bile bir dil yaratabileceklerini gösteriyor".
Bu satırların yazarı, halen Türkiye'deki işitme engellilerin kullandığı Türk İşaret Dili ile ilgili çalışmalar yapıyor. Türk İşaret Dili 600 yıllık bir geçmişe sahip. Ne yazık ki bugün okullarda öğretilmiyor. Bu durumda pek çok işitme engelli çocuk, 1970'lerin Nikaragua'sındaki çocuklar gibi sadece evlerinde aileleriyle bir pantomim sistemi kullanmakla kalıyorlar ve aileler çoğu kez çocuklarını diğer işitme engellilerle biraraya getirmiyor. Halbuki bu araştırmanın sonuçlarına göre bu çocuklar diğer çocuklarla biraraya gelirse evde aileleriyle oluşturamadıkları bir dil yaratabilirler.
Özyürek, Türkiye ve Hollanda'da işaret dili ve işitme engelli çocukların dil edinimi konularındaki çalışmalarını ve Türkiye'de işaret dilinin okullarda kullanılması için çabalarını sürdürüyor. Türk İşaret Dili ile ilgili ayrıntılı bilgiyi A. Özyürek, D. İlkbaşaran ve E. Arık tarafından Koç Üniversitesi'nde hazırlanan websitesinden daha ayrıntılı görebilirsiniz: http://turkisaretdili.ku.edu.tr/
* Dr., Nijmegen Üni., Hollanda ve Koç Üniversitesi, psikoloji