Çok çirkin hareketler bunlar

Çok çirkin hareketler bunlar
Çok çirkin hareketler bunlar

BBC Prime?da gösterilen ?The Line of Beauty?, Türkiye?de tartışma yarattı.

Türkiye'de iki erkeğin sevişmesiyle edep tartışmalarına konu olan 'The Line of Beauty' klasik bir gey ilişkisini değil, 80'ler İngiltere'sinin sosyoekonomik çalkantısını da anlatıyor
Haber: CAN YAMAN / Arşivi

Genelde haberleri internetten takip etmiyorum. Fakat 19.12.2008 tarihli milliyet.com.tr’de yayınlanan “flash” haber bu ezberi bozdu. BBC Prime’da yayınlanan bir dizi için yapılan “rezalet” yakıştırması, bunu örnekleyen türdendi.
Türkiye’de 90’lardan sonra önlenemez bir şekilde değişen Babıâli gazeteciliğinin İkitelli medyasına dönüşü, basın ahlakını erozyona uğratmıştı. Bu ahlak değişiminden en çok eşcinsellerin etkilenmesi, kimseyi şaşırtmadı. Özellikle Habitat öncesi Ülker Sokak kıyımı ve ardından E5’e sıçrayan “travesti terörü” gibi gündem başlıkları, farklılıklara karşı halkı kışkırtmak isteyen medya harekâtlarından birkaç tanesiydi. 2000’lere gelindiğinde adlarını neredeyse hiç duymadığımız LGBTT gerçeği, başka bir operasyona tabiydi. Basının son kertede gerçekleştirdiği “temiz ellerin” adı, sansürdü. Bundan şikâyetçi olan eşcinsellere yeni atak, geçenlerde gerçekleşti.
Buna ilk başta anlam veremediysem de haber kaynağına eşlik eden cümleler, haksız yargısını ortaya koyuyordu. Haberin yayınlanış tarzı şöyleydi: “Yüksel Altuğ’un haberine göre kanalın yayınladığı ‘The Line of Beauty’ adlı dizide, iki erkek soyunup sevişiyorlardı. Ceplerden prezervatiflerin bile çıkarıldığı bu sahne, o sırada kanallar arasında dolaşmakta olan pek çok Türk izleyiciyi de şoka uğrattı. Gazeteci Mert Savaş, hemen telefona sarılıp Kablo TV sorumlularını aramış. ‘Siz bu yayınları denetlemiyor musunuz?’ diye sormuş. Yetkili de Savaş’a ‘Şikâyetinizi BBC Prime kanalına iletmelisiniz’ diye sözde akıl vermiş!” 

AIDS’e dikkat çekilirken
Öncelikle sansürün ve Türkiye’deki gammazlamanın ne boyuta ulaştığını gösterdiği için adı geçen haber kaynağını kutluyorum. Çünkü burada bırakın yerli kanalları, kablolu bir kanalda yayınlanan televizyon dizisine müdahale etme cüretinden bahsediyoruz. Hoca’nın bindiği dalı kesmesi gibi, müdahaleyi kendine meslek edinmişlerin aynı baltadan bir gün nasiplerini alacaklarını buradan duyurmak istiyorum. Bu arada kendi meşru cinsel algısını, halk sağlığından öne koyan bir algıdan bahsediyorum. Halbuki prezervatif kullanımının artık bir tabu olmaktan çıkmış olması gerekiyordu. Bir insanın kullanması şart olan bir nesneden bu kadar korkma nedenini, onun yokluğunda bulaşacak hastalığın endişesi olarak görüyorum. Kaldı ki anneannemin Sultanahmet Camii resimli, saatli maarif takviminde yer alan 1 Aralık sayfasında, AIDS’e dair açıklayıcı bir dil kullanılmış, o gün kutsanmıştı. AIDS’in düne nazaran daha fazla gündem işgal etmesi gerekirken, ona karşı girişimlerin engellenmesine şaşmamak gerekirdi.
Ayrıca adı geçen dizi, klasik bir gey ilişkisini değil, 80’ler İngiltere’sinin sosyoekonomik çalkantısında iki geyin hayatını anlatıyordu. Kısaca baştan sona sevişme sahnesi arayanlar için sıkıcı bir yapımdı. İçten ve sevgi dolu bir bağ arayanlar içinse farklı bir dil tercümesiydi. Hâlâ bu bağı anlamayan, buna karşı koyan, ihanet eden insanlara inat gelişmiş bu dil, yüzyıllar boyu kendini gizlemek zorunda kalanların lisanı olarak hayatta kalmayı sürdürmüştü. Bu uğurda çekilen diziler, bir yüzyıl önce kürek cezalarına çarptırılan yazarlara adanmış bir özür olarak yayınlanıyordu. Bugünlerde çokça işittiğimiz özür kelimesini Mert Savaş ve türevlerinden duymaksa arık bizim için farzdı.
Sonuçta ayrımcılık artıyor ve AIDS’e dair korunma reklamları yasaklanıyor. Güvenli ilişki ise özendirir etiketiyle engelleniyor. Buna oranla ezilen tahammülü giderek azalıyor. Yunanistan’daki öğrenci katliamı, Irak’ta Bush’a atılan ayakkabı derken dünya koca bir kaosa sürükleniyor. Ve biz eşcinsellere yönelik saldırılar ivme kazanarak büyüyor. Umarım bunun sona ermesini dilemek ahlaksızlık değildir. Çünkü huzur hepimize gerekli. En çok da kendimize!