Çocukların yararı için

Çocukların yararı için
Çocukların yararı için

Mesele çocukları başlarına bir şey gelmeden korumak değil mi?

26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç. vakasının bir kez daha hatırlattığı önleyici sosyal hizmetler ihtiyacını karşılayacak bir düzenleme yapılmazsa, çocukları yeterince koruyamamaktan şikayet etmeyi sürdürürüz
Haber: SEDA AKÇO / Arşivi
BÜRGE AKBULUT / Arşivi

Bu hafta Türkiye N.Ç. davasıyla sarsıldı. N.Ç. 13 yaşında 26 yetişkinin cinsel istismarına maruz kaldı, mahkeme N.Ç.’nin kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğine karar verdi ve bunu hafifletici sebep olarak kullandı. Şimdi, bu kararın yarattığı infial ile faillere verilecek cezaları artıracak bazı kanun değişiklikleri tartışılıyor.
Oysa çocuklara yönelik cinsel istismar olaylarının biçimi ve sıklığı, bu sorunun sadece bir kanuni eksiklik sorunu olmadığını ortaya koyuyor. İçlerinde okul yöneticisi, kamu çalışanı da olan 26 yetişkinin de bulunduğu cinsel istismar olayının yarattığı infiali, bu olaya karışan kişilere ağır cezalar vererek gidermek mümkün mü? Elbette, bu tür eylemlere karışan kişiler ağır cezalarla cezalandırılmalı. Ancak tekrarını önlemenin yolu da, cezaların etkili biçimde uygulanmasını sağlamanın yolu da toplumda çocuk istismarı konusunda ortak bir duyarlılık yaratmakla mümkün. Bunun da yolu çocuk istismarına duyarlı, dolayısıyla çocuğu ihmal ve istismardan korumaya yönelik hizmetlere öncelik veren bir devlet yönetimidir.
Pek çok ülkede Çocuk Bakanlığı var. Türkiye’de de bir Çocuk Bakanlığı kurulması talebi var. Ancak, hükümet yetkililerinin de belirttiği gibi, hükümetin benimsediği “demokratik muhafazakâr” yaklaşım doğrultusunda esas hedefi “ailenin güçlendirilmesi” olan Aile ve Sosyal politikalar Bakanlığı kurulması tercih edildi. Çocukla ilgili hizmetler de bu bakanlığın görev alanına verildi. Bu durumda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının çocuğa yönelik sorumluluklarının, çocukların ihtiyaçları doğrultusunda tarif edilmesi gerekiyor.
Öncelikle, Bakanlığın kuruluşunu gerçekleştiren mevzuatın dili değiştirilmeli, çocuk bir birey olarak kabul edilmeli ve çocuğun refahının tesisi Bakanlığın hedeflerinden biri haline gelmelidir. Ailenin güçlendirilmesi nihai hedef değil, çocukların (ve tüm bireylerin) refahının ve korunmasının bir aracı olmalıdır.
Kanun Hükmünde Kararname’nin dört temel ihtiyaç doğrultusunda yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.
1- Önleyici sosyal hizmetlere öncelik verilmesi ihtiyacı: Kararname ile sadece Bakanlık’ın işleyişi düzenleniyor, genel sosyal hizmet politikasına ilişkin bir düzenleme yapılmıyor. Bu da bütün çocuk nüfusunu hedeflemesi gereken önleyici sosyal hizmetlerin nasıl sağlanacağı konusunda soru işaretleri yaratıyor. N.Ç. vakasının bir kez daha hatırlattığı önleyici sosyal hizmetler ihtiyacını karşılayacak bir düzenleme yapılmazsa, başına bir sürü olumsuz şey gelmiş olan çocukları yeterince koruyamamaktan şikayet etmeyi sürdürürüz. Önleyici sosyal hizmetlerden kasıt, çocuğu ve ebeveyni olumlu gelişimi sağlamak üzere destekleyici hizmetlerin tamamıdır. Ancak bununla sınırlı değildir. Önleyici sosyal hizmetlerin önemli bir parçasını riski takip etme ve önleme oluşturmalı. Önümüzde bu konuda çok önemli gündemler var: Örneğin çocukların erken yaşta evlendirilmelerine neden olan faktörleri araştırmak ve bu faktörleri ortadan kaldırmaya yönelik hizmetler planlamak uzun yıllardır yetkililerin el atmalarını bekleyen önemli bir iş.
2- Yerelde sosyal hizmet sunumunun standartlaşması ihtiyacı: Kararname sosyal hizmet sunumunun yerelleştirilmesini ve sosyal hizmet kuruluşlarının il özel idarelerine devredilmesini öngörüyor. Hizmet sunumunun yerelleştirilmesi hem yönetimin demokratikleşmesi hem de hizmetin hızlı ve ihtiyaca uygun biçimde sunulması bakımından önemli. Ancak hizmet kalitesinde iller ve bölgeler arasında oluşacak eşitsizliğin önüne geçmek için, bu hizmetlerin standartları ve kaynak dağılımının esasları önceden belirlenmeli, aynı zamanda bu standartlara ne derece uyulduğu da etkin bir şekilde denetlenebilmeli. Bunun için Bakanlık’ın denetim ve yaptırım yetkisinin ayrıntılı biçimde düzenlenmesi gerekiyor. Yerelleştirme yoluna gidilirken şu soruların cevaplarının bulunması gerekir: İller arasında hizmetlerin koordinasyonu ve kaynak transferi nasıl sağlanacak? Örneğin, korunması gereken bir çocuk veya kadının bir başka ile nakli kim tarafından nasıl düzenlenecek? Az olan meslek elemanlarının en fazla ihtiyaç olan alanlarda istihdamı nasıl sağlanacak? Bir yerel yönetim, bu alandaki sorumluluklarını yerine getirmezse müeyyidesi ne olacak? Her bir yerel yönetim için yükümlülükler kimin tarafından, nasıl belirlenecek? Yerel yönetimler bu hizmetlerin kaynaklarını nereden bulacak? Bulamazlarsa ne olacak? Bu konuda sorulabilecek, yanıtlanması gereken pek çok soru var. Elbette bunların yanıtları da vardır, ancak bu yanıtların kamuoyu tarafından da bilinmesi gerekir. Bu nedenle de düzenlemelerde yer almalıdır.
3- Planlama ihtiyacı: N.Ç. vakasının ortaya koyduğu en önemli ihtiyaçlardan biri, ilgili tüm Bakanlıklar arasında ve onların hizmetleri arasında işbirliği ve eşgüdümü sağlayacak bir otoritenin varlığıdır. Hakim çocuk istismarı olgusuna yabancı ise, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu; müdür yardımcısı çocuk istismarından anlamıyorsa Milli Eğitim Bakanlığı konuyu ele alacak olursa; sorunu çözmek için sistemli bir mücadele yürütme olanağı bulunamaz. Bunun için Bakanlığın hem yetkileri hem de teşkilatının bu ihtiyaca uygun biçimde yani ilgili diğer Bakanlıklar ve il teşkilatları üzerinde planlama ve koordine etme yetkisi olacak biçimde düzenlenmesi gerekiyor.
4- Özel gereksinimleri olan çocuklarla ilgili sorumlulukların açıkça belirlenmesi ihtiyacı: N.Ç. vakasının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı teşkilatlanmasıyla ilgili ortaya çıkardığı bir diğer önemli ihtiyaç da istismar veya suça sürüklenme gibi özel hedef grubuna giren çocuklara yönelik görevlerin açıkça tarif edilmesi. Bu konuda asıl önemlisi, bu sorumlulukları yerine getirmeyi sağlayacak gerekli personel ve bütçe düzenlemelerinin yapılmasıdır. Bu alanda halihazırda yaşanan en önemli sorun, özel ihtiyaca sahip çocuklarla ilgili sorumlulukların açıkça tarif edilmemesi, birden fazla sorumlu kurumun bulunması ve bu konudaki sorumlulukları yerine getirmek için gerekli personel ve kaynağın tahsis edilmemiş olması. Bu da yardıma en fazla ihtiyacı olan çocukların kendilerine uygun hizmete ulaşamamalarına neden oluyor. Örneğin suça sürüklenen çocuklara yönelik bakım, eğitim, tedavi ve koruma hizmetleri veren kuruluşlar senelerdir kurulmuyor, bu eksiklikten sorumlu tutulacak bir bakanlık da yok.
Özetle, çocuklar uzun bir zamandır, birinci önceliğin verilmesini ve bir birey olarak kabul edilmeyi bekliyorlar. Biz de çocukların bu beklentilerini dile getirmek suretiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan bu beklentiyi karşılayacak ve çocuk haklarının korunmasından sorumlu olacak bir teşkilat oluşturmasını talep ediyoruz. 

http://www.humanistburo.org/tr/calisalim-bizden-yorumlar_21_1.html 


SEDA AKÇO, BÜRGE AKBULUT:  Hümanist Büro adına